Devletin tanrılaşması...

27.10.2009 00:40

Atilla Özdür

Müslümanlığın temel kurallarından birisi, kendine yapılması istenilmeyenlerin, istemeyenlerce, başkalarına da yapılmaması...

Etken ve edilgenler olarak kişiler, birer şahıs ve aynen bunlar gibi devlet de bir şahıs... Bu kişiler, kendilerine yapılmasını istemediklerini karşısındaki muhataplarına, kendileriyle dirsek teması kurduklarına karşı asla yapmayacaklar...

Kişilerin canı ve hayatı ne kadar kutsal ise, devletin de varlığı o denli dokunulmazlığa sahip ve kutsal...

“Söz konusu olan devlet ise”, her şeyin meşru olduğuna dair bir anlayış zihniyet ve uygulama pratiğine devlet nezdinde toz kondurulmuyor. Bu imtiyazı, devletin kendisini Müslümanlığın, İslamiyetin temel ya da tali kurallarıyla mükellef görmemesi ve güvenliği adaletin önüne koymasından.

“Söz konusu devlet ise”den murad edilenin devletin bekası ve güvenliği olduğuna şüphe yok... Devlet kendisini, “kendi başına bir varlık” kabul edince, organları da, devletin varlığına yönelik olduğunu vehmettiği her hareketi, her düşünceyi ve her türlü temel hak ve hürriyetlerin kullanımını sınırlandırıp gerektiğinde kökten bertaraf etmeyi, devlet için ayrıcalıklı bir hak görüyor...

Vatandaşıyla kendisi arasında kişilik babında bir fark bulunmaması gereken devletin karşı tarafın hak ve hürriyetlerini daraltıp gerektiğinde toptan yok saymaya kalkışması durumunda yaptığı iş, kendi yetki alanını genişletmek oluyor. Özel alanı daraltırken kamusal alanın genişlemesine, genişletilmesine kapı aralıyor... Kendisine yapılmasını istemediklerini karşısındakilere yapmaya kalkışan devlet, bir anlamda ülkesini BBG evine benzetiyor. Kişinin özel alanını da kontrolü altına almaya kalkışınca, artık her yerde hazır ve nazır...

Bu formatta “Ben devletim” demek, “Ben Tanrıyım” demeye geliyor... Allah’ın kullarını serbest bıraktığı konularda devlet, kendi kullarını, vatandaşını kendi istediği biçime zorluyor...

Devlet, çeşitli kurumları eliyle vatandaş kulları için mevzuuna ve mevsimine uygun festivaller ve türlü çeşitli etkinlikler düzenliyor. Tarihin derinliklerine doğru tertip edilen bu etkinlikler arasında Çanakkale-Gelibolu şehitliklerine ziyaret gezileri de bulunabiliyor.

Amma ne çare devlet, kendine yapılmasını istemediğini karşısındakilere yapmayı kendisi için bir hak ve yetkiye çevirerek kendini tanrılaştırdığı için, bekasına yönelik bir tehlikenin simgesi saydığı başörtüsünü, bizzat tertip ettiği tarih gezilerine katılmaktan men ediyor...

Tanrılığının ağırlığını taşıyamadığı içindir ki, başı örtülü bir talebenin Gelibolu Şehitliği’ne tertip edilen bir okul gezisinde katılma hakkını başörtüsünü çıkarmadıkça teslim etmeyeceği, tanımayacağı zorlamasını yaparken, kullarına güvensizliğini sergilemiş oluyor.

Kendini, “kendi başına meydana gelmiş” bir varlık, spontan bir obje olarak gördüğünden, kendine yapılmasını istemediklerini karşısındakilere rahatlıkla yapabiliyor. Hem de gülünçleşerek...

“Otobüste başını örtebilirsin amma inip de dışarıda şehitlikte, gittiğimiz ve kalacağımız mekânlarda dolaşırken başındaki örtüyü çıkaracaksın” gibisinden...

Gezi, okulda başlayıp okulda biten bütünlüğüyle bir kamusal alan macerası ise, otobüsün içindeki kamusal atmosferi sanki şeytan yok ediyor.

Türkiye’de milletin oluşturduğu devlet, kendini kendiliğinden vücud bulmuş gördüğü, kendi kendini tanrılaştırdığı için, kurucusu milletin temel hak ve hürriyetlerinin koruyuculuk görevini, onları ihlâl ve iptal yetkisine çevirebiliyor...

Tanrılaşan devlet, kendi koyduğu kurallarına göre kendisine yeterli güvence veremeyen, vermediğine hükmettiği kullarını kişiliğinden tecrit ediyor ve temel hak ve hürriyetlerini güvence altına almak yerine, düşman gözüyle görmeye başlıyor. Bu arada, millete karşı giriştiği tanrı işkencesinde en muti yardımcıları da, medya dünyasından çıkıyor...

“İlk mektep talebeleri öğretmenlerinin nezdinde topluca Cuma namazına gidiyorlar, işte bakın, işte bakın, işte bakın... Biz sorumlu gazetecilik anlayışımızla hadiseyi yorumsuz veriyoruz. Yorum ve icabını tanrımıza bırakırız” gibi...

Buna da, devletin tanrılaşması deniliyor...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim