1. YAZARLAR

  2. Hamdullah Öztürk

  3. Devleti 'kurucu felsefe' ile yıkmak
Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Devleti 'kurucu felsefe' ile yıkmak

A+A-

Memleketi felç eden malum sürecin "bir bileni" Sabih Kanadoğlu, olup biten şeylerin mantığını "devletin kurucu felsefesi" ile açıklıyor.

Ne kadar akla sığmaz iş varsa, hepsi devletin kurucu felsefesine bağlı olarak gelişmiş. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği türban kararı da bu serinin son halkasını oluşturdu.

Bir hukuk adamı, yani, kırk yıl boyunca hukukla uğraştığı için hukuk felsefesi ile yoğrulmuş olması gereken bir insan, hukuksuzluğu devlet felsefesiyle açıklamaya kalkarsa sormak gerekmez mi "Nedir bu devletin kurucu felsefesi" diye?

Ve yine sormak gerekmez mi, Anayasa'sında "...sosyal bir hukuk devletidir" yazan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu felsefesi, hukuk felsefesine nasıl ters olabilir diye?..

Biz ne sorarsak soralım. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya uymayan bir hükme vardı. Bu hükmün gerekçesini de "devletin kurucu felsefesi" oluşturuyormuş.

Sabih Kanadoğlu'na soralım: Devletin kurucu felsefesi nedir?

Cevap gelir mi?

Mümkün değil.

Hareket alanını tamamıyla muğlaklıklardan alan, terör gibi müşahhas bir konuda mücadele kanunu çıkartmaya çalışırken bile terörü tanımlamaktan kaçınan zihniyet, devletin kurucu felsefesinden ne kastettiğini söyler mi hiç?..

Söylerse bir daha onu da kullanamaz! Çünkü Türk milleti zekidir. Mutlaka ona uygun bir tarz geliştirir ve devletini incitmeden yoluna devam eder.

Akılları firara zorlayan kararlara "devletin kurucu felsefesi" kılıfı giydirildiği anda, hukukun, devlet için feda edilebileceği söylenmiş oluyor. Diyeceksiniz ki söylenmesine ne hacet, zaten oluyor!

Doğru; ama yine de söylenenlere kısaca bakmakta fayda var. Bakmalı ki, zihniyetin sadece "bir bilen" adamla sınırlı olmadığı da görülmüş olsun.

Sayın Öymen'in sözünün ne manaya geldiğini açıkça görmek için önce Önder Sav'ı hatırlayalım. Sav, önce İslam'ın beş şartından biri olan hac ibadeti hakkında olmayacak sözler sarf etti; ardından kendi gafletini tele-kulak skandalına çevirerek toplumun bir kesimine iftira etti. Baykal'ın da gayretleriyle haklarında soruşturma başlatma sevdasına düştü. Gerçekler ortaya çıkınca Sayın Öymen'den şu cümle geldi:

"Önder Sav devlet adamıdır; saygı gösterilmeli." Yukarıdaki evsaf devlet umuru görmüş saygın insanların profiline benziyor mu hiç? Hatasından dönüp özür dilemedikçe, dinine hakaret ettiği insanlardan saygı beklemek abes bir istek değil midir? Kaldı ki saygıdan önce vicdanların onu affetmesi gerekir. Ayrıca, Ö.Sav siyaset adamı değil mi ki? Yoksa CHP'de siyaset yapanlar devlet adamı statüsünde mi çalışıyor?

İkinci örnek en üst düzey bir devlet adamından...

Diyor ki; Türkiye Cumhuriyeti'nin yasal organları, Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne birtakım sıfatlar takmaya çalışanlara asla izin vermeyecektir.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin yasal olmayan organları mı var?" sorusu gelmez mi bu cümlenin ardından? Devletin kurum ve kuruluşlarıyla bunların işleyişi yasalara göre değil midir ki, defalarca gözden geçirilen konuşma metinlerinde bu tür boşluklar ortaya çıkıyor?

Yoksa kurucu felsefenin etkisi mi devleti zan altına alıcı beyanlara kapı açıyor?

Bu durumda 9 kişi, kurucu felsefenin etkisiyle, 2 kişi de hukuk felsefesinin etkisiyle karar vermiş oluyor. Kurucu felsefenin "dokuza iki" üstün olduğu bir yerde bizim için kurucu felsefenin ne olduğu meçhul. Şimdilik "Sabih Kanadoğlu ne diyorsa odur" demekten başka bir cevap yok.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu felsefesi hukuka ters olamayacağına göre bunlarınki neyin kurucu felsefesi olabilir ki?

Neyi kurmaya çalıştıkları meçhul olsa da, devleti taş taş çökerttikleri son derece açık!..

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT