1. YAZARLAR

  2. Roni Margulies

  3. Devletin ‘solcu’ kolluk güçleri
Roni Margulies

Roni Margulies

Yazarın Tüm Yazıları >

Devletin ‘solcu’ kolluk güçleri

A+A-

Türk solunun örgütlerinden dört tanesi geçen yaz bir iki kez ortak eylem düzenledi, ortak bir pankartın arkasında yürüdü.

Sonra olmadı. Birleşmeyi beceremediler.

Büyük olasılıkla, uzun toplantı masasının bir ucundaki Mustafa Kemal fotoğrafının altına hangisinin, diğer uçtaki Stalin büstünün yanına hangisinin oturacağı konusunda anlaşma sağlanamadı; ayrıldılar.

Ya da yürüyüşlerde kimin önde yürüyeceği, kimin pankartının daha koyu kırmızı olacağı gibi, sosyalizmin temel sorunları hakkında görüş birliği sağlayamadılar belki.

Ama bu yaz her şey daha iyi gidiyor. TKP, EMEP, ÖDP ve Halkevleri nihayet kalıcı bir birlikteliğe doğru emin adımlar atıyor.

Ben çok umutluyum. Nihayet sağlam bir anlaşma zemini bulundu çünkü: Mevcut Türk devletini mevcut haliyle korumak; halktan ve halkın temsilcilerinden gelen tüm saldırılara karşı devleti savunmak.

Bu, sosyalizm için, devrimciler için o kadar önemli bir görev ki, dört örgütün aralarındaki ufak tefek farklılıklar bu tarihsel görevin yanında tümüyle önemsiz kalıyor!

Dört örgüt, Ergenekon’un avukatlığından, asker ve bayrak hayranlığından, Genelkurmay şakşakçılığından, İslam düşmanlığından, halka karşı devlet savunusundan yola çıkıp nihayet bir sosyalistin gelebileceği en anlamsız noktaya geldi. Otuz yıldır değiştirilmesi gerektiğini söyledikleri 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine “Hayır” deme noktasında buluştular!

Niye “Hayır”? Tek nedeni, değişiklikleri AKP hükümetinin öneriyor olması. Ama bunu böyle söylemek anlamlı olmayacağı için, daha da anlamsız bir şey söylüyor anlamsız dörtlü: “Ben Anayasa’nın toptan değişmesini istiyorum, o yüzden değişikliklere hayır”! Üç yaşında bir çocuk bile güler!

Mesele referandumda ne oy verileceği hakkında bir görüş ayrılığı olsa, karşılıklı ikna çabalarıyla tartışmalar sürer.

Ama mesele Kemalist devletin savunusu, TKP’nin ifadesiyle “Cumhuriyet’in kazanımlarının korunması” olunca, tartışmaya gerek kalmıyor, dörtlü çete polisiye önlemlere başvuruyor, devletin kolluk güçlerinin görevini üstleniyor.

Cumhuriyet’in önemli kazanımları arasında olan yüksek yargıyı, Anayasa Mahkemesi’ni, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu korumak tartışarak filan olmaz. İş başa düşmüştür, zor kullanmak gerekir.

Zor kullanmak sözkonusu olduğunda, TKP ve EMEP biraz geri planda kalır, ÖDP ve Halkevleri’nin çapulcu sürüsü kahramanca öne atılır. Kırk yılda tek bir fikir üretememiş olan Dev-Yol geleneği şiddet üretmekte ustadır.

Önce, halkoylamasında “Evet” oyunu savunanların susturulması ve sindirilmesi gerekir. “Ne demek lan 12 Eylül Anayasası’nı delmek! Sen misin lan Yüksek Yargı’ya el uzatan!”

İstanbul’da bir toplantıda devletin mevcut mekanizmalarına dil uzatma cesaretini gösteren Adalet Ağaoğlu’ya ve Osman Can’a yumurta fırlatmak Halkevleri’ne düşer.

İzmir’de bir panelde mevcut devleti eleştiren Ferhat Kentel, Nabi Yağcı ve yine Osman Can’a yağlıboya fırlatmak ÖDP’ye düşer.

Toplantıları dinlemek, katkı yapmak ve tartışmak isteyen İstanbul’daki 250, İzmir’deki 600 kişi, karşı devrimci bir faaliyette bulunduklarının farkında olmadıkları için, Dev-Yol geleneğinin yumurta ve yağlıboyalarının ne kadar devrimci ve demokrat araçlar olduğunu kavrayamamış olabilir. Saldırganları derdest edip dışarı atmaları bu yüzdendir herhalde.

Dev-Yol’un devrime ve demokrasiye önemli bir katkısı oldu bu hafta.

Osman Can, Balıkesir ve Akhisar’da yapacağı toplantıları iptal etti. “Durumun göründüğü gibi olmadığını, tehditlerin farklı boyutlarda olduğunu, ailesi ve çocukları ile ilgili olduğunu, bundan sonraki bütün konferanslarını iptal ettiğini” söyledi.

Tehditlerin dörtlü çeteden kaynaklandığını sanmam. Devletin savunucularından değil, bizzat kendisinden gelmiştir. Ama sonuç olarak ne oldu? Ergenekon, Halkevleri ve ÖDP elbirliğiyle Osman Can’ı susturdu.

ÖDP’ye ve İzmir’deki şeflerine saygılarımı sunarım. Devlet mekanizmasını eleştiren bir sesi susturmayı başardınız. Türkiye sosyalizmi size ilelebet müteşekkir kalacaktır.

Ben sosyalizmi sizin gibi Mustafa Kemal ve Stalin’den değil, Marx ve Lenin’den öğrendim. O nedenle yanılıyor olabilirim. Ama benim bildiğim, ‘sosyalist’ diye devletle mücadele edene denir, burjuvazinin devletini savunanlara değil.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT