1. YAZARLAR

  2. Cihan Aktaş

  3. Devrim çiçeklenmesi
Cihan Aktaş

Cihan Aktaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Devrim çiçeklenmesi

A+A-

Kalabalıkların, kitlelerin hareketleri beni her zaman etkilemiştir, elbette baskıya, zulme, karşı, mazlumun, dilsizin yanında bir duyarlılığın ifadesi olduklarında...

Tunus sokakları bir devrimin haberini yansıtıyor günlerdir. Baskı rejimi altında yaşayan insanlar bu noktaya hiç kolay gelmediler. Sokağın ve halkın gücünün diktatörü tacından tahtından edebilmesi için kitlelerin birbirine aktardığı direniş ruhu bazen yüzlerce yılı bulan çileli ve sabırlı bir hazırlık gerektiriyor.

Hikâye çoğu zaman birbirine benziyor. Muhteşem bir coşkuyla gerçekleştikten sonra, devrim kendi evlatlarını yemeye başlıyor. Bir kişi ya da kadro, verilmiş mücadeleyi en lâyık olduğu şekilde temsili hak ettiği inancıyla halk için en doğru hayat modeli hakkında da karar verebileceğini sanıyor. Halkın toplumsal mühendislik girişimleriyle, polis copuyla, komşunun komşuyu jurnaliyle, medya ve internete getirilen sansürle koyun sürüsü misali yönetilebileceğini zanneden bir zihniyet, muhaliflerini de gericilikle, dış ve iç düşmanlarla işbirliğiyle hatta halk düşmanlığıyla, dahası şehitlerin kanına ihanetle suçlayarak susturma yoluna gitmeye başlıyor.

Mümkün bütün gelecek ihtimallerine takılmadan caddelerden akan kalabalıkların sunduğu bildiriyi önemsiyorum; o kalabalıkların hiç olmazsa, resmî iletişim kanallarının başka türlü gösterdiği ya da hiç göstermediği gerçeklikleri oldukları haliyle kavrama yeteneğine ve açığa vurma cesaretine sahip insanlardan oluştuğunu düşünerek...

Üstelik devrimler yapılmaz, gelir; aşk gibi, ölüm gibi. Haydi âşık olayım deyip de olamayacağınız gibi, haydi devrim yapayım diyerek devrim de yapamazsınız. Bir şeyler birikir zaman içinde ve o birikenler niteliğine bağlı olarak taşma noktasına götürür kişileri, toplumları. Meydana gelen büyük çalkantıda yeni yapılanmalara izin vermek adına eskinin muhkem yapıları da belki o toplumun zararına olacak şekilde dağılmaya uğrar.

İran Devrimi’nin radikal muhaliflerine göre, gelecekte olacaklar öngörülseydi, halkın bir kısmı zamanında devrime destek vermede o kadar da gönüllü hareket etmeyebilirdi.

Tebrizli dost G. Farhang hatırlatmıştı, İran’da 12 Haziran 2009 cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaşanan coşkuda canlanan devrim imgelerini. Marşlar, sloganlar, Ayetullah Humeyni’nin kasetleri, motosiklet sırtında şehri dolaşarak poster ve afiş dağıtan gençler, teras çatılardan yükselen Allah-u Ekber nidaları ve elden ele dolaşan karanfiller... İran devriminin çiçeği karanfildi. Devrimi izleyen savaşla birlikte cepheden gönderilen şehit cenazeleri karanfili giderek bir şehadet çiçeğine dönüştürdü.

Tunus sokaklarının fotoğrafları, İranlı muhaliflerin iddialarındaki yanılgının çarpıcı bir doğrulaması. İnsanlar devrime katılırken geleceğin planını yapmazlar. Yirmi yıl sonra işte şöyle olabilir diye bir falcılıkla geri adım atmazlar, nihayet halkın sesini duyduğunu belli etmeye, dahası verilemeyecek hesapları yüzünden ülkeden kaçmaya mecbur kalan diktatör karşısında. Devrim sel gibi gelir ve bariyerleri kırar geçer.

Koflaşmaya başlayan sistemlerin mağdur ettiği, nüfustan saymadığı, onurlu bir addan bile yoksun bıraktığı toplumlar ister istemez maruz kalır devrime, yakalanır. Ben tarihin akışına müdahale ederek devrim yapacağım diye ileri çıkan kişi ise, Lenin misali başarısını tarihin kanını donduracak mevsimlere bağladı. O devrim çiçeklerinin zoraki baharla açabileceğini hayal ederken, bütün mevsimleri Sibirya’ya çeviren Stalin’e hazırlıyormuş ülkesini meğer.

Yağmalamalar ve hapishane yangınları olmasa, insanlar ölmese; elbet. Diktatörün oluşturduğu kıyım düzeneğinden aşmanın başka bir yolunu da gösterebilse devrim... Bu mümkün mü...

Galiba kolay değil. Victor Kiernan’ın dediği gibi, “Yıkıcı bir sıçrayış”tır devrim.. (Wallerstein, Liberalizmden Sonra, İletişim; 1998.) Diktatörün geri adım atmasının başka da bir yolu görünmez.

Bu düzenin herşeye rağmen işte böyle sürüp gitmeyeceğini can havliyle bildirmek açısından yerindedir devrim, haklıdır ve öylesine dayanıklıdır ki, farklı toplumlarda yeni suretler kazanarak sokakları işgal eder.

Payı eksik verilen ya da hiç verilmeyenlerin silahıdır sokağın sesleri; çiçekleri kana bulayan ise devrim değil, insan canını ucuzlatan dikta rejiminin henüz geri çekilmeyen (ve mazlumların bilincine de yara izleri bırakacak şekilde yansıyan) gölgesidir. İran Devrimi sırasında bir şehidin karısının eline tutuşturulan kırmızı karanfil, Tunus’ta polise uzatılan yasemin olur gün gelir. “Asker kardeş niçin kardeşini öldürdün” sorusu, silah şirketlerinin desiselerini açığa vurmaya çağıran ortak bir şarkıya dönüşür.

aktascihan@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum