Dindar subaylar (1)

18.06.2012 00:00

Ersoy Dede

28 Şubat zulmünün silahlı kuvvetlerdeki personele yansımasıyla ilgili onlarca yazı yazdım. Fakat öyle anlaşılıyor ki, somut bazı meseleleri doğrudan nakletmeden yazdığımız yazıların önemli bir bölümü suya yazılmış sayılıyor. İşte bu nedenle sizinle, bugün ve de yarın yaşanmış bazı hikâyeler paylaşacağım. Okudukça ve dinledikçe tüylerimi diken diken eden, “bu kadar da olur muymuş?” dedirten hikâyeler. Her birini dizi film yapsan, “abartmışsın” derler, gerçekçilikten uzak bulurlar. Ama üzgünüm Leyla..

POSTALLARIYLA CAMİYE DALDI

Emekli Yarbay Abdullah Sönmez’den dinledim. Sene 1994 ya da 1995.. Sönmez o vakit, Uzunköprü’de bölük komutanı.. Denetleme geleceği gün tabur komutanlığına da vekalet ediyor. Denetlemeyi yapan kişi de meşhur Teoman Koman. O dönem MİT Müsteşarlığı’ndan 2. Kolordu’ya yeni atanmış. Uzatmayalım, Teoman Koman koğuşları vesaireyi denetledikten sonra tam mutfağa geçiyor ki, kenardan bir ezan sesi yükseliyor. Bir anda kimsenin beklemediği o tepkiyi veriyor komutan; “Bu ne ya? Tekke mi burası, kışla mı?” Bu çıkışının ardından da süratle sesin geldiği yere doğru ilerlemeye başlıyor. Postallarını bile çıkarmadan camiye girdiği anı, Abdullah Sönmez şöyle anlatıyor: “... Camiden içeri botlarıyla girince, sanki işgal kuvvetlerinin bir komutanı girmiş gibi hissettik..” O denetlemenin sonunda ise, Teoman Koman, bugün de hâlâ geçerli olan mesai saatleri dahilinde caminin kapalı olması gerektiği emrini verdi. Ardından camideki tespihler, yazılar, kitaplar ne varsa kaldırtıp öyle gitti..

İRTİCA DEVLETİN BAŞINDADIR

Bugün Balyoz Davası’ndan tutuklu olarak yargılanan Çetin Doğan’la ilgili bir hatırayı da yine emekli Yarbay Sönmez’den nakledeyim. 2002 yılı 31 Aralık günü.. Yılbaşı kutlaması yapılacak. Sönmez, o vakit Kocaeli’deki 15. Kolordu’da görevli.. 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan da, telekonferansla herkesin yeni yılını kutluyor o gece. Yalnız bir ara yeni yıl kutlaması bir fişleme talimatına dönüşüveriyor. İşte Sönmez’in naklettiği Çetin Doğan’ın o konuşması: “İrtica bugün devletin başındadır. TSK olarak bunu kabullenmemiz mümkün değildir. Biz STK’larla, basınımızla, YÖK ile ve yargı ile prensipte ortak hareket etme kararı aldık. Her komutan da emri altındaki personeli çok sıkı denetleyecek, hangi kurumun başındaki isimler irticaya yakın ise tespit edilip bilgi verilecektir..”

EŞİNİN BAŞINI AÇSAN BİLE

Emekli Binbaşı Recep Akbudak’ın hikâyesi de önemli. Zaten askerlik hayatı boyunca sürekli psikolojik baskıya maruz kalan Akbudak ve eşini bekleyen sonun ne olduğu çok açıktı. Askeri tesislerden yararlanamamaları, başörtüsüyle kantine alışverişe gittiklerinde bile karşılarına çıkarılan; “başörtülüler giremez” yazılarının ne anlama geldiğini onlar da biliyorlardı. Hadımköy’deki görev süresi daha sona ermeden Çerkezköy 3. Zırhlı Tugay Komutanlığı’na tayini çıktığında da bunun bir yıldırma harekâtı olduğunun farkındaydı. Çerkezköy’de yaşadıklarından sonra ise her şeyi göze alıp komutana çıkmaya karar verdi. Tuğgeneral Recai Öztürk’e.. Derdini anlattı. Ve şu yanıtı aldı: “... Binbaşım, artık eşinizin başını açsanız bile ordudan atılacaksınız. Sizin başarılı bir asker olmanız beni ilgilendirmiyor..”

BAŞINI AÇMADI, ÖLÜME YOLLANDI

Yarın, başörtülü bir kadının bu inat uğruna nasıl ölüme yollandığını anlatacağım size. İbretlik bir öykü. Kürtaj için vücutlarına yazılar yazan sözüm ona feminist kadınların sessizce izlediği bir hikâyeyi anlatacağım.

Kalın sağlıcakla..

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim