Dinin geleceği

12.02.2012 08:28

Ali Köse

Modernlik, tarihin bir dönemiyle yani içinde bulunduğumuz dönemle özdeş bir kavram.

Tarihin geride kalan bölümlerinde insanoğlunun manevi ihtiyaçları, metafizik alanı keşif görevini üstlenen din tarafından karşılandı. Ancak dinin bu rolü hiçbir dönemde, modern dönemde olduğu kadar sorgulanmadı. Bu sorgulama, insanın artık manevi ihtiyaçlarının olmadığı veya manevi ihtiyaçlarını gidermek için dine başvurmadığı anlamına gelmez. Yani modern dönemde insanlığın dinle bağlantısı kesilmedi. Eğer tarihteki her dönemi bir zincirin halkalarına benzetirsek, modern dönem de bu zincirdeki halkalardan biridir. Haliyle modern insan kutsalla ilişkisini devam ettirmektedir. Bu ilişkiyi sağlayan araçlar ise çok çeşitli olabilir. Kimileri için mabette ibadet, kimileri için türbe ziyareti, kimileri için vatan uğruna şehit düşme eylemi olabilir.

Aydınlanma teorisyenlerine göre insanoğlu Aydınlanma Çağı'nda sekülerleşme trenine binecek ve dinsizlik durağına doğru ilerleyecekti. Teknoloji ilerledikçe modernleşilecek, modernleştikçe din yok olacak ve sonuçta insanlar tabiatüstüne yönelik inançları terk edeceklerdi. Hatta bunun için tarih bile vermişlerdi. Verdikleri nihai tarih 20. yüzyılın sonuydu. Ama 21. yüzyıla girilirken hiç de öyle olmadığı görüldü. Bugün Amerika dünyanın teknolojiyi en üst düzeyde kullanan ülkesi, ama aynı zamanda dünyanın en dindar ülkelerinden. Haftalık kiliseye gitme oranı yüzde 40'lar düzeyinde. Ülkede 300 bine yakın kilise var. Amerikan başkanları göreve başlarken hâlâ İncil üzerine yemin ediyor. Halkın yüzde 70'i kendini dindar olarak tanımlıyor. (Bu oran Türkiye'de bile yüzde 45.)

Bugün "modern olmak", artık modernitenin sacayakları olarak bilinen akılcılık, sekülerlik ve bireyselcilik olgularını mutlaka Aydınlanma'nın tanımlarıyla algılamayı gerektirmez. Fransız laikliği de bir laiklik türüdür, Amerikan laikliği de. Hiç kimse Fransız modelini "modern", Amerikan modelini "modern dışı" göremez. Bugün Batılıların önemli bir kısmının bireyselcilikten şikâyet ettiklerini ve bu durumu aşmak için yeni arayışlara girdiklerini biliyoruz. Şimdi, bireyselcilikten geri adım atmaya başladılar diye "bu insanların modernliğine halel geldi" mi diyeceğiz? "Bunlar artık modern değil, çünkü rasyonalizme aykırı davranarak yıldız fallarına bakıyorlar" mı diyeceğiz? Yahut "vaftizli laiklik" diye tanımlanan İtalyan laikliğine "olmaz böyle laiklik" mi diyeceğiz?

Şimdilerde Amerika'nın meşhur sosyologlarından Rodney Stark, Dinin Geleceği isimli eserinde "dinsiz bir gelecek düşüncesinin bir yanılsama" olduğunu söylüyor. Rodney Stark gibi düşünen ve sayıları giderek artan sosyologlar, modernleşmenin daha önceleri iddia edildiği gibi dine düşman değil, tam tersine dini yeniden doğuran bir süreç olabileceğini savunuyorlar. Bugün Batı'da Yeni Dini Hareketler (New Age) başlığıyla anılan yüzlerce grup var. Astroloji, ruhsal şifa, ekolojik öğretiler, doğal beslenmeye önem veren beden sağlığı ve kişisel gelişimle ilgili akımların arka planında hep dinî motivasyonlar var. Dahası, Amerika'da Evanjelik Protestanlığın yükselişi dinin modern dönemde yok olmayacağının en belirgin örneğini oluşturuyor.

Peki, o zaman neden pozitivist, materyalist düşüncenin öngörüsüne rağmen din yok olmadı? Çünkü insanoğlu dinin kendisi için üstlendiği işleve muhtaç. İnsanoğlunun dünyayı, varlığı, kendisini anlamlandırması gerek. Kendi varoluşuyla, evrenin varoluşuyla ilgili sorulara cevaplar bulması gerek. Bu sorulara din kadar kesin cevaplar veren bir başka olgu yok yeryüzünde. Dinin bu sorulara verdiği cevaplar insanlar için hâlâ anlamlı.

MODERNLİK VE DİNDARLIK

İnanç, hayatı anlamlandıran bir araçtır. Sosyolog Peter Berger'in "homeless mind" (evsiz zihin) adını verdiği bir benzetme var. Ahiret inancı veya metafizik inancı olmayan insanları evsiz insanlara benzetir Berger. Bizler her sabah evimizden çıkıp günlük hayatımızın gereklerini yaparız, akşam olunca da eve döneriz. Gün içindeki tüm yapıp etmelerimiz akşam eve döneceğimiz için anlamlıdır. Oysa evsiz kişinin gün içindeki eylemleri anlamdan yoksundur. Dünya hayatı da böyledir. Ahirete inananların dünya hayatları tıpkı evi olan insanların gün içindeki hayatları gibi anlamlıdır. İnanmayanların durumu ise evsiz insan gibidir. Yani onların zihinleri, ruhsal yapıları evsiz insanın durumu gibidir ki, bu da insanı psikolojik olarak rahatsız eder. Din histir, duygudur. Ben dini "var olduğunu düşündüğümüz kutsal alanla bizi ilişkilendirdiğini hissettiğimiz sistem" şeklinde tanımlıyorum. Burada anahtar kavram hissetmektir. Dinin varlık nedenini bu kavram üzerine oturtursak birçok felsefi problemi halledeceğimizi düşünüyorum.

Bugün Avrupa ve Amerika'da seküler taleplere boyun eğen kiliseler zamanla erirken, tersi politika izleyen kiliseler yeni taraftarlar kazanıyor. Mesela İngiliz Kilisesi'nden Katolik Kilisesi'ne geçenlerin sayısı son yıllarda arttı. Aynı şey Amerika'da söz konusu değil, çünkü Amerika'daki Protestan kiliseleri zaten bu konularda Katolik Kilisesi'nden daha katı. George W. Bush'un ikinci kez başkan seçilmesinde bu konular çok etkili oldu. Amerikan seçimlerinin hep Irak Savaşı bağlamında cereyan ettiği düşüncesi hâkim bizde. Halbuki, Bush başkanlık koltuğuna ikinci defa dindar oylar sayesinde oturdu. CNN'de program yapan Amerikalı gazeteci Ray Suarez, Holy Vote (Kutsal Oy) başlıklı kitabında bu konuyu inceler. Amerika'da son birkaç seçimde tartışılan en önemli üç konu, eşcinsellik, kürtaj ve idam cezasıdır. Bu üç konu da dini doğrudan ilgilendiren ve duruşunuzda inançlarınızın etkili olduğu konulardır. Bush'un kazandığı ikinci seçimde rakibi Al Gore anketlerde önde giderken birden geriye düştü. Sebep, Al Gore'un eşcinsel evliliklere sıcak baktığını açıklamasıydı. 2008'de Demokrat Parti adayı Obama'nın kazandığı seçimdeki diğer adaylara bakıyoruz. Cumhuriyetçi Parti'den iki aday yarışmıştı başkan adayı olmak için. Birisi Baptist, diğeri Mormon'du; hem de en radikallerinden. Yaklaşan Amerikan seçimlerinde Obama'nın rakibi olmak için Cumhuriyetçi Parti içinde yarışan adaylardan birisi yine bir Mormon.

"Modern"in ne olduğu konusunda bir noktayı belirlemekte yarar var. Modernlik tek bir coğrafya veya dünya görüşünün tekelinde olan veya yalnızca bir merkez tarafından belirlenen bir durum değildir. Yahut neyin modern olup olmadığını belirlemek pek de mümkün değildir. Ama bugün kendilerini "modernitenin sahipleri" olarak görenler, modernliği neredeyse "ISO 9001" belgesi gibi bir standarda sabitlemek istiyorlar; tıpkı "İslam İlmihali" gibi bir "Modernlik İlmihali" kurguluyorlar. Oysa böyle bir tavır "modern" olgusunun doğasıyla uyuşmaz; çünkü modernlik değişkenlik içerir, dolayısıyla da bir ilmihali kaldıramaz.

Türkiye'de dindarlık hep iki şeyle özdeşleştirildi yıllardır: Yoksulluk ve cehalet. Buradan yanlış bir modernlik algısı devşirildi. Mesela dindar futbolcu, dindar siyasetçi, dindar üniversite hocası ya da dindar subay olamazdınız. "Kamusal alan" safsatası bunun için icat edilmişti. Şimdi bu makus talih yenildi, tabiri caizse Anadolu uyandı ve çevreden merkeze yerleşti. Aslında bir sınıf mücadelesiydi yaşanan. Merkeze yerleşmiş elitlerle Anadolu arasındaki mücadeleydi. Şehirleşme veya iç göçlerle merkezdeki yapı ve görüntü değişti. Modernliği, çağdaşlığı kendi tekellerinde görenlerin alışık olmadığı bir durumdu bu. Karşılarında çağdaşlıkla muhafazakârlığı, modernlikle dindarlığı buluşturan yeni bir sınıf vardı. Bu sebeple bu yeni sınıfı kabullenemediler. Jeep'e binen başörtülüyü, keman çalan türbanlıyı kabullenemediler. Mesela, ben üniversite hocasıyım. Müslüman'ım ve dinimin benden bir birey olarak talep ettiği şeyleri yapmaya çalışıyorum; bana doğrudan yasak kıldığı şeylerden de sakınıyorum. Mesela alkol almıyorum, domuz eti yemiyorum. Kendimi "modern" olarak tanımlıyorum. Modern eğitim sisteminin okullarında yetiştim. Londra Üniversitesi'nde doktora yaptım. Ama Türkiye'de kendi üniversitemde 29 Ekim'de Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda bana uzatılan kadehi reddettiğimi gören bir öğretim üyesi bana "gerici" diyor, çağdaş olmadığımı, modern olmadığımı düşünüyor. Mesela Katolik Cizvit tarikatının Amerika'da 27 tane üniversitesi olduğunu bilmiyor. 1930'ların laiklik anlayışını modernlik olarak bana takdim ettiğinin farkında değil. Bu anlayıştakiler Batılı futbolculara haç çıkarma hakkını verirken bizim futbolcularımızın dua etmesine karşı çıktılar. Çünkü çağdaşlığı, modernliği kendi ideolojilerinin ve zümrelerinin tekelinde gördüler. Ama artık bu söylemleri demode oldu. Onun için de gerek siyaset arenasında gerek ideolojik arenada kaybetmeye mahkumlar.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim