Dini bilgiye ulaşmada nerede hata yapılıyor?

22.03.2013 07:07

Faruk Beşer

Dedik ki, İslam'ın yegâne kaynağı Allah'tır. Allah dinini Cebrail vasıtasıyla elçisine, ondan da kullarına bildirmiştir. Dinin aslı Kur'an-ı Kerim'dir, Sünnet de onun hatasız bir uygulamasıdır. Sonra bu iki kaynakta bulunup üzerinde sahabenin ve müçtehitlerin ittifak ettikleri hususlar, ardından da ittifak edilmese de münferit içtihatlar gelir.

Bunu, merkezde Kur'an-ı Kerim olmak üzere dışa doğru genişleyen; Kur'an, sünnet, icma, fıkıh daireleri olarak şekillendirip hayal edelim. Hepsi Kur'an-ı Kerim'i tam merkeze almaları şartıyla dini bilginin kademe kademe kaynağıdır diyebiliriz. Aslında yegane kaynak Kur'an-ı Kerim'dir, diğerleri ona tabi mecazi anlamda kaynaktır demek belki daha doğru olur.

Müçtehit olmayan âlimlerin yorumları ve tasavvufi yorumlar ise bu dairelerden sonra gelen daha geniş daireleri oluştururlar. Vaaz türü meviza kitapları, tasavvuf kitapları, çeşitli menkıbeler, kişilere özel yorum ve yaşama biçimleri bunlar hep İslam'dan beslenmiş anlamalardır. Doğrular da yanlışlar da içerirler. Ama bu tür kitapların hiç birisi hiçbir zaman İslam'ın bütününü gösteremeyeceği gibi, onun hakkında kesin bilgiler de veremez.

Şimdi merkezde Kur'an-ı Kerim'in bulunduğu iç içe girmiş bu daireleri tekrar düşünelim; beşinci ya da altıncı sıralardaki bir mevize ya da tasavvuf dairesinin çemberi doğal olarak çok uzun olacak ve daire çok geniş bir alanı kapsayacaktır. Eğer Kur'an-ı Kerim'i tam merkeze almışsa onu da İslam'ın dışında göremeyiz. Ama bu yolla İslam'ın anlaşılması ya da anlatılması hiçbir zaman resmin bütününü gösteremeyecektir. Çünkü bu çemberin değil tamamını, onda birini kat etmeye bile bir ömür yetmez. Bütünü bu yolla görebilmek için insan, ömrü boyunca çalışsa 360 derecelik mesafenin merkezden sadece 10-15 derecesine tekabül eden bir yol alabilir. Onun tam aksi istikametindeki birisi de kendi yönünden yine bu kadar bir yol alabilir. Ama birbiriyle kesişmeyen yollarda yürüdükleri için, birbirlerini hiç tanımayacaklar ve bu iki bakışın İslam anlayışı hiçbir noktada birleşmeyecektir. Her iki anlayış da İslam'dan kaynaklandığı halde muhtemelen birbirlerinin anlayışlarını İslam dışı sayacaklardır.

Bu seyrü sülük Kur'an-ı Kerim'in merkeze alınması durumunda böyledir. Bu mevize ve menkıbe anlayışlarının oluşturduğu daireler bir de Kur'an'ı merkeze almayan, sadece üçüncü, dördüncü dairelere temas edip geçen çemberler olursa o dairede İslam'ın doğru anlaşılması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Şimdi dönüp ülkemizdeki İslam anlayışlarına bakalım. Birbirlerini hiç tanımayan, hatta tekfir eden oluşumlar göreceğiz. İşte bunun sebebi; herkesin parçalanmış İslam binasından ele geçirdiği bir parçayı merkeze alıp onun etrafında bir İslam inşa etmeye kalkışmasıdır.

Aslında İslam'ı anlatabilme uğruna ülkemizde hatırı sayılacak sayıda insan, küçümsenmeyecek çabalar sarf etmektedir. Ama çoğumuz yazbozdaki resmin ne olduğunu ana hatlarıyla olsun fark edebilme seviyesine gelememekteyiz.

Şimdi düşünelim; İslam öğreniyoruz diye bir grup insan oturup mesela, Mesnevi dersleri yapıyor olsa, bir başkası İmam Rabbanî'nin Mektubatı'nı okusa, bir diğeri efendinin sohbetlerini hatmetse, Molla Cami'nin Nefehât'ını vird edinse, Şah-ı Nakşibendi'nin menakıbını anlamaya çalışsa, Risale ile yatıp Risale ile kalksa, Şeyhi Ekber İbn Arabî'nin Fütühat'ını şerh eylese…

Bunların her birerleri ya da pek çoğu Kur'an-ı Kerim'i merkeze almış anlama ve yorumlar olabilir. Ama bunlardan birini merkeze alacak bir anlama çemberi hiçbir zaman Kur'an-ı Kerim merkezli sahih bir İslam anlayışı oluşturamayacaktır.

Bu ifademizden 'Kur'an İslam'ı' gibi absürt bir yanılgıyı kastetmediğimiz de anlaşılmış olmalıdır. O da bütünü göremeyen bir kıl dönmesidir.

YENİ ŞAFAK

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim