Dindar erkekler yoruldu

07.06.2009 11:01

Serdar Demirel

Geçen yazımızda, İslâm’ı bünyesinde canlı yaşayan bir toplum inşası mücadelesinde mütedeyyin câmianın erkeklerinin yorulma alâmetleri gösterdiğini söylemiş ve bunun hayata etkisini dindar kadınlar üzerinden ele almıştık.

Bugün ise yorulmanın sebeplerine dair kanaatlerimizi bu köşenin verdiği imkân dahilinde ele alacağımız sözünü vermiştik.

İslâmî değerleri hayata uyarlayan bir toplum modelini realize etmek çetin bir iştir. Çünkü dünyanın en zor işi, "model toplum" inşa etmektir. Zaman ister, plan ve program ister ve her şeyden önce de ruhen sağlam donanım ister.

Câmia, uzun ve meşakkatli bir yürüyüş için gerekli olan ilim, hikmet, sabır, kararlılık ve istikâmet gibi manevî donanımları tam tedarik etmeden yola çıkmıştı. Kervanı yolda dizme taktiği, şartların zorlamasının neticesiydi. Epey mesafe katedilmedi değil hani. Ama yol uzadıkça engeller çoğaldı, engeller çoğaldıkça da dökülenler arttı...

Askerî darbelerin ve otoriter siyasi sistemin açtığı menfezlerden soluklanmak durumunda kalan cemaatler mütemâdiyen yasaklarla mücadele etmek durumunda kaldılar. Cemaatleşmeye izin verilmediği, kitapların yasak olduğu, kanaat önderlerinin sıkı takibat altında tutulduğu ve hatta birkaç insanın bir araya gelip kitap okunmasının bile suç sayıldığı bir vasatta, dindarlar yasaklarla örselenecekti hep.

Değerlerini öğretecek eğitim kurumlarını kuramayan, çocuklarını inandığı eğitim ve terbiyeden geçiremeyen bir nesilden bahsediyoruz. Bu şartlarda hayatın zorluklarına karşı uzun soluklu mücadele azmine sahip bir neslin yetişmesi zordu elbet.

Buna, dönemin kanaat önderlerinin dünyada esen ve özü toplumsal mühendislik projesine dayanan tepeden inmeci devrimci düşüncelerden etkilenmiş olmasını da katmamız gerekir.

Şöyle ki, devrimci düşünce toplumsal dönüşümün hızlı yaşanabileceğini öngörüyordu. Değişim hızlı yaşanmıyorsa, katı beşerî müdahaleler devreye sokularak hızlandırılabilirdi. Yani özünde hızlı toplumsal dönüşümleri esas almaktaydı devrimci yaklaşım.

Konjonktür, toplumsal dönüşümün uzun soluklu mücadeleye, aceleye getirilmemiş plan ve programlara, dahası buna hazır kadrolara muhtaç olduğu gerçeğini fazla önemsemiyordu. Sağcısı, solcusu ya da İslâmcısı ideolojik olarak farklılaşmakla beraber yöntem olarak benzeşiyordu.

Toplumsal dönüşüm gecikince, câmiada yorulma emâreleri kendini hissettirmeye başladı.

Câmianın insanı bir dönem iyi okuma trendi yakalamıştı meselâ. Sağ ve sol kesimden aydınlar bile buna imreniyordu. Böyle giderse entelektüel üstünlük dindarların eline geçecek endişelerini gizlemiyorlardı. Bu trend maalesef yitirildi. Eskisi kadar bilgiye aç değil insanımız.

İslâmî bilgilenme süreci kitap, dergi ve ev sohbetleri şeklinde örgütlenmiş ilmî halkalardan gazetelere, radyo sohbetlerine ve televizyon programlarına kaydı. Birini diğerine kurban etmeden bu imkânların tümünün istihdam edilmesi gerekirken, İslâmî düşüncenin kalbinin attığı kitaplar ve ilmî dergiler önemli ölçüde terk edildi.

Fikrî ve ilmî arayışın istikâmetini bozması açısından bu nokta önemlidir. Böyle olunca da kendisini yenileyemeyen, sığ, popüler tüketim kültürüne âşina tipler üredi. İlmî bir yazı okuduğunda anlamakta zorlanan, kavramların dünyasına yabancı bir nesil yetişti...

Cemaatler uzun soluklu mücadeleye donanımsızdı derken, bunu sadece yasaklardan doğan zorluklar anlamında anlamamak gerek. İnsan doğasında saklı olan dünyevîleşme temâyülünü dizginleyecek mânevî donanım cihetiyle de eksikti.

Yerel ve küresel konjonktür, özellikle de 90’lı yıllardan başlayarak cemaatlerin önüne siyasi ve ekonomik alanda yeni fırsatlar sundu. Önemli siyasi ve ekonomik mevziler elde edildi, ama, elde edilen yeni mevziler konformist bir duruşu da tetikledi.

Türkiye’nin kendine has güç dengeleri, yükselen dindar sınıfları, dinî yaşam tarzlarını arkaplana itmeyi zorluyordu. Önceleri geçici kabul edilen bu durum zamanla içselleştirilmeye başlandı.

Zenginleşen mütedeyyin kesimin mânevî dünyası fakirleşmeye başladı. Dünyadan nasibini unutmaması gereken Müslümanlar, geçici olan dünyaya çok bağlandılar. Dünya malını misyonu için kullanması gerekirken, dünyalık biriktirmek misyon oldu. Âhiret hayatındaki cennetten çok yeryüzündeki cenneti arzulamaya başladılar. Nokta kadar dünyalık için virgül kadar eğilecek marazî tipler türedi.

Silik bir dindarlık belki bir taktikti, ama silik kişilikler bu zeminde peydâ oldu. Siyaset ve ekonomideki başarılarına paralel, başı dik alnı açık insanlar elbette vardır. Onlar her türlü takdiri hakediyorlar.

Ama, amacımız el-emru bi'l mâruf ve'n-nehyu ani'l-münker görevinden önemli ölçüde kendisini soyutlamış yorgun dindar erkekleri ele almak bugün. Misyon faaliyetlerinde ölü sesizliğine bürünen, dünyevî alanlarda ise gâyet hareketli bir kesimi..

İman, kalpte ve zihinde her daim canlı tutulması, beslenip büyütülmesi gereken bir bilinç hâlidir. Her dâim ilim ve ibâdetle, tefekkür ve teslimiyetle kuvvetlendirilmesi yaşam tarzı olmalıdır. Nefsi emmârenin, şeytan vesvesesinin ve yozlaştırıcı dünyevî nimetlerin hakikati perdeleyememesi için bu elzemdir.

VAKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim