1. YAZARLAR

  2. Ersoy Dede

  3. Dindar Subaylar -2
Ersoy Dede

Ersoy Dede

Yazarın Tüm Yazıları >

Dindar Subaylar -2

A+A-

Darbe Mağduru asker hikayelerine devam ediyoruz. Aslına bakacak olursanız bu hikayeler askerlerden çok asker eşleri ve asker annelerini ilgilendiren hikayeler. Evinin bulunduğu lojmanlar bölgesine, arabanın bagajında götürülüp getirilen kadınların öyküsü bu.

Askeri Gazinolarda, ordu evlerinde önlerinden çatal-bıçakları toplanan, şarkı kesilip ismen anons edilerek salondan çıkartılan kadınlarımızın öyküsü.. Ve de sırf bu inat ve ideolojik saplantılar uğruna ölüme terk edilen kadınlarımızın..

Ölüme Yollanan Bir Anne

Yaş kararları ile TSK’dan atılan emekli yüzbaşı Güray Balatekin’in yaşadıklarını özetleyeceğim bugün size.. Herşey Ardahan görevi sırasında uğradığı psikolojik baskıyla başlıyor Aliye Balatekin için. Her başörtülü subay eşinin başına geldiği gibi o da askeri kantinlerden alış-veriş yapamıyor, eşiyle sosyal etkinliklere katılamıyor. Bu yüzden eşinin sicili düşecek kaygısıyla zorla katılsa bile önünden servisi alınıyor. “Size yemek veremem” diyen garsonların sözlerine muhatap kalıyor, vs.. vs.. Ama asıl dram, hanımefendi rahatsızlanmaya başladığında ortaya çıkıyor. İlk mide rahatsızlığına baktırmak için eşini revire götüren Balatekin, sıhhiye askerin; “kesin emir var, eşinizi bu halde muayeneye alamam” cevabıyla karşılaşıyor. O dönemin koşulları içinde bulundukları yerde başka bir şansları da olmadığından, Güray Bey, eşini ilk otobüsle İstanbul’a gönderiyor. İstanbul’da ilk tetkikleri yapılan Aliye Hanım mide kanseri teşhisiyle Ankara GATA’ya sevk ediliyor. Hatta öyle ki, GATA’da sürekli tedavi altında kalması yönünde karar çıkınca, devlet Güray Balatekin’i de mecburen Ankara’ya tayin ediyor. Yani sistem, Balatekin ailesinin başına gelenlerden haberdar.

Derse Girmesen De Olur

Neyse bu tayinden çok kısa bir vakit sonra, Güray Balatekin, kendisine gösterildiği gibi Ankara’daki Kara Havacılık okulunda ders vermek üzere sınıfına doğru giderken, komutanı olan Albay; “Sen derse girme. TSK ile ilişiğin kesildi” diyor.. Bu kadar.. Elinde, daha çok yeni almış olduğu taktir beratı var. Emirleri layıkıyla yerine getirdiğinden, mesleğini seven başarılı bir asker olduğundan vs.. bahseden bir belge. Ama, taktir belgesi kâfi gelmiyor anlayacağınız.

Tedavini Ertelediler Hanım

O günden sonra yaşananları da Balatekin şöyle anlatıyor; “....Bütün sosyal güvencem kesildi. Eşimi GATA’ya götürmem bu şartlar altında mümkün değildi. Artık kapısından bile geçemezdim. Zira ne sağlık karnem vardı artık ne de askeri kimliğim. Eşime, önce, ‘tedavini biraz ertelediler” dedim. Sonra rahatça başörtüsü takabileceğini söyledim. Tevekkülle karşıladı. GATA’da tedavisi yarım kalan eşim birkaç hafta sonra vefat etti...”

Bu İşin Sorumlusu Kim?

Bu cinayetten herkes sorumludur. Hadise duyulduktan sonra Genelkurmay’ın; “PKK’lılara bile bakıyoruz. Eski yüzbaşının eşine neden bakmayacakmışız? Gelse idi bakardık” mealinde bir açıklaması olmuş. Oysa durum hiç de öyle değil. Zira YAŞ kararı ile disiplinsizlikten atılmış bir subay var ortada, Askeri kimliği alınmış. Üstelik de eşi başörtülü. Hiç birbirimizi kandırmayalım yani. Ama benim burada altını çizmek istediğim başka bir husus var. Bugün mesela görüyoruz. Soyunup-dökünüp “bedenim benimdir canım ne isterse onu yaparım” diyen sözde feminist bir kesim var ortada. Bu feministler, YAŞ kararıyla ordudan haksız ve de hukuksuz biçimde atılan bu subayın, bu nedenle hayatını kaybetmiş eşi için, bırakın bir şey yapmayı, akıllarından bile geçirmiş olabilirler mi acaba? Hiç sanmıyorum.

İbret Olsun

Bu hikayeler o kadar çok ki.. Ama anlatmamız lazım. Yazmamız lazım. Kayıtlara geçmesi lazım. Yarın bir gün unutup gideceğiz. Tansu Çiller’i lider, Demirel’i devlet adamı zannedeceğiz günün birinde. Mesut Yılmaz’ı tarih sadece “eski Başbakanlardan” diye anacak anlatmazsak eğer.

DÜNDEN DÜZELTME

Teoman Koman’ın postallarıyla camiye girdiği tarihi 1994 veya 1995 diye yazmıştım. Gerçek tarih 1992’nin sonbaharıymış. Kalın sağlıcakla.

YENİ AKİT 

YAZIYA YORUM KAT