Dindar Müslümanlar yeni şeyler söylemeli

15.04.2010 00:13

Yavuz Bahadıroğlu

Yıllardır yeni bir fikir, orijinal bir tespit, derin tefekkür ürünü bir proje bekliyorum...

Beklemekten yoruldum, ama yok yok yok!
Defalarca söylenmiş fikirlerin sadece ambalâjı değişmiş, hür tefekkür, sloganın dar kalıplarına hapsolmuş...
Metinler tekrar, kurgular benzer, fikirler basmakalıp...
Dizi filmler bile aynı...
Bin kere söylenmişi tekrarlamaktan, yüz kere yapılmışı yapmaktan bir türlü sıkılmadık!
“Fikir” piyasası güdük, “sanatçı” tembel, edebiyatçı “hantal”...
Orijinal hiçbir çıkış yok!
Komünizmin tükendiği, kapitalizmin kokuştuğu bir dünyada asırlar boyu diri kalabilen “eskimez yeni”nin (bu bile Üstad Necip Fazıl’dan aşırılmış) sırrını ne arayan, ne soran var...
Ya da arayan soran çok az...
Hadi diyelim ki, eski komünistler, umut bağladıkları komünizmin zamansız iflâsına tıkanıp şaşkınlaştılar...
Peki ya dindar kesime ne oldu?..
Dindar kesim neden çağa küsmüş gibi duruyor?..
Çağa küsmek, çağı yakalamak için koşmayı göze alamayan tembelliğin harcıdır: Çağlar üstü, çağlar ötesi İlahi mesajı taşıma yükümlülüğü içinde yaşayanlara yakışmaz.
İslâmiyet gerçek mânâda ilerici; çağlar üstü, çağlar ötesi mesajlar bütünü... Her soruya cevap var. Ama Müslüman alabildiğine durgun, bir hayli tembel, sürekli yorgun ve müthiş kolaycı olduğundan çağın sorunlarına Kur’an orjinli çözümler üretemiyor!
Tenkit çok da çözümün sesi, soluğu çıkmıyor. Meselâ: Televizyonlara eli-yüzü düzgün programlar hazırlamaktansa, televizyon yayınlarına ateş püskürmek daha kolay. Kolay yol dururken, kitlelerden de destek bulurken, zoru kim ne yapsın!
İslâm, dünya ihtiyarladıkça gençleşen ebediyetin adıdır. “Müslüman münevver” ise bu avantajı yeterince kullanamayan tembelliğin tarifi...
Ne değişen dünyaya hitap endişesi, ne yeni şartlara yorum getirme gayreti, ne diriliş azmi, ne derinleşme ihtiyacı, ne dünyaya istikamet verme istidadında bir manzumeye mensubiyetin, üzerine yüklediği sorumluluk şuuru...
Bin kere söylenmişi tekrarlayıp derinlemesine siyaset takılarak “kifayetli tebliğ” yaptığımızı sanıyoruz.
Bir yanımız Kosova, Varna, Preveze, öbür yanımız meçhuller diyarı! Müslüman münevverin çağlar ötesine dönük bir hesabı yok gibi. Sanki “Geçmişte büyüktük, yine büyük olacağız” nutku atmak her şeyi hallediyor! Alkış, kıyamet!.. Keşke alkışlar geleceğimizi inşa etse!..
Geçmişimizle ilgimiz hamaset edebiyatından, geleceğimizle bağımız ise “cek”ten, “cak”tan ve “ceğiz-cağız”dan ibaret: Rivayet o ki, Müslüman gelişecek, yeniden yapılanacak, İslâm Ortak Pazarı, İslâm Nato’su kurulacak!..
İyi ama bunlar kendiliğinden mi olacak? Müslüman milletler nasıl bütünleşecek? Aramızdaki iletişim bağı bile Yahudi kontrolünde, beynelmilel ajanslardan, İslâm’ın ve Müslüman’ın lehine tek satır çıkmıyor. Öte yandan İslam dünyası “var”la “yok” arası; uzlaşma kültürünü aramak yerine kavgaya koşuyoruz.
Buna “dur” demek lâzım!
Dinî gruplar, hatta siyasetçiler geleceğe dönük sağlam felsefeler üretmek zorunda artık. Kolay yolu seçip geçmişe sığınmak, ya da hayalî senaryolar üretmek bize pek bir şey kazandırmaz.
Faaliyetler heyecan pompalamakla sınırlı kalmamalı. Uykumuzu değil, artık ufkumuzu geniş tutmalı ve tutarlı projeler üretmeliyiz.
Kavga ile küslükle, ya da hamasetle bu işler yürümez. Artık neyin nasıl yapılacağına, geleceğe nasıl yürüneceğine dair ciddî fikirler, teklifler, ayrıntılar üretmemiz lâzım.
“Yeni”ye açmalıyız gönlümüzü, beynimizi: Eskimezliğin üstüne, “yeni”yi inşa etmeliyiz.
Yeninin inşası, kendi iç cevherimizi keşfetmeye bağlı. Bu da kendimizden başlayıp hayatı ve kâinatı gerçek anlamda okumamızla mümkün olacak...
Yazık ki, aydınımız ne kendini okuyor, ne de hayatı. Cevherini keşfetmekten bile korkuyor gibi. Ya da sırça köşkünde “hoca” olmuş, kitaba yönelmesiyle gelecek “talebe”liğin çilesini göze alamıyor.
Sonuç: Altınla bakır karmaşası...
Buna rağmen ümitliyiz. Elbet bir gün anlaşılacaktır, altınla bakırın farkı...
Elbet bir gün anlık heyecanlarla istikamet tespiti yapmanın yanlışları çıkacaktır orta yere...
İnsanlar elbette duyacaktır ebedî gerçeğin sesini; mutlaka bir gün fark edecekler doğru ile yanlışı...
Ve yüzyıllar boyu süren yanılgının hesabına oturacaklardır, bir gün.
İşte o gün vazgeçecekler sahte parıltıların arkasında koşmaktan, her saman alevini gerçeğin ışığı zannedip etrafında pervane olmaktan...
Korkmayın, umut fakirin ekmeği değil, yeniden yapılanma cehdinin mantığıdır...
Vakıa İslâm dünyası ateşle imtihan olunuyor. Mutlu Osmanlı coğrafyasında bugün gözyaşı seli var.
Hem çeşitli unvanlar altında hüküm süren diktatörlerle başımız belada, hem de halkla paylaşılmayan zenginliklerle... Müslümanlar her yerde şu, ya da bu oranda hicran soluyor.
Ama acılar sonsuza dek sürmez. İslâmın iç dinamikleri sayesinde bunlar da aşılır. Bu zorlu imtihan da Allah’ın yardımıyla kazanılır. Önemli olan Allah’ın yardımını hak etmektir...

VAKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim