1. HABERLER

  2. BİYOGRAFİLER

  3. Devrimin Susturulamayan Sesi: Abdulbasit Sarut
Devrimin Susturulamayan Sesi:  Abdulbasit Sarut

Devrimin Susturulamayan Sesi: Abdulbasit Sarut

Abdulbasit Sarut… Belki birçoğumuz ismini duymamışızdır ama onun sesini duymayan, bilmeyen yoktur.

A+A-

Mehmet Ali Aslan, Humus sokaklarının güçlü sesi Abdulbasit Sarut'u yazdı:

Suriye Devriminin Susturulamayan Sesi:

ABDULBASİT SARUT

“Kan döktükçe zayıflıyorlar.
Biz ise Rabbimiz için ölümü göze aldık.
Zillete asla boyun eğmeyeceğiz!”
(A. Sarut)

İlk kıvılcımı Dera’da tutuşan Suriye kıyamı 21 aydır sürüyor. Tarihimizde, kıyamı bastırmaya çalışan Suriye rejiminin hiçbir sınır tanımayan vahşiliğine rağmen bir gün dahi ara verilmeden bu kadar uzun süren bir direnişe rastlanmamıştır. 50 bine yakın şehidi, birçoğu hayatına normal bir şekilde devam edemeyecek on binlerce yaralısı, kayıpları, yarım milyonu aşan mültecisi, işkenceleri, tecavüzleri, harabeye çevrilen şehirleriyle Suriye’de yaşanan devrim süreci eşine zor rastlanır bir mahiyet arz ediyor.

Kolay değil; kıyılan onca çocuğa, kanatılan bebelere, yetim bırakılanlara, bütün ailesi boğazlananlara rağmen bir direnişi bu kadar uzun bir süre taşımak. Kolay değil; gözü dönmüş, barbarlıkta rakip tanımaz çetelere karşı eldeki kıt imkânlarla bir mücadeleyi göğüslemek. Zordur açlığa, soğuğa, yoksunluğa karşı savaşım vermek.

Suriye halkı bunu başardı. 21 aydır aralıksız süren katliamlara, bombardımana, baskınlara, tutuklamalara rağmen 21 ay boyunca kesintisiz bir direniş sergiledi. Yaşanan tablo göz önüne alındığında şimdiye kadar çoktan halk, “Bu felaketler, acılar sizin yüzünüzden başımıza geldi. Olmuyor, bu zalimleri devirmek çok zor!” deyip direnişçilere “yeter” demeliydi. “Bırakın artık bu silahı, teslim olalım, daha fazla çocuğumuz ölmesin!” diyerek Özgür Ordu savaşçılarını, direniş tugaylarını suçlamaya başlamalıydı. Ama hayır! Bu halk, bizzat direnişin içinde yer aldı, silahlanan evlatlarını bağrına bastı, onları kurtuluşun yegâne temsilcisi olarak gördü.

Bu süreçte sahabe hayatından tabloları anımsatan o kadar çok örneklikler yaşandı ki. Bir zamanlar miskinlikle suçlanıp tu kaka edilen Suriye halkı, ortaya koyduğu eşsiz cesareti, adanmışlığı ve fedakârlığıyla artık imrenilen, gıpta edilen, gurur duyulan bir halk oldu. Evet, yalnız bırakıldı ve hatta yazdığı bu destana rağmen “ümmet”in bir kısmı tarafından arkadan bıçaklandı ama Allah’a olan güveni sayesinde müminlerin ve insanlığın kalbinde büyük bir zafer kazandı.

Bu süreçte öne çıkan isimler oldu. Suriye kıyamı öyle kahramanlar doğurdu ki, onları tanımanın şerefine nail olmayı Rabbimizden dilemek hiç abartı olmayacaktır. Belki birçoğunun ismini dahi duymak mümkün olmayacak, birçoğu zaten şehit düştü ancak bu kahramanların yaşanan süreçteki çabalarının bir halkı devrime katma başarısıyla neticelendiğine tanıklık ediyoruz. Bu kahramanları bazen Cuma eylemlerinde kitlelere verdikleri coşku ya da eylemlerde muazzam disiplinin sağlanmasındaki rolleri ile görürüz; bazen de saldırı anlarını ve çatışmaları ellerindeki basit kayıt cihazlarıyla dünyaya taşımadaki cevvaliyetlerini sergilerken. Bazen yaralıları tedavi etmedeki azimleri ile karşımıza çıkarlar, kimi zaman halkı motive eden özgürlük şarkılarıyla. Gerçek bir imam olma adanmışlığını onlarda gördüğümüz gibi bazen de ellerinde silahları Baas çetelerine karşı halkı savunma esnasında çıkarlar karşımıza.

Onlardan biri olarak İbrahim Kaşuş’u unutmak elbette mümkün değil. Hama’da kitleleri ayağa kaldıran alaycı şarkıları boğazının kesilerek şehit edilmesine yol açtı ama en çok sevilen “Yalla İrhal Ya Başşar” şarkısı sadece Suriye’de değil, tüm dünyada adeta bir devrim şarkısı haline geldi.

Dr. Muhammed’i hatırlamayanımız yoktur. Hani şu Humus’un harabeye çevrilen Baba Amr ve Halidiye semtlerinden tüm dünya Müslümanlarına seslenen doktoru. Önüne gelen onlarca yaralıya hastaneye çevrilmiş derme çatma bir odada, ilaç ve teknik gereçlerden yoksun bir şekilde müdahale ederken bir yandan da sesi kısılıncaya kadar gözyaşları içinde bize seslenen doktor... Kısa sürede çok sayıda kol-bacak kesmek zorunda kalan Dr. Muhammed halen yaşıyor mu bilmiyoruz ama içinde bulunmuş olduğu psikolojiyi yansıtan kısık sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.

Halid Ebu Salah da onun gibi bir doktordu. Kucağında can veren çocuklar, bebeklerle tanıdık onu. Humus’taki birçok saldırı sonrasında verdiği demeçlerle dünya Suriye’de neler yaşandığını öğreniyordu. Humus’taki yerel devrim konseyinin temsilcisi olarak Türkiye’ye geldiğinde aldığı yaralardan ötürü ameliyat da olmuştu. Kendisini Beyazıt’ta Özgür-Der’in eyleminde konuşurken dinlemiş, direnişçilerin selamını almıştık.

Humus’u Baas ordusundan koruyan genç teğmen Abdurrezzak Talas’ın namı da kısa sürede tüm Suriye’ye yayılacaktı. Artık onu hep elinde silahı, halkın içinde, omuzlarda taşınırken görecektik.

Milli Takım Kaleciliğinden Devrimciliğe

Ve Abdulbasit Sarut… İngilizce transkripsiyon ile Abdelbasset Saroot… Suriye devriminin susmayan ve susturulamayan sesi o… Bir zamanlar İbrahim Kaşuş’un Hama’da icra ettiği misyonu Humus’ta sergileyen kahraman… Sadece Humus’ta mı, Suriye’nin sesi oldu Sarut. Belki birçoğumuz ismini duymamışızdır ama onun sesini duymayan, bilmeyen yoktur. Literatürümüze “komplocuların ezberini bozan görüntü” diye giren o meşhur videodaki sloganları attıran cengâverin ta kendisi. Hatırlayalım: Sarut’un “İçinizde Obama’dan, Sarkozy’den, Erdoğan’dan, herhangi bir şahıstan ya da meclisten veya Arap Ligi’nden zafer/yardım bekleyeniniz var mı?” sorusuna kitle hep bir ağızdan “Hayır!” diyor ve “Zafer Allah’tandır!” dedikten sonra hep bir ağızdan Nasr Suresi’ni okuyordu.

Abdulbasit Sarut, en çok Humus’taki eylemleri yönetirken karşımıza çıkıyor. (...)

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

 

HABERE YORUM KAT