1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Devrimler ve Demokrasinin Seçimlerle İptali
Devrimler ve Demokrasinin Seçimlerle İptali

Devrimler ve Demokrasinin Seçimlerle İptali

Siyasetçiler, aydınlar ve siyasi güçlerin, "Demokrasi Araplarda başarısız oldu." demekte aceleci davranmadan önce demokrasiye tüm boyutları ile vakıf olmaları yanında inşa sürecinin yapısı, yöntem ve kurallarını anlamaları gerekiyor.

A+A-

ABDULFETTAH MADİ*

Çoğu siyasetçi ve gözlemcide, "Demokrasi, devrimlerden sonra boşalan kurumları doldurmak için seçimler düzenlenmesidir ve demokratik dönüşüm süreci, bu seçimlerin ilk fırsatta yapılması ve geçiş dönemlerinin uzatılmamasıdır." şeklinde yanlış bir anlayış hakim.

Arap aydınlar, 'demokrasinin Araplarda başarısız olduğu' yollu söylemleri tekrarlayıp duruyorlar. Hatta bazıları Mısır, Irak ve Libya'nın sorunlarının demokrasiden kaynaklandığını, hatta ABD Eski Başkanı George Bush'un, İsrail hükümetlerinin ve Avrupa'daki sağ partilerin politikalarının sonucu olduğunu düşünüyor.

Halbuki bu tavırlarıyla eskimiş rejimlerin despotluk mirasını görmezlikten geliyor, demokrasinin ayaklarını ve devrimlerin akabindeki geçiş dönemlerinin yapısını bilmiyorlar. Sanki Irak'ta kurulan sistem gerçek demokrasiymiş; Mısır, Libya ve Yemen, kendi demokrasilerini inşa sürecini tamamlamış, Bush'un, İsraillilerin ve ırkçı sağ partilerin politikaları, demokrasinin ürünüymüş gibi konuşuyorlar. Oysa daha büyük tabloya, etkili Batılı güçler ve çıkarlar ile bölünmüş ve zayıf kalmış Arap dünyası arasındaki güç çekişmesine bakabilirlerdi.

Bu makalede seçimler, demokrasi ve devrimler arasındaki ilişkiyle bağlantılı üç yanlışı ele alacağım. Başka yanlışlara ilişkin tespitlerimi sonraki makaleye erteliyorum.

Demokrasi ve seçimler

Birinci yanlış; 'demokrasinin seçimler yapmaktan ibaret olduğu' düşüncesidir. Burada şu noktalar üzerinde durmak gerekir:

1) Demokrasi sadece seçimler yapmak ve devletin resmi kurumlarında halkları temsil edecek yeni yöneticiler seçmek anlamına gelmez. Seçimler, demokratik inşanın ayaklarından biridir. Demokrasi ayrıca hukuk devleti, temayüz etmiş kurumların anayasal ve hukuki çerçeveleri, yurttaşlık ilkesi, azınlıkların korunması ve garanti altına alınması, yürütmeden tamamen bağımsız yargı, denetleme ve sorgulama organlarının güçlendirilmesidir. Halkın egemenliği ilkesinin sağlanması, seçilmiş kurumların iradesi üzerinde (ordu, emniyet, yargı, dini cemaatler, kurumlar veya aşiretler gibi) bir iradenin olmaması, özgürlüklerin ve hakların korunması, tüm kesimlerin siyasi katılımının sağlanması, partilerin ve sivil toplumun güçlendirilmesi, medyanın profesyonelleşmesi, askeri ve güvenlik kurumlarının siyasi konulardan uzak tutulması unsurlarını içerir.

Çağdaş demokratik ülkelerin çoğunda, seçmenlerin yöneticilerini etkin, özgür ve nezih demokratik seçimlerle seçtikleri temsili demokrasi vardır. Ancak yöneticilerin iktidarı da anayasa, hukuk, bir dizi kurum ve karşılıklı frenlerle sınırlandırılır. Nihayetinde bu sınırlamalar, gerçek demokratik bir rejimin; 'özgürlüklerin ve hakların korunması, yöneticilerin despotluğuna son verilmesi, yargı ve denetim mekanizmalarının belirlenmesi' hedefini gerçekleştirir.

Doğal olarak demokrasi, en ideal sistem değildir. Zira esasında en ideal siyasi sistem diye bir şey yoktur. Yalnız demokrasi, iktidarın düzenlenmesinde insan aklının geldiği en iyi noktayı temsil eder. İktidar ise paranın siyasi rolü, iş adamlarının nüfuzu ve büyük şirketler gibi bir dizi sorundan mustariptir. Bu yüzden iktidar, süregiden bir gelişim operasyonu için demokrasiye boyun eğer. Çoğu demokrasi, halkı güçlendirmek ve temsili demokrasinin kusurlarından sakınmak amacıyla doğrudan ve katılımcı demokrasilerin kimi özelliklerini benimser.

2) Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda demokratik devletin inşa süreci, seçimlerden ibaret değildir. Seçimler nihayetinde bazılarının düşündüğü gibi ilk adımda değil, inşa sürecinin sonunda gerçekleşir.

İnşa aşamasında, yukarıda işaret edilen demokrasinin her ayağına gerekli minimum düzeyde önem verilmelidir. Önem taşımadığı veya zamanın en iyi ilaç olduğunu düşünerek ayaklardan birini atlamak imkansızdır. Ayrıca önceliklerin (özgürlüklere ve özellikle de ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerine asgari düzeyde onay vermek, anayasal ve hukuki çerçeveler, yargı bağımsızlığının garantileri, yurttaşlık, halkın egemenliği ilkesi, katılım ve seçim rekabeti) düzenlenmesine ehemmiyet gösterilmesi kaçınılmaz. Yani bir hareket tamamen dışlanarak anayasa belirlenemez. Karışık anayasa ve hukuk temelleriyle, siyasallaşmış bir ordu veya yargı varken seçimler yapılamaz. Parti çalışmaları, propaganda ve kampanyaların finansmanı kurallarına onay vermeden gerçek bir seçim rekabeti düşünülemez.

3) Demokratik dönüşüm deneyimleri; (ideolojik kimlerini aşmış milli blok, kapsayıcı milli kongre, gerçek milli diyalog masası gibi) seçimlerden önce test edilmiş araçlarla siyasi güçlerin uzlaşmasının sağlanması gerektiğine işaret eder. Siyasi güçlerin uzlaşısı; bir kurumun veya ekibin otokrasisi veya seçimlere hemen gidilmesinden kaynaklanan göreceli ağırlıklar üzerinden gerçekleşmez. Tüm bunlar; demokratik devletin esasları, siyasi etkileşiminin kuralları, yargı bağımsızlığının garantileri, denetleme organlarının etkinliği, ordu, yargı ve medya gibi kurumların politize olmaması etrafında tam bir ulusal uzlaşıya varma kapasitesine göre, süresi değişebilecek bir geçiş dönemi içinde yapılacaktır.

Bu tür araçlarla ortaya çıkan anayasal meşruiyetin zorba güçler karşısında kaybedilmesinin zor olduğu ispatlandı. Değişimin kurallarına aykırı şekilde aceleye getirilmiş temellere dayalı meşruiyetler ise içeriden ve dışarıdan büyük risklere maruz kalacaktır.

Demokratik dönüşüm

İkinci yanlış; demokratik dönüşüm sürecinin seçimlerle başladığı ve bittiği düşüncesidir. Burada şu noktalara işaret ediyoruz:

1) Son 40 yıl boyunca demokrasiye geçen ülkelerin bizzat yaşadığı kavramlar/dönemler arasında bir ayırıma gitmemiz elzem. Ortada 'demokrasiye geçiş' diye bir kavramı var. Bu kavram, iktidarın, demokrasi yoluyla mutlak yöneticilerin elinden alınıp seçilmiş demokratik hükümete dönüştürülmesine -yani demokratik olmayan rejimler ile demokratik rejimler arasını ayıran mesafenin aşılmasına- işaret ediyor. Geçiş genelde eski rejimin yıkılması ve siyasi güçlerin, tüm kurumları, icraatları ve bilinen garantileriyle alternatif demokratik rejimin seçimine onay vermesi sonrası gerçekleşiyor.

Bu durumda yeni demokratik sistem maalesef zayıf siyasi bilinç, güçsüz partiler, ordunun ve güvenlik organlarının nüfuzu gibi geçiş öncesinin sorunlarından tamamen kurtulamıyor.

Ayrıca genelde yeni anayasalar sadece bir anayasal metnin düzeltilmesini, daha fazlasını veya geçici anayasal çerçevede anlaşmaya varılmasını isteyen böyle bir dönemde belirlenmez. Zira Güney Afrika, Polonya, Hindistan ve başka ülkelerde yaşandığı gibi anayasanın tüm bölümleri üzerinde uzlaşmaya varmak zordur.

Bunu demokratik dönüşüm süreci izler. Bu süreç, boyutları ülkeden ülkeye farklılık arz eden çeşitli dönemlere uzanan bir süreçtir. İlave süreçleri kapsayabilir ve başarılı olunması halinde demokratik sistemin kurallarının yerleştirilmesi gibi yeni bir durumla son bulabilir. Bu yeni durumla birlikte demokrasiye ordudan, partilerden, kitlelerden veya dışarıdan her hangi bir tehlike gelmeyeceği rahatlıkla söylenebilir.

Gerçekçi geçişten yıllar sonra tamamlanan demokrasiyi yerleştirmenin göstergeleri, durumdan duruma değişir: Üzerinde anlaşılan gerçekçi demokratik bir anayasanın varlığı; siyasetçiler ile halklar arasında, demokrasi etrafında prosedürde değil, ilkelerde makul bir oy birliğinin bulunması; halkların bilincinin artması ve demokrasi kültürünün yayılması; seçmenlerin seçimlere geniş katılımı; belli başlı siyasi güçlerin siyasi çekişmelerin çözümü için demokrasinin alternatif olmadığı düşüncesine kanaat getirmesi ve seçilmiş kurumlara itiraz hakları olduğu iddiasında bulunabilecek hiçbir kesimin olmaması gibi...

Demokratik dönüşüm ve demokrasinin yerleşmesi süreci ile rejimin istikrarı farklı şeylerdir. Rejim, demokrasi yerleşmeden de istikrar bulabilir (Rusya ve Venezuela gibi); demokrasinin yerleşmesi istikrar olmadan da sağlanabilir. Demokratik sistem, belirli kesimlerin uzaklaştırılmasıyla da bir şekilde kurulabilir (ırkçı yönetim altındaki Güney Afrika ve kurulduğundan bu yana İsrail oluşumu gibi).

2) Bizler Mısır'da henüz ilk dönemi tamamlayamadık. İktidar, devrim yanlıları ve çıkar sahiplerinin ayrı düşmesi; devrimin yapısı, riskleri ve kuruluş aşamasında blok oluşturmalarının önemini anlamamaları; devrimin ve demokrasinin içerideki ve dışarıdaki düşmanlarının gücü ve nüfuzu sebebiyle eski siyasetçilerden yeni siyasetçilere geçemedi.

Maalesef siyaset sahnesini, demokratik dönüşümün alfabesi ve kurallarını asgari düzeyde dahi bilmeyen (siyasetçi, gözlemci ve araştırmacı) isimler aldı. O isimler, demokratik değişim ve dönüşümün yönetimine dair minimum düzeyde siyasi beceriye sahip değiller.

Devrimler ve seçimler

Üçüncü yanlış ise devrimlerin, boşalan kurumları doldurmak için acilen seçimler yapılmasını gerektirdiği düşüncesidir. Burada şu noktalar üzerinde duruyoruz:

1) Demokratik dönüşüm literatürlerinde 'seçim devrimleri' diye yeni bir kavram ortaya çıktı. Bu kavram yeni milenyum başında renkli devrimlere sahne olan ülkelerdeki karışık anayasal ve hukuki temeller üzerinde seçimlere gidilmesinde acele edildiğine işaret ediyor. Söz konusu ülkelerde alınan sonuç ise devrimler ve demokrasinin iptal edilerek seçimlerin yapılmasıydı. Otoriter sistemlerin gölgesinde çalışmış önceki siyasiler/elitler, bu seçimlerden en fazla kârlı çıkan kesim oldu ve sahip oldukları ilişkiler ağı, nüfuz, para ve medya ile sahneye tekrar döndüler. Onların sorunu, değişim ve devrimlerin talepleriyle örtüşmeyen düşünce yöntemleri ve önceliklerindedir.

Burada Doğu Avrupa ülkeleri ile Sovyetler Birliği'nin abasının altından çıkan Gürcistan, Ukrayna ve Kazakistan gibi ülkeler arasında bir karşılaştırma yapılabilir. Doğu Avrupa'uttuda iktidar yapısında değişimlere yol açan halkçı hareketler baş gösterdi. Bir dizi yaklaşım sayesinde gerçek demokrasiler doğdu. Bu yaklaşımların en önemlisi, tüm ayaklarıyla (hukuk yönetimi, yargı bağımsızlığı, siyasi çoğulculuk, erkler ayırımı, partiler ve sivil toplumun güçlenmesi) demokrasinin inşasına yoğunluk verilmesiydi. Ayrıca eski demokratik pratikler, güçlü dış destek ve demokratik komşu ülkelerin olumlu rolü mevcuttu.

Gürcistan, Ukrayna ve Kazakistan'da eski yöneticilerin yerini yeni yöneticilerin alması için seçimlere yoğunlaşıldı. Lakin hukukun üstünlüğü ile kurumsal devlet, yargı, parti ve sivil toplumun güçlendirilmesine ihtimam gösterilmedi. Buralardaki sonuç, eski siyasetçilerin geri dönmesi ve otoriter uygulamaların sürmesiydi.

Muhalif siyasetçiler iktidara geldikleri zaman başarılı olamadılar. Sebep ise birbirleriyle rekabet etmeleri, siyasi güçlerin birbirlerinin açığını yakalamaya çabalamaları, demokrasi düşmanlarının gücü ve ittifak kurmaları, devlet kurumları ve hukuk yönetiminin zayıflığıdır. Rusya bu duruma yakındır. Hiç kuşkusuz dış faktör ve komşu ülkeler etkeni, böylesi durumlarda olumsuz rol oynadı.

2) Mısır -ve hatta belki başka Arap ülkelerinin şartları- ise güçlü dış direnişin varlığı yüzünden ve gerek Yüksek Askeri Konsey döneminde (Şubat 2011'den sivil cumhurbaşkanının seçilmesi sonrasına kadar) gerekse de 30 Haziran 2013'ü izleyen dönemde önceliklerin bir düzene konulmamasından ötürü 'seçim devrimlerine' yakın bir görüntü çiziyor.

Her iki durumda da iktidar tam bir istişare yapmadan, inşa süreci ve kurallarını idrak etmeden, anayasal ve hukuki çerçevelerin belirlenmesi noktasında tekelleşti. Hukuk devleti ve bağımsız yargıyı asgari düzeyde sağlamadan, boşalan kurumları doldurmak için seçimlere önem gösterdi.

3 Temmuz 2013 sonrası şartlarda yaşandığı gibi had safhadaki siyasi bölünme gölgesinde seçimlere gidilerek işler daha da zorlaştırıldı. Ordu siyasileşti, İslamcı ve devrimci hareket olmaksızın yeni siyasi süreç çizildi, muhaliflere karşı güvenlik çözümü baz alındı.

Sözün özü siyasetçiler, aydınlar ve siyasi güçlerin, "Demokrasi Araplarda başarısız oldu." demekte aceleci davranmadan önce yapmaları gerekenler var: Demokrasiye tüm boyutları ile vakıf olmaları; inşa sürecinin yapısı, yöntem ve kurallarını anlamaları. Tüm ayakları, ilkeleri, kurumları ve garantileriyle gerçek demokratik rejime ulaşmak, sonrasında bu rejimin iyileşip Batı'daki çağdaş demokrasilerin getirdiği tüm sorunların çözümüne çalışmalılar.

Geçiş dönemlerinin inşa ve idaresindeki başarısızlığın sonuçlarını, uluslararası güçlerin çekişmeleri ve yalnızca seçimlere yoğunlaşmayı demokrasiye yüklemek, sadece şartların ağırlaşmasına ve ülkede yeni devrimci dalgalara götürecektir. En doğrusunu Allah bilir. 

*- Abdulfettah Madi, Mısır’ın İskenderiye Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Doktorasını ABD’nin California şehrindeki Claremont Graduate Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında yapan Madi, İslam’da siyaset, demokratik dönüşüm, siyasi kalkınma, yurttaşlık ve insan hakları eğitimi, medya ve siyaset, İsrail’deki politik hayat ve siyasi araştırma yöntemleri alanlarında yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Yazarın kendi adını taşıyan bir de web sitesi (www.abdelfattahmady.net) bulunuyor.

Kaynak:  Al Jazeera

HABERE YORUM KAT