1. YAZARLAR

  2. MURAT AYDOĞDU

  3. Dil’in Mantalitesi Üzerine Bir Yaklaşım
MURAT AYDOĞDU

MURAT AYDOĞDU

Yazarın Tüm Yazıları >

Dil’in Mantalitesi Üzerine Bir Yaklaşım

A+A-

“Dil” bir mantığın, algılayışın ve kültürün ürünüdür. Aynı zamanda toplumsal ilişkilerimizi belirleyen dil, sadece kalıplardan ve kurallardan oluşan bir form değil, iletişimi sağlayan bir mantık ve düşünme biçimidir.

Bulunduğumuz çağ ve toplum’un algı biçimi, yaşam tarzı ve ilişkileri farklılaşmış ve zemini değişmiş bir kültür dönemindedir. Bu kültür değişimi dilimizi, iletişim biçimimizi de değiştirmiştir.

Bu değişen dil algısına “mantalite” diyoruz ve toplumsal kültürün hem ürünü hem de oluşturucusu olarak sinerjik ilişkiye sahiptir.

Konuşan ve toplumla iletişime geçen bir kişi, kullandığı dil mantığı içerisinde agresif /baskıcı yada ıslah edici, izah edici, anlamaya çalışıcı ya da vesvese verici, karıştırıcı özelliklere sahiptir. Yine konuşan kişi, “Jargon” diyebileceğimiz farklı dil üsluplarını mantalitesini kullanarak, bu iyi-kötü diye tasnif edeceğimiz özellikleri taşır.

Kuran’ın indirildiği dil olarak Arapça, beyan yani açıklamaya dayalı cümleler kuran bir dildir. Ari dillerindeki cümleler ise yargı/hükümde bulunur. Bu nedenle Batı paradigması içerisinde düşünen post-modernist İslamcılığın algılayış biçimlerinde yargılama, tek tipçi ve baskıcı bir mantığa yol açar.

Doğu despotizmi; dilin mantığı üzerinden değil, kelimelerin saptırılması ile kendine meşruiyet sağlamaya çalışırken, Batı despotizmi doğrudan kendi mantığı üzerinden despotizmine meşruiyet kazandırır.

Yine bu nedenle Batının agresif/saldırgan mantığı diyalektik gelişmeye ve kültür emperyalizmine yatkın iken, Doğu agresif/mantığı diğer kültürleri baskıcı ya da zimmi/korumacı olarak içerisinde tutar.

Doğu ve Batı mantalitesi, insan doğasının iradi iyi ya da kötü olabilecek özelliklerini taşırken birbirine nötr/müsavidir. Doğu ve batı mentaliteleri; kötü yönleri farklı tuğyan/taşkınlık, iyi yönleri de yine farklı ıslah/düzenleme özelliklerine sahiptir.

Burada tanımlama olarak Doğu İslam kültürünü, Batı ise Avrupa kültürünü temsilen kullanılmıştır. Amerika yerli, Afrika, Hint ve Çin, ya da Bozkır medeniyetlerinin algılama biçimleri bu kıyaslamadan farklı yapılır. Örneğin Bozkır medeniyeti kısmi Bedevi özellikli, Hint medeniyeti daha mistik, Çin medeniyeti ise daha spontane/naturel özellikler gösterir. Ve bütün medeniyetlerin kendine özgü iyi ya da kötü uygulamaları mümkündür.

Farklı kültürlerin birbirini anlamasında salt formel/lafzi yaklaşımlarla gerçekleştirilemez.

Toplumsal iletişimdeki problem; “Vahyi Bilginin” salt formel bilgiye değil bilgi epistemolojisine dayalı analizini gerektirir ki, buna lafzi delaletten fazlası gereklidir.

İbn Cini’ye göre dil’in delaleti üç tiptir; Lâfzî, Sınaî(yapısal) ve Manevi dalalet. Örneğin “kame/kalktı”  fiilinin lafzı, mastarına yani kalkmaya dalalettir. Fiilin çatısı ve siğası/kalıbı zamanına dalalettir ve sınaî/yapısaldır.  Fiilin manası ise isim ve harf olmayıp fiil olmasından dolayı failine delalettir ve manevi’dir. Buradan hareketle dilde zaman, fiil ve fail diyebileceğimiz zemindeki ilişkisinin tarihi sürece bağlılığından bahsedebiliriz. Ama bu hükmün tarihsel değişimi anlamında (tarihselcilerin dediği gibi) değil, zemin içerisinde anlam kazanmasıdır.

Kültürlerin/Medeniyetlerin dilsel/düşünsel farklılıkları, sınai/yapısal ve manevi/anlamı delaletleri üzerinedir. Burada manevi’den kasıt Hermetik algının bâtıniliği değil, lafzın fiili/pratik uygulaması, karşılığıdır.

Nihayetinde hiçbir dil diğer dile ‘bire bir’ (mot a mot) çevrilmesi ya da meal edilmesi ile tam olarak anlaşılamaz ama metnin tamamı üzerinden değerlendirildiğinde bu bir başlangıçtır. Poplüler bilgilenmenin aracı bilginin yatay yaygınlaşmasının türedi ve “Dengesiz Müçtehitler(!)” üretmesi yan etki olarak zarar ortaya çıkarsa da total olarak aktif toplum oluşturur. Burada “Ulul Elbab”, “Hikmet Sahipleri”, “Rasihun” gibi dikey/derinlemesine bilgi sahiplerinin popüler de olsa yatay bilgilenmeye sahip toplum tarafından daha güvenilir algılanması “Erdemli Topluluk”, toplumsal hezeyan ve tepkiselliğin oluşturduğu yönde bu “Dengesiz Müçtehitler”e teveccühü “Hezeyanik/Paranoyak Topluluk” göstergesidir.

Burada da temel sorun; topluluğun taleplerinin içimizden hayırlı bir topluluk tarafından algılanması, karşılanması ve güven sağlayıcı üslupta dile ve pratiğe dökülmesidir.

...

“Bu kitaba uyun ve sakının ki merhamet olunasınız. Kitap, ancak bizden önceki iki topluluğa indirildi, Biz, onların okuyup, incelemelerinden habersizdik.” ya da “Kitap bize indirilmiş olsaydı, onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyin.” (Enam, 6/155-157)

“Sizden; hayra çağıran, marufu emreden ve münkerden sakındıran bir topluluk bulunsun.” (Ali İmran, 3/103)

“Biz, yakin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.” (2 Bakara 118)

“Allah Elçilerinin kıssalarında Ulul Elbab olanlar için ibretler vardır. Bu iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” (Yusuf, 12/111)

“Gerçekten Allah, kendi nefislerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz.” (Rad, 13/11)

“Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılarlar, işleri kendi aralarında şura iledir.” (Şura, 42/38)

 

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum