Devleti ihaleye vermek...

02.02.2010 08:46

Atilla Özdür

Gelir ve giderlerini havuzlayamayan devletlerin sosyallik iddiaları havada kalır.

Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bakkal amca” devrinin geçtiğini açık açık belirttiler… Hayatın gerçeklerinden, gelişmenin, kalkınmanın karşı konulamaz gerçeklerinden birisi daha, “olgun bir meyve” gibi dalından aşağıya düştü… Küçük esnafın, bakkalın ölümüne üzüleceklerini de aynı açıklıkla belirten Tayyip Erdoğan, mevtanın yeniden diriltilebilmesinin mümkün olduğundan da bahsettiler…
Küçük esnaf, kendi aralarında birleşerek büyük bakkala, büyük manava, büyük nalbura, büyük aktara dönüştüklerinde yeniden dirilebilirmiş…
Küçüklerini büyüklere lokma olmaktan koruyamayan devletlerin sosyallikleri, hanımların aksesuar kabilinden boyunlarına atıverdikleri fular cinsinden fonksiyonsuzluk gösterisidir…

Bakkalın ölümü, emeklinin ölümünün determinist bir sonucudur. Küçük esnafı katleden zihniyet, gelir ve giderlerini havuzlayabilme cesaret ve ehliyetinden yoksunluğunu, “emekli maaşlarına yaş sınırı” getirerek ortaya dökmüştü… Emekli olabilmek için belirli bir süre çalışacaksın. Türkiye’de ahlâkî yorgunluk kaybı dolayısıyla bu süre çoğu kişilerde gerçek takvim süresiyle örtüşemiyor… Kayıtdışı istihdam, çalışan kişinin emeklilik haklarının işveren tarafından çalınıp gasbedilmesine yol açtığı için, çalışan kişi, kanunen talep edilen süreden daha uzun süre çalışmak zorunda kalıyor…
Bu ve buna benzer sebeplerden ötürü çalışan kişiler emeklilik hakkını farklı yaş seviyelerinde elde edebiliyorlar, ancak…
Buna ilaveten emekli olmakla “emekli maaşını alabilir olmak” da aynı takvim gününe denk getirilmiyor. Devlet, gelir ve giderlerini havuzlayamadığı, egemen güçler devletin havuzlama gücünü zayıflattıkları için devlet de emekli olanlara emekli maaşlarını alıp ceplerine indirebilme yaş sınırlamasıyla karşı koyuyor… Emekli olan kişi maaşını alabilmek için bir yıldan, üç beş yıldan beş on yıla kadar bedavadan ücretsiz beklemek zorunda kalıyor…
Kısaca ve kabaca ifade edersek, vergi kaçakçılarının, ihale soyguncularının, banka batakçılarının Hazine havuzundan çalıp, kapıp götürdüklerinin, emeklilerin maaşsız bekletilmeleriyle kısmen ve nisbeten yerine konulmasına çalışılıyor…
Haydi laikliğini essah sayalım, bizim devletimizin anayasasında şöyle yazmalı. “Türkiye Cumhuriyeti demokratik laik bir devlettir…” Hepsi bu…

Küçük esnafın ölümü, derneklerini de gereksiz kılar. Bakkal yoksa, “Bakkallar Odası” neye yarar. Bakkalın boşluğunu şimdilerde bankalar doldurmaya başladılar… Kredi kartları ve tüketici kredileri bakkalların veresiye defteri yerine ikâme ediliyor…
Büyüklerin küçükleri lokma yaptığı, buna müsaade edildiği ve altyapısının hükümetlerince hazırlandığı devletler, sosyal devlet olamaz…
Mahalle bakkalı döneminin bittiğinden bahsediyorlar Tayyip Erdoğan. Bakkal biterken beraberinde başka bitişleri de sürükleyip götüreceğini göz önünde tutması gerekir, Başbakan’ın!..
Mahalle bakkalı döneminin bitişi, işin aslına bakacak olursak, geç kalmış bir bitiştir. Çünkü toplumumuzda, çarşı pazar ilişkilerimizde, komşuluk hukukumuzda, selam sabah kültürümüzde eskinin, o mahalle bakkalı döneminin sıcaklığı çoktan var ki, kaybolmuştu.
Alışveriş merkezlerindeki “al takke ver külâh” ilişkisi ise, soğuk, cansız, yapmacık ve parası yetişmeyeni, “olmayanı değil”, yetişmeyeni “ense tıraşını göstermeye” davet eden mekanize materyalist ilişki…

Bitiricisinin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın olabileceği şüpheli bir başka bitişten bahsedelim… Mahalle bakkalları gibi, mahalle mekteplerinin de biteceği, bitirileceği günler çok yakın… Özel okul sermayesi, devletin talebe başına yaptığı harcamayı burs olarak talebenin kendisine versin ve öğrenci de bu para ile istediği özel okulların imkânlarından faydalansın istiyor…
Devlet okulla, hizmetli ve öğrenciyle uğraşmasın…

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim