Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Dik durmak

A+A-

Basklı sosyalist bir kadın politikacı o. Babası Franco diktatörlüğünde idam cezasına çaptırılmış bir metalürji işçisi. Yani İspanya’nın çifte kavrulmuş ezilmişlerinden. Ama mağduriyetinden ne bir ezilenlerin milliyetçiliği ne de sonsuza kadar yaptığı her şeyi meşrulaştıracak bir haklılık çıkarıyor.

O yüzden de kavrulmaya, kavruldukça kemale ermeye devam ediyor.

Basklı bir sosyalist politikacı olarak, tehditleri göze alıp ETA’nın silahlı eylemlerine karşı da dik duruyor. Öyle “Şiddet nereden gelirse gelsin karşıyız” açıklamalarıyla, sahte barış sloganlarından ibaret bir “otomatik kahramanlık” (Made by Perihan Mağden) değil onunki. Türkiye’de herkesin gerçekleşemeyen rüyası teröre karşı sessiz yürüyüşleri başlatan “Ya Basta” hareketinin öncülerinden biri o. “Aman ağzımı açmayayım. Türbemin kutsiyetine halel getirmeyeyim. Parmağımı oynatmayayım. Heykel bilsinler: Sesimi çıkartmayayım” (Made by yine Perihan Mağden) beyaz eldivenlerini giyip sokağa çıkan ve doğrudan ETA’ya “Benim için öldürme” demeye de cesarete eden genç bir kadın politikacı Rosa Diez.

20 kasım günü İspanya’da yapılacak genel seçimlerde sağa karşı tarihî bir mağlubiyete doğru giden Sosyalist İşçi Partisi’nden 2007’de ayrılıp kurduğu İlerleme ve Demokrasi Birliği’nin genel başkanı olarak şimdi babasını asmaktan son anda vazgeçen ülkenin başbakanlığına talip. “Ya Basta”da birlikte şiddete karşı sokaklara döküldüğü arkadaşlarıyla kurduğu partinin iktidar şansı yok ama ülkenin en ünlü entelektüelleri bu dik duran kadının arkasında dimdik durduklarını açıklıyor günlerdir.

Onlara son olarak İspanyolcanın dil bayraklarından Nobelli edebiyatçı Vargas Llosa da eklendi. İspanyol vatandaşı Perulu yazarın El Pais’te yayımlanan Rosa Diez’e “endorsement” mektubunu Özgün Özçer’in güzel çevirisiyle bugün Taraf’ta okuyacaksınız.

Mektubun bir yerinde Llosa, Rosa Diez’i Max Weber’e ait bir kavramla övüyor: Tam anlamıyla “kanaat ahlakına” sahip bir politikacı.

Aslında Diez’inki Weber’in kanaat ahlakı (ya da itikat ahlakı) değil, onun karşısına koyduğu sorumluluk ahlakı.

1918’de Bolşevik Rusya’ya bakıp bunun askerî bir sağ diktatörlükten farkı yok dedikten sonra Weber “neden böyle oldu”yu tek bir ahlaka saplanıp kalmalarıyla açıklıyor. Bu itikat ahlakı onlara yaptıkları her şeyi meşrulaştırma imkânı veriyor. Niyet halisse eylemin sonucu değildir mühim olan diyor. Weber iktidarın şeytansılığıyla birleşince felaketler yaratan bu itikadi ahlak karşısına sorumluluk ahlakını çıkarır. Sorumluluk ahlakı eylemlerin sonuçlarının sorumluğunu esas alır. Bir eylemin ahlakiliği gözle görülen sonuçlarına göre değerlendirilir. Yani sorumluluk ahlakına sahip biri sonuçlarını hesap ederek eyler.

Yoksa itikadi ahlaktan Kemalizmin “Halk için halka rağmen”ine de gidilir, Fransız Devrimi’nden gözlerini yaşartan yoksulların halini düzeltmek için yola çıkan Robespierre’in Jakoben Terörü’ne de, Mussolini’nin “İtalyanlara özgürlükten önce ekmek lazım”ına da.

Ve artık yürümeyen ortadaki piercingli kızın fotoğrafına da. Hâlbuki Nuran Evin 17 yaşında çok hareketli bir lise öğrencisiydi. Siirt’in tek gidilesi cafesine üniversiteye gidecek ablasına veda partisi yapmak için altı kız toplaşıp giderken PKK’nın roketleri onları buldu iki ay önce. Saldırıda iki ablasını ve iki arkadaşını kaybetti. Omuriliğine isabet eden şarapneller yüzünden onun da belden aşağısı tutmuyor artık.

Vatan’dan Öznur Karslı’ya verdiği röportajdaki fotoğrafı ve şu sözleri o günden beri aklımdan çıkmıyor: “Ben hasta yatağımda annesinin karnında ölen çocuğu görünce kendimi teselli ettim. O kadar hayat doluydum ki beni yatağa mahkûm ettiler. Hasta yatağımda kıvranırken televizyonda PKK’nın özür dileğini duydum. Bizleri gördükçe o özürden hiç utanmayacaklar mı? Özür dileyerek bizim hayatımızla dalga geçtiklerini söylemek istediler açıkça.”

Nuran için, kaybettiği ablaları, arkadaşları için, hasta yatağında onu bu felaket karşısında teselli edecek felaketlikteki Batman’da anne karnında ölen bebek için ve son üç aydır yaşanan tüm diğer sivil ölümler için tek satır yazmaya cesaret edemeyenler, alkışlarının kesilmesinden korkanlar, Kasri Kanco’da artık ağırlanamamaktan endişe edenler, beyaz eldivenleri takıp sokağa çıkmayı bırakın tembel işi bir bildirinin altına bile imza atamayanlar, bugün Nuran’ı bu hale getiren örgütün siyasi kanadında sessizce anayasa masasına kıvrılmışlara, elindeki kalemini tek bir cümle bu felaketlere karşı çıkmak için kullanmamışlara kefil olmamızı bekliyor.

Kusura bakmayın, hiçbirinizi “iyi bilmiyorum” ben. Emin olun Rosa Diez’i iyi bilen dünya da sizi iyi bilmeyecek. Bugün Nuran Evin dik duramıyorsa bunun sebebi sizin o çok övündüğünüz dik duruşunuzdur. Savaşın bir cephesinde dik durana da ne ahlaklı, ne demokrat ne de solcu derler... En azından Rosa Diez’in dimdik durduğu dünyada...

yildirayogur@gmail.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT