1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Devlete güvenmek!
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Devlete güvenmek!

A+A-

Yıllar önceydi. Hakkari'den dönüyordum. Yolda şoföre 'Burada duralım.' dediğimde şaşırdığını hatırlıyorum. Kırk yıldır gidip geldiği manzarada duracak ne vardı?

Gökyüzüne uzun baktığımı görünce 'Bizim buralarda efkârlanırsan dağlara bak, bütün efkârın geçer.' demişti. Her yeri deniz gibi hissettiren bir gökyüzü vardı o gün. Sadece gözleri değil, ruhu da ışıkla dolduran masmavi bir gökyüzü.

O yıllarda, yol boyunca rastlanan kimlik kontrolleri, askerî alanlar, bariyerler arasında hayatını sürdürmek zorunda kalan insanların sığınacağı tek yer dağlardı. Bütün o dağlar, efkâr dağıtmak için büyüktü sanki. Dağların arasında yaşama uğraşı veren o insanların hayatında devlet, doğumla ölüm arasında, verdiği kafa kâğıdını sorgulayan askerden ibaretti.

Dilini bilmedikleri, tanıdık olmayandı devlet. Esirgediği şefkatle, unutulmuşluk hissettiren muhayyel kutsaldı. Esirgenen o şefkatin yıllar içinde devlete karşı bir güvensizlik getirdiği biliniyor. Bugün yaşanan sorunların temelinde de hiç tereddütsüz hâlâ hissedilmeyen o güven var. Kürtlerin büyük çoğunluğu o unutulmuşluk hissiyle devlete güvenmiyorlar hâlâ!

Aradan 12 yıl geçmiş. Çok şey değişmiş ve değişmekte. Değişmeyen; devlete olan güvensizlik. Çünkü Kürtlerin devlet algısı ülkenin batısında yaşayanlarınkine benzemiyor. Yani yol, okul ve sağlık ocağı ile tanışmaları bile Özal'lı yıllara ve AKP iktidarı döneminde başlatılan KÖYDES projelerine dayanıyor. Uzun yıllar Doğu ve Güneydoğu taşrasında yaşayanlar için devlet, yılın belli dönemlerinde gelen asker demekti! Çatışmaların başlamasıyla askerin gelme sıklığı ve uyguladığı yöntemler derinleşmişti o kadar!

O güvensizliğin yeni dinamiklerini görmek açısından memleketin en doğusuna, Van'a gitmek ve oradan karayoluyla Diyarbakır'a geçmek iyi bir deneyim oldu. Van sivil toplum kuruluşları dayanışma kurulunun ev sahipliğinde yapılan toplantıda pek çok şey konuşuldu. Van'ın kendine has kozmopolit yapısı kutuplaşmaları yumuşatan kültürel atmosferi, sorunları konuşmayı da imkânlı hale getiriyor. Keder dağıtan dağları olduğu için belki de, pek çok farklı fikir açıklıkla tartışılabildi. Başınızı çevirdiğiniz hemen her yerden size baktığını hissettiğiniz Süphan Dağı'nın verdiği güven konuşmaların samimiyetini de etkiledi.

KCK operasyonunda basına yansıyan kelepçeli görüntünün üzerinden sadece bir gün geçmişti. Pek çok farklı görüşte insanın verdiği ortak tepki o görüntülerin zihinlerde çağrıştırdığı duyguyla ilgiliydi. Abdullah Demirbaş'ın, Fırat Anlı'nın eli kelepçeli fotoğrafının herkeste tetiklediği ortak duygudan söz edildi. Aynı gün Osman Baydemir'in 'Şeyh Saitler ihanete uğradı, Seyit Rıza uğradı ama bizler ihanet etmeyeceğiz' konuşmasının altında da buna benzer bir his vardı. Hangi görüşten olursa olsun, Kürtlerin geniş bir kesimi için o görüntünün tetiklediği duygu; hafızalarda canlı bir biçimde duran güvensizlikti.

Diğer yandan sokak burada beklendiğinin tersine bir infial halinde değil. Bir üzüntü elbette var ama infiale dönüşmemiş. Bu da şunu gösteriyor; medya doğası gereği hep hareketli olana yöneliyor. Hareketse siyasetin alanında mevcut. Yoksa sokağa çıktığınızda karşılaştığınız manzara hiç de adliyenin önüne toplanan kalabalığın duygusuyla aynı değil. Üstelik adliyede toplanan da derindeki kırgınlığıyla toplanmıyor. Siyaset, istediği için orada bulunuyor. Ve siyasetin bu kadar belirleyici olduğu bir sorunu çözmek de düşünüldüğünün aksine zor olmayabilir.

Aklımda hâlâ Van denizinin mavisi var. Geleceğin rengi gibi duruyor. Bu coğrafyanın hak ettiği iyiliğe dekor olacak olan mavi. Öyle bir ışık ki, bütün gölgeleri tüketmeye gücü yeter.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT