'Dinde Ayrılığa Düşmek ve Hizip Kavramı'

07.12.2012 00:05
Dinde Ayrılığa Düşmek ve Hizip Kavramı
Akhisar Özgür-Der'de kadınlara yönelik olarak düzenlenen seminerler dizisinin bu dönemki ilk programı yapıldı.

Akhisar Özgür-Der şubesince kadınlara yönelik olarak düzenlenen seminerler dizisinin bu dönemki ilk programı, Manisa Mana-Der'den Zeynep Günhan'ın sunumuyla gerçekleştirildi. 'Dinde ayrılığa düşmek ve Kur'an'da hizib kavramı' başlığını taşıyan sunumuna, 'hizib' kavramının anlam sahasını ve 'Hizbullah' ve 'hizbuşşeytan' kavramlarının nasıl anlaşılması gerektiğini açıklayarak başlayan konuşmacı, daha sonra sunumunda özetle şunları anlattı:

"Sözlükte "geride kalmak ve biri diğerinin yerine geçmek" anlamındaki "half" kökünden türeyen "ihtilâf", masdar ve isim olarak "bir şeyin diğer bir şeyin peşinden gelmesi, gidip gelmek, ayrı görüşe sahip olmak, çekişmek, karşı gelmek, eşit olmamak, görüş ayrılığı, anlaşmazlık" gibi mânâlara gelir. Terim olarak "ihtilâf", "söz ve davranışta birinin tuttuğu yoldan başka bir yol tutmak" demektir. Bedreddin el-Aynî ihtilâfı "her kişinin kendi başına bir görüşe sahip olması" şeklinde tanımlar.

 Kur'an'da ve hadislerde ihtilâf kelimesi, mutlak olarak zikredildiğinde olumsuz anlamda kullanılmış, daima birlik olmak, tefrika ve ihtilâftan kaçınmak emredilmiştir. Birçok âyette sözü edilen ihtilâf, dinî inançlarla ilgili olup insanın dünya ve ahrette mutlu  ya da bedbaht olması bu gibi konularda benimsediği görüşlere ve aldığı tavırlara bağlanmış, bu tür ihtilâflara düşen insanlar arasında hüküm vermeleri için peygamberlerin gönderildiği ifade edilmiştir. (2/Bakara, 213). Peygamberlerin açıklamalarından sonra hâlâ ihtilâflarını sürdürenler ise birçok âyette kınanmış (3/Âl-i İmrân, 19, 105; 45/Câsiye, 17) ve nihâhî hükmün ahrette bizzat Allah tarafından verileceği belirtilmiştir (3/Âl-i İmrân, 55; 5/Mâide,48; 6/En'âm, 164).

İslâm düşüncesinde dinî konulardaki ihtilâfın meşrûiyeti inanç konuları (usûlü'd-dîn) ve fıkhî hükümler (fürûu'd-dîn) olmak üzere temelde iki farklı alan göz önüne alınarak değerlendirilmiş, inanç konularında taraflardan sadece birinin haklı, diğerlerinin hatalı olduğu ifade edilmekle birlikte; genellikle iki ayrı kategori ortaya konmuştur: Yaratıcının varlığı ve birliği konusunda ileri sürülen aykırı düşüncelerin kişiyi İslâm dışına çıkaracağı hususunda İslâm düşünürleri arasında ittifak varken, Allah'ın sıfatları ve irâdesi, kazâ ve kader gibi konulardaki aykırı yaklaşımlar bid'at olarak değerlendirilmiştir. İslâm düşüncesinde genel eğilim, ehl-i kıbleye mensup insanları tekfir etmemek yönünde olmakla birlikte bu tür konulardaki aykırı tavırları da İslâm dışına çıkmada yeterli görenler olmuştur.

Müslümanların İhtilaflarının Sebebleri

Müslümanlar itikat, siyaset ve fıkıh konusunda bir takım mezheblere ayrılmışlardır. Bu ayrılışın sebeplerini açıklamaya geçmeden evvel şu iki hususu belirtelim.

1-Bu ihtilaf dinin özüne yönelmemiştir. Genel bir ifade ile, dinin temel temel prensiplerinden biri hakkında veya din bilgisinin zorunlu olarak ortaya koyduğu içki, domuz ve hayvan leşi yasağı, mirasın temel kaideleri gibi temel hususlarda ihtilaf olmamıştır. İhtilaf dinin rükünlerinin dışında olan konularda olmuştur.

2-Şüphesiz, bir ihtilaflar, akide ve siyaset çevresinde görüldüğü için yine de şer niteliğindedir. Bu konuda Buhari, Zeyneb binti Cahş'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Bir gün peygamber, yüzü kıpkırmızı olarak uyandı ve şöyle dedi: La ilahe illallah, yaklaşan felaketten ötürü vay Arapların haline" (Buhari: Enbiya7, Fiten4, Müslim:Fiten1, İmam Ahmed 2/290, 291) Bu hadiste rasulullah kendinden sonra çıkacak fitnelere işaret etmektedir.

İtikadi meseleler çevresinde ihtilaf etmenin şer olduğunu belirtmemize karşın, hakkında kitap ve sünnetten bir nass bulunan konu üzerinde yapılan fıkhi ihtilafın şer olmadığını da belirtmeliyiz. Tersine bu ihtilaflar derin çalışmalara vesile olmuştur. Ömer b. Abdulaziz Ashabın fer'i meselelerde ihtilafından hoşlanır ve şöyle derdi: "Ashabın ihtilaf etmemiş olmasını istemezdim. Eğer onlar bir görüşte toplansalardı insanlar zorluğa düşerlerdi.

Bu arada şu soru sorulabilir: "Rasulullahtan sonra Müslümanlar neden ihtilafa düştüler?" Bunun cevabı da şudur: "İhtilafın bir çok sebepleri vardır. Genelde, ihtilaf iki türlüdür. Birisi birliği bozmayan ihtilaftır ki ikincisi de bunun aksine vahdeti parçalayan ihtilaftır. İşte bu ihtilaf siyaset ve yönetim alanında meydana gelen ihtilaftır.

Şimdi bu iki tür ihtilafın bazı sebeplerine değinelim:

Irkçılık:

Irkçılık, ihtilafın sebeplerinden biridir. Hatta İslam ümmetini parçalayan ihtilafın temelini teşkil eder. İslam Kuran ve Sünnetle Irkçılığa karşı savaşmıştır. Rasulullah şöyle buyurur "Irkçılığa davet eden bizden değildir."(Müslim, Ebu Davud, İbn Mace) Bir başka hadisinde de şöyle buyurur: "Hepiniz Ademdensiniz, Adem ise topraktandır. Arabın aceme üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir."

Rasul zamanında Irkçılık bu delillerle bastırılmıştı. Bu durum Şehid Halife Hz.Osmanın zamanına kadar devam etti. O zamanlarda önceleri Emevi ve Haşimiler arasındaki rekabetin, sonraları hariciler ve diğerlerinin ihtilaflarında etkisi büyüktür. Bilindiği gibi Haricilik Rabia kabileleri arasında yayılmış ama Mudar kabilesinde ise yayılamamıştır. Rabia ve Mudar kabileleri arasında cahiliye döneminde bir rekabet vardı ki Rasulullah zamanında bu bastırılmıştı... Ne var ki, Hariciye fırkasıyla bu çekişme yeniden oraya çıktı.

Hilafet Anlaşmazlığı:

Siyasi ihtilafın temel çıkışı da İslam ümmetini Rasulullahtan sonra kimin idare edeceği meselesidir. Bu ihtilaf rasulun vefatından hemen sonra çıkmıştır. Ancak bu tartışmanın yıkıcı bir tesiri olmamıştır. İman gücü galib gelmiştir. Ancak bir şekilde daha sonra bu tartışma yeniden alevlendi...

Müslümanların eski din mensuplarına komşu olması ve bunların bazı alışkanlık ve inançlarının islama sokulması:

Eskiden başka bir din mensubu bir çok insan islama girmişti. Bunlar islami hakikatleri, eski inançları ışığında ele almaya başladılar. Bu nedenle önceleri aralarında yaygın olan bazı düşünceleri örneğin "cebr ve ihtiyar" tartışmasını, Allahın zatı sıfatları ile aynı mı, yoksa ayrı mı olduğu gibi meseleleri müslümanlar arasında yaydılar.

Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki, İslama inanarak girenlerin yanında, gerçek itikadlarını gizleyerek sözde islama girmiş, ancak içinde başka bir din gizleyen, islama sırf müslümanları ifsad etmek için, girmiş bir grup da vardır. İbn Hazm bu konuda "El Fasl" adlı eserinde şöyle der: "Bu grupların çoğunun islam dininden çıkmasının aslı şudur: Persler(İranlılar) geniş bir ülkeye sahip idiler. Tüm uluslara karşı üstünlükleri vardı. Kendilerini de böyle görürlerdi. Bu sebeble de Arablar tarafından devletlerinin yıkılması ağırlarına gitmişti de bir çok kez onu yıkmaya çalışmışlardı. Ama Hakkın yardımıyla bu olmamıştı. Bazıları zahiren müslüman oldular. Ehli beyt sevgisi ve Hz.Aliye yapılan zulmü kullanarak şiilere yanaştılar. Nihayet onları İslamdan çıkardılar..."

Bu değerlendirme, her ne kadar Abdullah b. Sebe taraftarları olan sebeiyye gurubu gibi sadece sapık Şiiliği (Şia ve şiiler tamamen sapık addedilemez aşırı olanları ise tekfir edilmeye daha layıktır) örnek olarak kullanmışsa da, diğer bir çok grubun durumuna uygun düşmektedir. Bu tipler her grupta bulunur. Mutezileden ibn Ravendi, diğer gruplardan da teşbih ve tecsim yapanlar gibi...

Felsefenin Tercüme edilmesi:

Sebeblerden birisi de tercüme faaliyetleridir. Tercüme edilen kitabların çıkan ihtilaflardaki etkisi açıktır. Çünkü bir çok felsefi nazariye islam düşüncesiyle çatışır durumda idi. Hatta Abbasiler döneminde ümmet içerisinde sufistlerin iddia ettiği gibi şüpheciliği savunanlar çıkmıştır.

Bu akımın etrafında etrafında çeşitli düşünceler oluştu. Bunun etkileri bizzat din düşüncesinde dahi görüldü. Örneğin Mutezilenin Allahı ispatlama yönteminde felsefe metodunu kullandığını, Kelam ilminin de mutezili bir yolda gittiğini, bunlara cevap veren ehl-i sünnet alimlerinde dahi mantıki ölçüler, felsefi tadilat ve soyut nakli incelemelerden ibaret olduğunu görürüz.

Kapalı Meseleleri İncelemeye Girişmek:

Ulema arasında yayılan Felsefi düşünüş, onları beşer aklının kesin bir çözüme kavuşturması mümkün olmayan meseleleri incelemeye itmişti. Örneğin Allahın sıfatlarının isbat ve nefyi gibi... Bu meseleleri inceleme konusu yapmak elbette ihtilafları da beraberinde getirecekti. Özellikle Kelamcılar arasındaki ihtilaflar bu kabildendir.

Hikayeler (Kıssalar):

Hikayeler Hz.Osman döneminde ortaya çıktı. Hz.Ali hikayecilere itibar etmemiş ve hatta onları camiden kovmuştu. Çünkü onlar eski dinlerden alınma hikayelerle insanların kafasına hurafe ve efsaneler sokuyorlardı. Bunların sayısı Emeviler döneminde oldukça arttı... Belki de tefsir ve islam tarihi kaynaklarına "israiliyyat"ın girmesine sebeb, bu hikayelerdir. Bu dönemde ortaya atılan bütün kıssalar, çeşitli meclislerde ortaya atılan olgunlaşmamış görüşler içeriyordu. Bunların da ihtilafa neden olması tabiidir. Özellikle de hikayeci bir mezheb sahibinin, bir düşünce önderinin veya bir sultanın taraftarı olup diğer bir hikayeci de başka birisinin taraftarı olduğunda, bu ihtilaf halka da sirayet eder ve kötü sonuç verir. Nitekim, islamın çeşitli dönemlerinde bu kötü sonuç ortaya çıkmıştır.

Kuranda bulunan müteşabihat:

Allah Kuranda şöyle buyurur: "Al-i İmran /7. Sana Kitabı indiren O'dur. Onda Kitabın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Bunu ancak akil sahipleri düşünebilirler."

Bu ayetle Kuranda müteşabihatın varlığı sabit olmuştur. Bundan murad sınavdır. Allah kullarını bunlarla dener. Ancak bu tür ayetlerin varlığı, alimlerin bu ayetlerin manası hususunda ihtilaf etmelerine sebeb olmuştur.

Şer'i Hükümlerin Çıkarılması:

İslam şeriatının teremiz kaynağı Allahın kitabı ve Rasulün sünnetidir. Ancak nasslar sınırlı, hadiseler ise sınırsızdır. Ortaya çıkan her yeni hadise için hüküm çıkarmak ise kaçınılmazdır. Hüküm çıkarma şekli, alimler elinde değişik metodlar kazanmıştır. Her biri belirlediği metodlar dahilinde doğruyu ve doğruları tesbit etmeye çalışmıştır.

Şuna da dikkat etmek gerekir ki, şer'i hüküm çıkarmaktan kaynaklanan ihtilaf asla tehlikeli olmamış, aksine övgüye değer güzel bir sonuç vermiştir. Zamanla oluşan birikimden kurgu ve metod yönünden en sağlam bir kanuna denk, muhkem bir kanun çıkarılabilecektir. Böylece zaman geçtikçe, sağlam insan fıtratına en uygun bir sistem meydana gelecektir. 

akhisar-20121206-1.jpg

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim