Dilipak Bodrum’da...

14.01.2010 02:11

Atilla Özdür

Dilipak karşıtlarını almış bir telaş, dünyanın sonuna mı geldik...

Fukuyama’nın ‘Tarihin sonu’ neyse Dilipak’ın dünyayı sonlaması da aynen öyle...

Gerçi Dilipak da, Bodrum’da kendisini hayretlere düşüren hiç umulmadık fevkaladeden manzara ve hallerle karşılaşmamış değil... Şaşkınlığını bastırmak için vermiş imamlara, etkisi bomba misali tavsiyelerini...

‘Grev yapın’...

Bizim hacı amcalar ‘Fesubhanallah’ çekmişler, namaz grevine karşı.... Haydi şu abdest namaz bağlamının çulsuz takımından sadır olsa bu tavsiye, ‘tamamdır, zaten başka ne beklenebilirdi ki elin cenabetinden’ dersiniz ve çekip gidersiniz... Lakin tavsiye sahibi Dilipak...

Gel de şaşırıp dövünme...

Dünya dualizm dünyası...

Türkiye’de insanlar bir hüviyetiyle kul, diğer kimliğiyle vatandaş. Dualizm, insanın doğuşuyla başlıyor. Dualist, çifte kimlikli olarak yaşıyor ve öldüğünde de iki farklı ritüel, defin yolculuğunda tabutuna refakat ediyor...

Kul kimliğinin gereklerine aşırı hassasiyetle riayet eden kişi, vatandaşlık haklarını kullanmada kitabiyatta kulsuzlarla eşit tutuluyor... Bu eşitlik, kullara mebusluk yolunu açtığı gibi, hükümet kurup memleketi çekip çevirme yetkisiyle de donatabiliyor.

Dananın kuyruğu da işte bu kertede kopuyor. Kullar, hükümet programlarını hazırlayıp Meclis’in yüksek tastikinden geçirdiği anda memleketi kulluk dışı çizgisinden saptırmamaya mahkum...

Kadın erkek eşitliğine gölge düşürmeyecek. Bu eşitlikte en can alıcı gölge, istihdam alanında belirginleşir... Kul, hükümet olduğunda kulluğuna kapılıp, kadın emeğini fabrikadan kaçırtıp boşluğunu erkek emeğiyle doldurmaya, doldurtmaya kalkışmayacak...

Hükümet kadrosu, mazideki zimmeti kul damgalı insanlardan kurulu. Attıkları her adımda, açtıkları her ağızda karşıtları bu hareketlerinde kulistanla ilişki emareleri arıyorlar ve utanıp sıkılmadan da, Arşimet gibi bulduk bulduk diye don fanila, hamamdan dışarıya fırlıyorlar...

Eski Atatürkçüler merhametli ve vicdanlı olsalar ki, iş yerlerinde normal hafta tatillerinin dışında kadınlığın kendine has mücbir sebep faslından beş-altı günlük ekstradan ücretli tatil hakkıyla kadınları taltiflemiş... Tabii o demler bez basma fabrikalarının kamunun elinde ve mülkiyetinde olduğu demlermiş...

Eski Atatürkçüler bu alicenablıkta muhtemelen Müslümanlığın bu gibi hallerinde kadınları namaz mükellefiyetinden muaf tutuşunu örnek almış olmalı...

Daha sonra basmacılığa, iplikçilik ile don fanila, çorap çarık gibisinden imalata özel sermaye de girişince, kadın erkek eşitliği eski feminist karakterinden soyulup, kadının değeri bezirganlık kantarıyla ölçülmeye başlanmış...

‘Aybaşı yılbaşı bilmem arkadaş, kadın işçi de hafta yedi, ay otuz, erkeklerle birlikte insan gibi çalışacak. Anayasa bölücülüğe kapalıdır’...

Şimdi hükümet, eski saf Atatürkçülerin uygulamaya koyup da zaman içinde terk edilerek bir kenara atılan kadına karşı vicdanlı ayırımcılık politikasını hatırlamış... Tekstil sektörünü ağır ve tehlikeli faaliyetler sınıfındaki eski yerine oturtmuş...

Tekstilciler, çoğunlukla kadın işçi kullandıklarından, artık değer kazançlarından bir miktar kırpıntıya uğrayacakları için, ‘hayır olmaz’ diyorlar... Ya hükümet bu kararından vaz geçecek, ya da kadın işçilere paydos çekilecek...

Demokrasi, vatan, millet, Atatürk, insanların eşitliği ve Cumhuriyet... Hepsi iyi güzel ve kutsal da, parasız olursa...

Her neyse, Hükümet kanadının zimmetinde kulluk kalıntılarının bulunması, attığı her adımda ve açılan her ağızda kulistan emareleri arandığı için, bu kez de karşıtları başlıyorlar,

‘Sizi gidi sizi sinsi hainler sizi... Kafalarınızdaki düzeni getirmek için evvela kadınları evlerine göndereceksiniz. Bunun yolunu da, onları ağır işçi statüsüne alarak açmaya çalışıyorsunuz...’

Yahhh işte böyle...

Kul iseniz, kulistanı dışlayan bir post üzerinde oturmanın kolay olmadığını bilesiniz...

Şimdi gelelim imamlara...

Unutmayalım, Diyanet İşleri Başkanı ile Tapu Kadastro Genel Müdürü arasında fark yoktur... Cami imamı ne ise, maliyedeki dosyalama bölüm şefi de aynen o... Hepsi birlikte bareme tabi kamu çalışanları...

Öğretmenler sendika kurmuşlar, imam ve müezzinler de başlarının kel olmadığını ispatlamak istemişler... Memur olarak hakları var.

Kurmuşsun sendikanı, sürüden ayrılmayacaksın...

Memur dediğin grev gömleği sırtında ya mektebin kapısında ya da şadırvanın başında,

Nöbette olmalı...

Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim