Dinî kültürümüz var mı?

09.03.2008 05:07

Mümtazer Türköne

"Din kültürü ve ahlâk bilgisi" dersleri hakkında AİHM'den sonra Danıştay'ın verdiği karar, hiç bitmeyen bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Diyanet İşleri Başkanı'nın, Danıştay'ın "bu derslerde tek bir mezhep öğretiliyor" gerekçesine, "bize sormaları gerekirdi" karşılığını vermesi normal.

Çünkü uzman görüşü olmadan bu dersin içeriği hakkında mahkemenin karar vermesi doğru değil. Alevîler ise, mahkemenin kararından memnun; çünkü dersin içeriğinin kendilerine çok uzak olduğunda ısrarlılar.

Genel nitelikli tartışmaları izlerken bireysel tecrübelerimizi hatırlamıyoruz. Hâlbuki hepimiz bu dersin öğrencileri olduk. Demek ki, hüküm verecek durumdayız. 80 öncesinde benim gibi "din dersi"ni ailenin talebi ile seçen öğrencilerden kaçı, bu derslerde din öğrenmiştir? Hepimizin aklı, o derse girmeyen arkadaşlarımızla birlikte sınıfın dışında kalırdı. İlahiyat veya Yüksek İslâm Enstitüsü mezunu bir din dersi hocası bulunmayınca görev felsefe hocasına, hatta beden eğitimciye verilirdi. Bu hocalardan da din dersinde dinsizlik propagandası yapanlar mutlaka çıkardı. Kendi adıma, isteğe bağlı din derslerinden birinde biyoloji hocamızın Darwin'in Evrim teorisini anlattığını hatırlıyorum. Şayet dinimi, sadece mekteplerdeki din derslerinden öğrenmiş olsaydım ne olurdu? Bu sorunun cevabını hepimiz ayrı ayrı verebiliriz. Şimdi durumun değişmesi, alanında çok iyi din kültürü ve ahlâk bilgisi hocalarının bulunması, sonucu değiştiriyor mu? Her şeyden önce sorun dini öğrenmek mi? Yoksa sevmek mi? Diğer dersler gibi çalıştığınız ve sınava girdiğiniz bir derste öğrendiğiniz bilgiler ne ölçüde işe yarar? Bir işe yarar ama hangi işe?

Bir zamanlar babamın bana yaptığını yaptım ve beş yaşındaki oğlumu ilk defa bu hafta cuma namazına götürdüm. Farzı kılarken camiyi birbirine kattı. Kimse kızmadı, azarlamadı. Bana da kimse kızmamıştı. "Camiye bir daha gelelim" demesi, cemaatten gördüğü ilgi ve sevgidendi. Dindarlık, dini öğrenmeden önce sevmekle başlar. Çocukların sosyalleşme, yani toplumun bir üyesi haline gelme süreçleri boyunca onlara dini sevdiren kim? Peki öğreten kim?

"Din kültürü ve ahlâk bilgisi" konusunda başka ülkelerle mukayese yaparken atladığımız çok önemli bir nokta var. Ülkemizde dini ancak devlet öğretebilir, hatta öğretenlerin devlet memuru olması bir mecburiyettir. İmam hatipler, din kültürü dersleri ve Kur'an kursları dışında kimse din öğretemez. Siz de dininizi öğrenmek istiyorsanız bunu; ancak devletin ruhsat verdiği kişilerden öğrenebilirsiniz. Aksini yapmak, yani resmî sıfat taşımadan dini öğretmek ve devlet kurumları dışında öğrenmek suçtur. Bu alandaki farklı uygulamaları emsal alırken, dünyada dinin sadece devlet tarafından öğretildiği tek ülkenin Türkiye olduğunu unutmamamız gerekir.

Temel olarak üç farklı uygulama var. Birincisine göre din dersleri müfredat içi ve mecburi. Avusturya'da olduğu gibi, anayasal olarak tanınmış her dinî cemaat öğretmen veriyor ve bu mecburî din dersinde öğrenciler ayrı sınıflarda, cemaatlerin atadığı öğretmenlerden kendi dinlerini öğreniyor. İkincisi, isteğe bağlı; ama din dersi almak istemeyenlere mecburî olarak "etik" dersi veriliyor. Almanya'nın bazı eyaletlerindeki gibi. Üçüncüsü ise, resmî müfredat içinde din dersine yer verilmiyor. Dinî eğitim almak isteyenler, kilise okullarına gidiyorlar ve resmî müfredatın yanında yoğun bir din eğitimi alıyorlar. Genel eğitim sistemi içinde bu okulların oranı bazen % 25'e kadar çıkıyor. Fransa gibi.

Her dinin kendine has bir eğitim programı var. Hıristiyanlık, Hz. İsa'nın Yahudi şeraıtının yükünü, kendini feda ederek kaldırdığına inandığı için çok basit pratiklere dayanıyor. Katolik Kilisesi, çok uğraşmasına rağmen bir ilmihal kitabı çıkartamadı. Aleviliğin en temel sorunu, merkezî bir öğretiye bağlanamaması. Sünni İslâm'ın en hayatî sorunu ise, tek inancın ve ortak pratiklerin sürdürülmesi.

"Din kültürü ve ahlâk bilgisi" dersi din eğitimi vermiyor. Ama çok esaslı bir şekilde tek akaid ve tek amel için referans teşkil ediyor. Din eğitimi üzerinde devlet tekeli kalkmadığı sürece, bu derse itiraz etmenin gerekçeleri meşrû değil.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim