1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Dinde milliyetçilik
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Dinde milliyetçilik

A+A-

Herhangi bir dine bağlı olmayanlar bile sosyolojik bir gerçeklik olarak dinin toplum üzerindeki etkisini kabul ederler. Bu sebeple yönetenler dini yasaklama yerine onu kontrol altında tutmaya ve mümkün olduğunca maniple etmeye çalışırlar. Cumhuriyetin kuruluşunda da böyle olmuş. Din olacaksa bize ait olmalı, milli olmalı mantığı ile Kur'an-ı Kerim'in ve hadisi şeriflerin yeniden yorumlanması istenmiş. Elmalılı tefsiri ve Tecrîd-i Sarih Tercüme ve Şerhi bu mantıkla oluşmuş. Ardından namazlarda okutulmak üzere bir meal hazırlatma teşebbüsünde bulunulmuş.

Allah'tan ki bu görevler zorunlu olarak ehil insanlara verildiği için korkulan tahribat gerçekleşmedi ve kötü niyetlerden bile çok güzel ilmi semereler doğdu.

Bilahare ezan Türkçeleştirilmiş, hatta Türk Müslümanlığına yeni bir Kâbe aranmış, "Çankaya yeter bize, Kâbe Arabın olsun" denmiş, Anıtkabir Kâbe yerine konmaya çalışılmış.

Bilindiği gibi batıdaki laiklik süreci de Protestanlığın milli Hıristiyanlıklar, hatta milli İnciller oluşturmasıyla başlamış ve böylece Hıristiyanlığın toplum üzerindeki etkisi kırılmıştı.

Bizde de daha birkaç yıl önce kendisine Luther rolü biçen çıplak uyarıcılar çıkmıştı. Türkçe Kur'an, anadilde ibadet naraları atılmıştı. Ama İslam'ın kendini savunacak güçlü refleksleri olduğu için bu dalgalar çok büyük tahribatlar yapamadan kırıldı.

Her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir ve ulusçuluğu din üzerinde de oldukça etkilidir. Bu etkinin kendini gösterdiği alanlardan biri de Türk usulü ile ya da İstanbul ağzıyla Kur'an okumalardır. Tabiatıyla bu durum namazlara ve diğer ibadetlere de yansır. Oysa İslam ve onun kitabı Kur'an-ı Kerim okunuşuyla dahi bütün Müslümanlar için uluslar üstü bir referanstır. Kur'an-ı Kerim ulusları ayrıştırmak için değil birleştirmek için vardır.

Elbette kavmiyet gerçeği inkâr olunamaz fıtri bir güçtür. Dolayısıyla ona bütünüyle karşı çıkmak değil, onu en üst referans bilmek İslam'a aykırı olandır. Müslüman, güçler hiyerarşisinde en büyük otorite olarak İslam'ı kabul ettiği zaman ancak kendi iradesiyle Müslüman olmuş olur. İslam tevhid dinidir ve insanları aşağıdan yukarıya doğru tek imam / önder arkasında birleştirerek Allah'a ulaştırır. Kavmiyetçilik ise aksine yukarıdan aşağıya doğru sürekli parçalayarak Habil ve Kabil gibi iki kardeşe kadar iner.

Konumuza dönelim. "Türk usulü" tilavetler, sanatsal/artistik Kur'an okuyuşlar, Enderun Teravihleri, mevlidin adeta mukaddes bir kitap gibi tilaveti, bazı özel günlerde selatin camilerde çifte müezzinle iki ezan okunması, müezzinliklerdeki şovlar hep İslam'ın kültürleştirilmesinin ve millileştirilmesinin sonucudur. Özellikle namazdaki tilavetlerde; anlamını bilenlerin anlama, bilmeyenlerin Kur'an-ı Kerim'in kendine has üslubundaki lahuti etkiye odaklanacaklarına, makama kapılmaları, nefse hoş gelse de, Kur'an-ı Kerim okunmasındaki gayeyi unutturmak, manayı makama boğdurmaktır, ruhun gıdalanmasını nefsin hazzına esir etmektir. Bu tür uygulamalardan çok derin manevi hazlar duyduklarını söyleyenler muhtemeldir ki, şeytanın bir iğvası, nefsin bir oyunu etkisinde kalmış olabilirler.

Hasen derecesindeki bir hadisi şeriflerinde Allah Rasulü (sa) şöyle buyurur:

"Kur'an-ı Kerim'i Arap ağzıyla ve Arap edasıyla okuyun. Fasıkların ve Ehli Kitab'ın nağmeleriyle okumayın. Benden sonra bir topluluk gelecek, Kur'an'ı şarkı ve ruhbanlık edasıyla okuyacaklar. Okudukları gırtlaklarından öteye geçmeyecek. Böyle olanların kalpleri de, onların bu halinden hoşlananların kalpleri de bozuktur".

Konuyu tartıştığımız bir fakülte dekanı arkadaşımız bize bir kıraat uzmanının sözünü nakletti: "Dünyada iki türlü Kur'an tilaveti vardır; bir Türk okuyuşu, bir de diğerleri".

Zemahşerî Ebu Kubeys tepesine çıkıp Araplara: "Gelin dilinizi benden öğrenin!" demişti. Biz de onlara gelin Kur'an tilavetini bizden öğrenin diyoruz. Siz dât harfini iyi çıkaramıyorsunuz, sizinki Cezerî'nin tarifine uymuyor diyoruz. Tıpkı bir İngiliz'e; siz low kelimesini yanlış telaffuz ediyorsunuz, der gibi. Sonunda İngilizce değil, ingilazca konuşmuş oluyoruz.

Bu, işin mahreç, yani telaffuz yönü ve bence o kadar da önemli değil. Asıl mesele seste, edada ve Kur'an-ı Kerim'i makamlara boğmada ortaya çıkıyor. Bunu ve diğer dinde milliyetçilik meselelerini Pazar günü ele alalım.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT