1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Dicle Üniversitesinde Seyyid Kutub Semineri
Dicle Üniversitesinde Seyyid Kutub Semineri

Dicle Üniversitesinde Seyyid Kutub Semineri

Dicle üniversitesinde ‘’Seyyid Kutub ve Kuran Nesli İnşa Sorumluluğu’’ başlıklı bir seminer gerçekleştirildi.

A+A-

Dicle üniversitesinde etkinliklerini kaldığı yerden devam eden düşünce ve hikmet kulübü, ayılık olarak düzenlediği düşünce seminerlerinden ikincisi olan ‘’ Seyyid Kutub ve Kuran Nesli İnşa Sorumluluğu’’ adlı semineri yoğun katılımla gerçekleştirdi.

Hakan Kılıç’ın sunuculuğunu yaptığı programda, Furkan süresinin 1-6 ayetlerinin Arapça tilavetini Abdullah Aydın yaparken, Türkçe ve Kürtçe mealini ise Ertuğrul Delibaş okudu. Program İbrahim Ayaz’ın düşünce hikmet kulübü adına hazırladığı Suriye izlenimlerini anlatan sinevizyon gösterimiyle devam etti. Program son olarak Akan Akamak’ın  ‘’Seyyid Kutub Ve Kuran Nesli İnşa Sorumluluğu’’ adlı sunumuyla sona erdi.

Akan Akamak konuşmasına, selamla beraber Asr süresini hatırlatarak başladı. Akamak,’’Seyyid Kutub, düşünen bir şahsiyet olmakla beraber düşünceyi pratik hayata geçiren, düşünce ve eylemi bir arada yaşayan biridir. Bu noktada önemli bedeller ödemiş ve bunu vahye şahitliğin bir parçası olarak görmüştür.  Seyyid Kutub, sadece bir mezhebi, ırkı veya bölgeyi etkileyerek sınırlı kalmaktan ziyade dünyanın birçok İslami hareketini etkileyerek ortak bir model olmuştur. Seyyid Kutub, 1940 ile 1945’lere kadar biraz İslami biraz milliyetçi biraz sosyalist ideolojilerden etkilenmiştir. Ancak 1945’lerden sonra İslam’ı diğer ideolojilerden ayırarak bu alana yoğunlaşmıştır.’’  Sözleriyle konuşmasına devam etti.

 ‘’  1940'lı yıllardan sonra İslâmi kimliğe yönelmesiyle oluşan İslami kimlikle beraber, 1940'ların sonuna doğru Müslüman Kardeşler'le birlikte oldu. İslami kimliğini Mısır'daki mevcut İslami birikimle şekillendirdi. Seyyid Kutub, ne yapmalı sorusuyla İslam ümmetine model olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarında sömürgeciliğin, emperyalizmin, işbirlikçilerin zülüm ve baskısı altında olan İslam ümmetine, kurtuluşun reçetesinin İslam olduğuna dair büyük bir çaba sarf etmiştir. Seyyid Kutub, o dönem İslam ümmetinin düştüğü bu durumu basit bir tedaviden ziyade bu hastalıktan kurtulmanın ancak ciddi bir operasyon ile düzelebileceğini söylemiştir. Yani kısacası yetersiz kalan ümmet bilincine vurgu yaparak,yeniden bu bilinç ile tedavi sürecinin başlatılması gerektiğini düşünmüştür. Ve burada toplumu islah etme sorumluluğunun başında kurana yönlenmesi gerektiği düşünmüştür. ‘’  sözlerine vurgu yapan Akamak, ’’ Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler çalışmasıyla tüm İslâmi hareketlere çok önemli bir özeleştiri ve stratejik analiz imkânı sundu, bu düşünceleri nedeniyle de idam edildi. Rasulullah'ın (s) Mekke'de cahiliyeye karşı örnekliğini gösterdiği gibi, Müslümanları yeniden Kur'an'la bilinçlenmeye ve cahili kuşatmadan kimliklerini ayrıştırarak Müslüman ümmeti yeniden diriltecek olan Kur'an neslini inşa etmeye davet ediyordu. O, "İslâm tarihinde, Hz. Peygamber'in Mekke tecrübesinden sonra ilk defa, (yeniden) bir 'cahiliye' toplumu tanımı" yapmıştı. İslâmi uyanış süreci için tutarlı ve sahih bir eğitim müfredatı, çalışma programı ve hareket hattı oluşturmaya çalışıyordu. O "Kur'an Nesli"nin ikamesi için öncelikle idraklerde bir vahiy inkılâbı gerçekleştirmek istiyordu. Ve bu isteği çoğu islami hareket tarafında yanlış anlaşılmıştır. Çünkü Seyyid Kutub ilk olarak kuran diyerek,  peygamberin sünnetini red veya tarihi tespitleri inkâr etmemiştir. O sadece kuranın oturtulması gereken konuma vurgu yapmıştır.’’ Sözleriyle konuşmasına devam etti.

Akamak,  ‘’ Seyyid Kutub'u emsallerinden farklı kılan seviye, "nesneleşmiş Kur'an" algısının hâkim olduğu bir dünyada, inşa edici "özne olan Kur'an" anlayışını yeniden kurmak için gösterdiği katkıdır. Seyyid Kutub, bütün bu düşüncelerini tecrübe kaynağı olan fırtınalı ortamlarda ve özgürlüğünün kısıtlandığı yoksulluklar içinde geliştirmiştir. Seyyid Kutub, Amerika dönüşü Hasan el-Benna'nın 1928'de kurduğu İhvan-ı Müslimin hareketi ile diyalogunu arttırdı ve kısa bir süre sonra da resmi görevinden istifa ederek Ihvan-ı Müslimin adlı gazetenin yazı işleri müdürlüğüne başladı.

Darbe sonrası yönetimi bir süre perde arkasından yürüten Abdünnasır, daha sonra devlet başkanlığı görevini resmen ele aldı. Abdünnasır, İhvan-ı Müslümin'in İslami toplum teklifine şiddetle karşı çıkıyor ve Mısır'ın bu en güçlü muhalif hareketine karşı ciddi bir baskı rejimi uyguluyordu.1954'te Abdünnasır'a yapılan suikast girişimi birçok İhvan mensubunun tutuklanması için fırsat olarak değerlendirildi. Ağır bir baskının ve zorbalığın yaşandığı bu dönemde tutuklananlar arasında Seyyid Kutub da bulunuyordu.İhvan mensupları hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalmaktaydı. Seyyid Kutub da işkenceden dolayı mide ve bağırsak kanaması geçirmişti. Buna rağmen cellâtlar; eğitilmiş köpekleri mahkûmların üzerine saldırtıyor; işkence, hastalık ve yorgunluktan harap olmuş bedenleri bir de köpekler parçalıyordu. Öyle ki, mahkemesini izlemek amacıyla Mısır'a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub'un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi dahi ertelenmişti.İnsan hakları temsilcisinin Mısır'dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarıldı ve hapse mahkûm edildi.’’ Sözlerine vurgu yaptı.

Akamak, son olarak ‘‘1965 yılında, Yoldaki İşaretler'de yer alan düşüncelerinin kendisi için nasıl bir tehdit oluşturduğunu fark eden Abdülnasır'ın emriyle Seyyid Kutub tekrar tutuklandı ve mahkeme sonunda idamına karar verildi.Hapis ve işkence döneminin yeniden başladığı bu süreçte, Abdünnasır, özür dilediği takdirde Seyyid Kutub'u affedeceğini söylüyordu, hatta bunun için ailesini dahi baskı altına alıyordu ama 60 yaşında olmasına ve türlü işkencelere rağmen, Seyyid Kutub davasından vazgeçmedi ve Nasır'ın teklifine karşı şu tarihi cevabını verdi:

"Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır."

Müslümanlara her türlü cahiliyeden koparak Kur'an'a dönmeleri çağrısında bulunduğu Yoldaki İşaretler, bir bakıma Seyyid Kutub'un idam fermanı oldu.İnfaz kararı 29 Ağustos 1966'da uygulanan Seyyid Kutub, vahye şahitliğini şehitlik mertebesine taşırken, geride bıraktığı eserleri ve düşünceleri ile İslami mücadele yolunda önemli bir işaretçi olarak yerini alıyordu…Rabbimiz, şehadetini kabul etsin…’’  sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Ozan Ahnas - İkrami Yerlikaya

dicle_20121220-2.jpg

dicle_20121220-3.jpg

dicle_20121220-4.jpg

dicle_20121220-5.jpg

dicle_20121220-6.jpg

dicle_20121220-7.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum