Din pazarında sapla saman birbirine karışıyor

13.01.2013 16:24

Faruk Beşer

Cuma yazımızın son cümlesi şöyleydi: 'Bir kimseye kâfir demekle, bir fiilin ya da bir sözün küfür olması farklı şeylerdir'. Bu şu demektir:

Zarurat-ı diniyyeden, yani dinden olduğu zorunlu olarak bilinen şeylerden birini inkâr küfürdür. Mesela; hırsızın elinin kesilmesi gayri insani bir uygulamadır, namaz kılmam ama kalbim temizdir, namaz dediğin şey yatıp kalkma değildir, duadan ibarettir, Allah yönetime müdahale etmemelidir, din ayrı devlet ayrıdır, kadınların başlarını örtmeleri diye bir şey yoktur gibi sözler ve inanışlar küfürdür. Ama bunlardan birisini söyleyen bir insana biz kâfir diyemeyiz. Çünkü Ehlisünnet, küfür sözleri ve fiilleri çok alakasız da olsa bir teville söyleyeni ve yapanı tekfir etmez. İmam Azam'ın şu sözü bu konuda ölçü kabul edilir: 'Bir insanın dine girmesine sebep olan şey ne ise, dinden çıkmasına da ancak onun inkârı sağlar'. Allah birdir ve Muhammed O'nun kulu ve Rasulüdür diye inanıp bunu diliyle söylemek bir insanın dine girmesi için yeterlidir. Dinden çıkmış hükmü verilebilmesi için de bu iki cümleden en az birini reddetmiş olması gerekir.

Ne var ki bu, işin zahiridir, insanlara göre olan yönüdür. Küfür eylemlerden birini yapan, Allah katında gerçekten dinden çıkmış olabilir. Bu biraz da niyet meselesidir. Ama biz onu bilemediğimiz için: 'Biz zahirle hüküm veririz, kalplere muttali olan ise Allah'tır', der geçeriz.

Hasılı, dinin temel iman esaslarını açıkça reddetmeyen bir insana kâfir diyemeyiz. Ama bu küfür sözlerden birisini, ya da bunların benzerini söylemenin küfür olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar farklı şeylerdir. Ama küfür anlamına gelen söz ve fiillerin kendileri için, bir şey söyleyemeyiz, adamın niyetini bilmiyoruz demek İslam'ı İslam olmaktan çıkarır. Adamın niyetini bilmiyoruz, onun küfrüne hükmedemeyiz ama bu söz küfürdür, bundan Allah'a sığınırız, diyebiliriz, demeliyiz. Ta ki, iman küfür sınırı belli olmuş olsun.

Günümüzde laik mahalle baskısı sebebiyle, âlimlerimiz bunu söyleme riskine girmiyorlar. Hatta iki adım sonra bunun zaten böyle olmadığına kendileri de inanıyorlar. Bu sebeple sapla saman birbirine karışıyor.

Ben bazı bilgilere dayalı olarak öyle inanıyorum ki, İslam bütünlüğünü bozacak fikirlere bazı Batı ülkeleri lojistik destek sağlıyor. Liderlerini ilim ehli göstermek için gerekirse kitaplar yazdırılıp veriliyor. Pakistan'da ortaya çıkan Kadiyanîler de bu çevrelerin desteğiyle televizyon kurdular. Kurucuları Ahmed Kadiyanî'nin vahiy alan bir peygamber olduğunu anlatıp duruyorlar. Türkiye'deki bir peygamber de aynı şeyleri söylüyor. Kendisine 'Ey rasulüm, biz senin, ümmetin meseleleriyle yorulduğun için namaz kılamadığını biliyoruz, canını sıkma' anlamında ayetler geliyor.

Dün meteliği olmayan adamların bu gün ayda en az 100,000 Dolar masrafla uydudan nasıl yayın yapabileceklerini düşüneniniz oluyor mu? Türkçe yayın yapan böyle en az dört beş kanal var. Bunların bir kısmı reklam bile almadan bu işi nasıl sürdürüyor, düşünmeli değil miyiz? Ben yakınlarda bir tane daha kurulabileceğini tahmin ediyorum. Bekleyelim görelim.

İslam dünyasının ilmî otoriteleri Kadiyanîlerin din dışı bir fırka olduğunu ilan ettiler. Türkiye'de bunu söylemek çok zor. Ne olursan ol edebiyatı sapla samanın birbirine karışmasına, art niyetlilerin meydanları doldurmasına sebep oldu. Elbette birilerini kâfir ilan edelim demiyorum, kim nasıl isterse öyle inanır. Ama biz inandığımız dinin sınırlarını çizmeli miyiz çizmemeli miyiz? Böyle bir hakkımız var mı yok mu? Bütün mesele bu.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim