SEZAİ ARICIOĞLU

SEZAİ ARICIOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Din Sizsiniz!

A+A-

Dinin öteden beri, hatta “başlangıç”tan bu yana aşkın bir kavram olarak insanlığın dimağ ve yaşantısında en belirleyici unsur olduğu ortadadır. Dinin elle tutulur, gözle görülür ve apaçık bir şekilde müşahhas hale geldiği en vurgulu fonksiyonel güç olan elçiler (peygamberler) de insanlığın tarihi önderleri olmuşlardır. Tarihsel gelişim süreçleri içerisinde yakıcı kırılmaların yaşandığı dönemlerde dâhil olmak üzere ortaya konan adalet ve hak arama mücadelelerinde din, hep tartışılmış ve gündemin en başındaki yerini hep korumuştur. Hatta yapılan tüm savaşların genelinin sebeplerine bakıldığında din faktörünün mutlaka var ve kaçınılmaz olduğunu görürüz. Öyle ki en “din”siz hareketlerde bile, bulundukları toplumun dinini kendi formuna uygun hale getirecek bir alan açma faaliyetlerinin olduğunu gözlemleriz. İdealist anlamda da kullanılsa, geleneksel anlamda da kullanılsa “din”, bugün itibariyle dünyanın en çok konuştuğu konudur. Tarihte ortaya çıkmış tüm fikir akımları ve insanlığa idealde adaleti öngören sistemler kimi az kimi çok olumlu ya da olumsuz dinin etkisinde kalmışlardır.   

Feuerbach insanlığın geçirdiği aşamaların birbirlerinden dinde meydana gelen değişikliklerle ayrıldığını söyler. Aynı zamanda Feuerbach ta­rihi, dinsel dönüşümlerden ibaret görür. Marx ise maddi toplumsal koşulların değişme­siyle, dinin ortaya çıkmasına yol açan koşullar da değişeceği için insanların dinsel yanılgılardan kurtulacak­larını düşünür veya bunu umduğunu belirtir. Kapital’de şöyle söyler: “Gerçek dünyanın dinsel yansısı ancak, insanın pratik çalışma yaşamının koşulları insanının birbirleriyle ve doğayla ilişkileri günbegün saydam ve akılcı ilişkiler hali­ne gelince orta­dan kaybolabilir.

Sanayi devrimi ile başlayan süreçte, şehirleşmenin insanlığın gündemine soktuğu yeni kavramlar ve insanlara yaşattığı dönüşüm ve “yeni akıl” dinin zamanla yok olup gideceğini ve insanların dinin uyuşturucu etkisinden kurtulacaklarını vaat ediyordu. Olsa olsa sembolik olarak var olması beklenen bu kavram insanların davranışlarında tezahür etmemeliydi. Engels “Komünizmin Temel İlkeleri”nde “Bugüne kadar var olan tüm dinler, tek tek halkların veya halk kitlelerinin tarihsel gelişim aşamalarının ifade­leriydiler. Ama komünizm var olan tüm dinleri gereksiz kılacak ve kaldıracak tek tarihsel gelişim aşamasıdır.

Yeni “Türk” devletinin kuruluş aşamasına damgasını vuran en önemli gelişmelerden sayabileceğimiz Fransa’da toplanan ilk Jön Türk kongresinde öne çıkan iki akım ve ileri fırlayan iki liderden biri olan Ahmet Rıza’nın teorisyenliğini üstlenen Ziya Gökalp ise milliyetçiliğe dinin anlam ve genişliğine uyacak derecede kutsal ve geniş bir çerçeve çizer. Üç tarz-ı siyasetin üçüncüsünü benimseyerek Türklüğü bir milliyet, dini (İslam’ı) ise beynelmilliyet olarak görür. Dinin alanını ise inanç ve ibadet alanı olarak sınırlar.

Heyecan ve hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ziya Gökalp’tır.” diyen Mustafa Kemal’in ise dinle ilgili olarak değişik zamanlarda çok değişik sözleri ve yaklaşımları olsa da herhalde şu sözü dine bakışını özetlemektedir: “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.”

Onun manevi kızı Sabiha Gökçen şöyle anlatıyor:

Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim. Birden derin bir iç geçirdi. Ve ‘Allah’ dedi. O bunu sık sık tekrarladı. Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum. Bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım. Onun ağzından Allah kelimesini duymak beni bir hayli şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.

Bugün itibariyle ise bilhassa 11 Eylül sonrası oluşan konjonktürde kapitalizmin Hıristiyanlıkla mecburi barışması sonrasında din tanım ve anlamında yeni yaklaşımlar yeni bakış açıları şekillenmiştir ve halen de şekillenmeye devam etmektedir. Kapitalizm rakipsiz kaldığını hissettiği dünyada 2001’den sonra din olgusu ile barışmış olmanın verdiği rahatlık ve özgüven ile en temelde üç şeyi dayatmaya başlamıştır. Birincisi dinini değiştir ve devşirilmeye hazır ol. İkincisi “ılımlı İslam” ile kontrol ve denetimim altında tüketmeye devam et. Üçüncüsü ise eğer boyun eğmezsen sen aşırısın radikalsin Hıristiyanlığın ve kapitalizmin açık düşmanısın ve dolayısıyla ölümü hak ediyorsun.

Marksist çevreler 2007 seçimlerinde AK Parti % 47 oy alınca din yine ezilen sınıfların umudu oldu diyerek konuya baksalar da kazın ayağının öyle olmadığı şanzımanı arızalı AK Parti’nin sık sık tekerleme okumasından belli olmuştu ve halen de oluyor. Marksist çevrelerin çoğunu  esir almış Kemalist elitist zihni yaklaşımların izleri üzerinde duracak değiliz elbette ama baş döndürücü bir hızla adeta sınırsız enformasyon çağı diyebileceğimiz bu çağa uygun dini (İslami)  model açılım ve yaklaşımının hayata geçirilmesi gerekiyor.

Moda kavramlarla (insan hakları, çoğulculuk, katılımcılık, özerklik) yürütülen politikalar her geçen gün facia boyutlarına doğru koşan yozlaşmanın görülmesini engelliyor. Yeni “Türk” devletinin kuruluş felsefesinin aksine Tayyip Erdoğan üç kırmızıçizgiden bahsederken etnik milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik ve dinsel milliyetçiliğe karşı olduklarını vurgularken boşluk kabul etmeyen hayatın (dinin) her alanına hâkim olduğunu veya olmak istediğini söylemek istiyor.

Toplumun hemen her kesiminde kırılmalara, ayrışmalara ve bölünmelere sebep olan son 8-10 yıllık süreçte direnmenin, direnebilmenin yolu belki de en başta “din” olgusunu nasıl algıladığımız, “din” olgusu üzerinde çok daha fazla derinlikli okuma ve tefekkürlerimizin nasıl olabileceği ve insanlara bir rahmet olarak vahyedilen Kur’an’ın Rasulullah’ın örnek şahitliğine uygun bir tarzda nasıl içtihada tabi tutulabileceği konularında sosyal şahitliklerimizi artırmaktan geçiyor.

Geniş ve “sömürülmeye müsait hale getirilmiş” halk yığınlarına bir umut olmak ve sömürü çarklarını gerçekten deşifre eden, soyutlanma ve eklemlenme ikilemlerini aşmış ve bu paradoksu içtihadı ile ters yüz etmiş dini (İslami) bir perspektifin yaygınlaştırılması da yine asli bir unsur ve alternatif olarak karşımızda duruyor. Mümtehine Suresi’nde (60/8-9) vurgulandığı gibi; Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.   

 

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum