Dijital kuşak ve hızlı adaptasyonun maliyeti

06.05.2012 13:00

Nazife Şişman

Dijital teknolojinin içine doğan kuşak, bir önceki kuşağa nazaran daha hızlı uyum sağlıyor yeni teknolojilere. O yüzden internete öğretmeninden, anne babasından daha fazla hakim gençler. Ama bu durumu "şimdiki çocuklar çok zeki" şeklindeki ebeveyn egosunun dışına çıkarak değerlendirmek gerek. Bu uyum gelecek kuşaklara neye mal olacak? gibi soruları geç olmadan gündemimize almalıyız.

Arap Baharı diye nitelenen protesto hareketlerini internetin, daha doğrusu sosyal medyanın bir başarısı olarak kutlamakta çok aceleci davrananlar olmuştu. Aradan bir yıl geçti ve biz internetin olumsuz yanlarını ancak bu baharda tartışmaya başlayabildik. İnternet demokrasinin garantisi mi, özgürlüğün tecessüm ettiği alan mı soruları eşliğinde, siyaset, özgürlük, özerk birey ve internet ilişkisi gibi konular hâlâ ele alınmayı bekliyor. Ama göz kamaştıran ve her tür derde deva bir teknolojik gelişme olarak internet anlayışından bir nebze uzaklaşılabildiğini gösteren birkaç gelişme yaşandı geçtiğimiz ay içinde.

Nisan ayı içinde hem uluslararası bir kongre düzenlendi internetin olumsuz yönlerini ortaya koyan hem de Meclis'teki ilgili komisyon konuyla ilgili brifingler aldı. Eğitimde Fatih projesinin söz konusu olduğu bir dönemde dikkatlerin küçük beyinler, internetin o hareketli, cazibeli, hızlı ve parlak dünyasından nasıl etkileniyor, sorusunun yetkililerin gündemine taşınması, geç de olsa önemli. Öğretmene yapılan yatırım, teknolojiye yapılan yatırımla karşılaştırılamayacak kadar yüksek oranda olumlu geri dönüş sağladığı halde, bilgisayar teknolojisinin Milli Eğitim'in bütün dertlerine deva olacağı şeklindeki beklentinin ham hayal olduğu belki böylece idrak edilebilir.

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer'in ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat katıldığı teknoloji bağımlılığı ile ilgili uluslararası kongrede (6-8 Nisan) uzmanlar, yeni teknolojilerin sosyo-psikolojik, fizyolojik ve nöro-bilişsel sonuçlarına işaret eden ve yeni bilişim teknolojileri karşısında nasıl bir konum alınması gerektiğinin yollarını arayan sunumlar yaptılar. Ama kongreye damgasını vuran, Oxford Üniversitesi'nde farmakoloji profesörü olan ve nöro-bilim çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Prof. Susan Greenfield'ın "teknoloji ve beyin" başlıklı konferansıydı.

Greenfield "Dijital teknolojiler zihnimizi (beynimizi) değiştiriyor mu?" temel sorusuna cevap ararken önce beynin nöroplastik bir organ olduğu konusunda bilgilendirdi katılımcıları. Ne demek nöro-plastik? Beynimiz, doğduğumuz andan itibaren şekilleniyor ve dış çevreye adapte oluyor. O yüzden tek yumurta ikizlerinde hatta bir klonda bile beyin tamamen farklı olur. Çünkü bizi eşsiz yapan beynimizdir. Beyin hücreleri arasında çok hızlı bağlantılar oluşur ilk doğduğumuz andan itibaren. O yüzden çevreden aldığımız uyaranlar beynin gelişimi için önemlidir.

Bu konuda meşhur bir deney var. Hiç piyano çalmamış yetişkinler arasında bir deney yapılıyor. Üç gruba ayrılıyor denekler. Bir grup her gün belli bir süre piyano çalıyor. İkinci grup sadece piyano çaldığını hayal ediyor. Üçüncü grup ise kontrol grubu, sadece piyanoya bakıyor. İlk grubun beyin haritasında ciddi değişiklikler oluyor. Kontrol grupta hiçbir değişiklik gözlenmiyor. İlginç olan nokta şu: Sadece piyano çaldığını hayal eden grubun beyin hareketlerinde de aynı çalanlar gibi değişiklikler gözleniyor.

Prof. Greenfield, Parkinson hastalığı üzerinde çalışan bir doktorun "düşünce beynin hareketidir" şeklindeki ifadesiyle açıklıyor bu deneyin sonuçlarını. Hareket nasıl kasları etkilerse, düşünce (ses, koku, görüntü, duyusal haz, algı, bir konu üzerinde yoğun ilgi vb. şeylerin yol açtığı zihinsel faaliyet) de beyindeki yolakları etkiler. Peki internete muhatap olan bir kişinin beyin yapısı bundan nasıl etkilenir?

TEKNOLOJİ BEYNİMİZİN YAPISINI DEĞİŞTİRİYOR MU?

Esasında her çocuğun duyusal deneyimleri beyindeki idrak mekanizması sayesinde bilişsel deneyimlere dönüşür. İnsan büyüdükçe idraki böylece gelişir. İnternetin idrak mekanizmasına etkisi ise ne yazık ki olumsuz, Greenfield'a göre. Çünkü internette daha ziyade duyulara hitap eden deneyimler yaşanır. Parlaklık, hız, hareket, cazibe... Bunlar adeta alkol ya da uyuşturucunun beynimizde yaptığı etkiye benzer etkiler yapar. Nasıl ki diğer bağımlılıklarda insan kendini bırakır ve yaşadığı anlık haz belirleyici olursa, internetteki oyunlar ve aktiviteler de benzer bir belirleyiciliğe sahiptir.

Beyinde gerçekleşen değişimleri basitçe anlamaya çalışırsak şöyle diyebiliriz: Anlık hazlar dopamin salgılanmasına neden olur. Salgılanan dopamin, insanı mutlu ve huzurlu yapar, ama aynı zamanda idrakin gerçekleştiği prefrontal korteksin faaliyetlerini yavaşlatır. Böyle olunca da kişi daha fazla sabırsız olur hazlara karşı. Düşünce, anlam ve idrak gerçekleşmez. Hazza ulaşmaya ve bu uğurda yüksek oranda risk almaya hazır olur. Kumarda nasıl o anın hazzı belirleyici oluyor ve kişi öncesini sonrasını düşünmüyorsa, prefrontal korteksin aktivitesinin azaldığı bütün durumlarda aynı "anlık yaşama" tavrı hakim olur. Bunu doğrudan beynin yapısında da görmek mümkündür. Hatta video oyunları oynayan çocukların beyinlerinde kumarbazların beyinlerine benzer özellikler tespit edilmiştir. Prof. Greenfield'ın bu tezleri pek çok meslektaşı tarafından fazla iddialı bulunuyor. Klinik deneylerle ispatlanmayan bu uyarıları popüler bir dille ifade etmekle suçlanıyor uzmanımız. Ama Greenfield bu eleştirilerinde yalnız değil. Mesela tekno-bilim konularında ödüllü bir yazar olan Nicolas Carr da benzer değerlendirmelerde bulunuyor (The Shallows, 2011). İnternet hızlı dikkat geliştirme için, bir alandan diğerine hızlı geçiş için uygun bir alan ona göre, ama diğer taraftan bu vasat derin düşünceyi zorlaştırıyor, hatta imkansızlaştırıyor. Bu yüzden suyun yüzeyinde gezinme anlamına gelen surf kullanılıyor internet araştırması için. Carr da çocuklarda artan dikkat dağınıklığı istatistikleri veriyor ve bunları internetle erken yaşlarda muhatap olmaya, bu muhataplığın beynin nöro-fizyolojisinde yaptığı değişikliklere bağlıyor.

Biri nöro-bilim uzmanı, diğeri gazeteci-yazar iki internet eleştirmeninin de vurguladığı husus aynı: Beynin nöro-fizyolojisi muhatap olduğumuz teknolojilerden doğrudan etkileniyor. Nicholas Carr, haritanın icadıyla mekan algımızın değiştiğine, yazının ve kitabın ortaya çıkışıyla soyut düşüncenin nasıl geliştiğine işaret ederek muhatap olduğumuz bütün teknolojilerin beynimizin yapısını değiştirdiğine dikkat çekiyor. Bu kaçınılmaz bir durum esasında. Çünkü beynimiz olağanüstü uyumlu bir organ. Ama bu uyumun sonuçlarının neler olabileceği ile ilgili bir fikrimiz yok.

Esasında Sokrat da milattan öncesinde teknoloji ve beyin arasındaki irtibatın farkındaydı. Çünkü o kitaba ve ilk kütüphaneye karşı çıkmıştı insanları unutkan yapacağı endişesiyle. İnsanlar kendi hafızalarına değil de birtakım yazılı işaretlere güvenmekle büyük bir hata yapıyorlardı. Çünkü ona göre kitap, zihnin düşmanıydı. Nitekim kendisi hiç yazılı bir şey bırakmamıştı. Onun hakkında bildiklerimizi öğrencisi Eflatun'un yazdıklarına borçluyuz. Sokrat'ın bizi unutkan yaptığını söylediği kitap, bilimsel düşüncenin ve bilginin merkezine oturdu son birkaç yüzyıllık gelişme sonucunda. Ama bugün çocukların ve gençlerin internet karşısında zaman geçirdiğinden ve kitap okumadığından şikayet ediyoruz. Kitap okumadığı için Sokrat'ı memnun edecek kadar hafızası sağlam bir gençlikle mi karşı karşıyayız peki? İnternetin beynin nöro-fizyolojisi üzerindeki etkilerinden bahseden uzmanlar, tam aksi bir durum olduğunu söylüyor.

Dijital teknolojinin içine doğan kuşak, bir önceki kuşağa nazaran daha hızlı uyum sağlıyor yeni teknolojilere. O yüzden internete öğretmeninden, anne babasından, patronundan daha fazla hakim gençler, hatta çocuklarla karşı karşıya olmamız normal. Ama bu durumu "şimdiki çocuklar çok zeki" şeklindeki ebeveyn egosunun dışına çıkarak değerlendirmek gerek. Bu uyum acaba iyi bir şey mi? Bu uyum gelecek kuşaklara neye mal olacak? sorularını geç olmadan gündemimize almalıyız.

*Sosyolog, yazar

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim