Devlet sırrı bahanesi

06.01.2010 00:06

Lale Kemal

2004 yılıydı, vakıfların faaliyetlerinin denetim altına alınması için yapılan yasal düzenleme Meclis’ten geçmişti. Temsilcisi olduğum yabancı askerî dergide yayımlanan bir haberimde, askerî vakıfların, yeni yasal düzenlemede de ayrıcalıklı statülerini korumakta olduklarını yazmıştım. Bu haberime, Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB), haber İngilizce dilinde çıktığı için yine aynı dilde bir tepki mektubu gelmişti. Dikkat ederseniz tekzip değil tepki diyorum zira bakanlığın karşı yazısında haberimi yanlış çıkartacak hiçbir somut bilgiye yer verilmemişti. Ama bir cümle vardı ki bu karşı yazıda, güleyim mi ağlayayım mı, diye düşündüm kendi kendime. Bakanlık tepki metninin bir yerinde, İngilizce şöyle bir ifade kullanıyordu, ”Military foundation is financed by my beautiful country’s people and with their sacrifices.” Yani Türkçe, “Askerî vakıf benim güzel ülkemin insanları tarafından özveriyle finanse ediliyor.”

Ne alakası var askerî vakıfların ayrıcalıklı statüsünü koruyor olmalarının benim güzel ülkem ifadesiyle. Hadi biz Türkler, bu tuhaf açıklamaları yutuyoruz ama demokratik bir ülkenin dergisi bu ifadeleri yutar mı?

MSB’ye yazdığım yanıt mektubunda, aynen şu ifadeyi kullanmıştım; “Hesap vermekten kaçanlar gizli yaptıkları işleri bir şekilde kamufle ederler. Siz de benim güzel ülkem gibi ifadelerle, vakıf faaliyetlerini kamuoyundan gizlemeye çalışıyorsunuz aslında.” Yanıt mektubuna da askerî vakfın denetimden nasıl kaçtığını gösteren yasal düzenlemeleri iliştirmiştim.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin geçen pazartesi günü, bana, “Türkiye’de iyi şeyler olmaya devam ediyor,” dedirten kararını okuyunca yukarıda anlattığım deneyimim aklıma geldi.

Mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı’nın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili soruşturma kapsamında Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu Bölge Başkanlığı’nda, bir sivil hâkimin, askerî gizli belgeleri incelemesini durdurma talebini geri çevirmişti. Gerekçesi de çok önemliydi ve bir ilki oluşturuyordu; Mahkeme askerin, hem de ilk kez bir sivil hâkim tarafından askerî belgeleri incelemesini durdurma talebini, “Devlet sırrına sığınılamaz. Aksine düşünce (devlet sırrı gerekçesiyle), devlet sırrı kavramının arkasına saklanılarak, suça ilişkin delillerin gizlenmesi ve bilahare yok edilmesine zemin hazırladığını akla getirebilir,” diyerek geri çeviriyordu. Mahkeme kararı, günlük koşuşturma içinde kavrayamasak da devlet sırrı kavramının arkasına sığınıp halk iradesiyle işbaşına gelen siyasi otoritelerden bile bilgileri saklayanlara önemli bir ders veriyordu. Siyasi otoritelerin de bu karardan çıkartmaları gereken çok önemli dersler bulunuyor. Dolayısıyla mevcut hükümetin, askerî bilgileri de denetleme yollarını açacak yasal düzenlemeleri yapması gerekiyor.

11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, TSK’nın, askerî belgelerin aranmasının durdurulması talebini geri çevirdiği bir diğer gerekçesi de, devlet sırlarına zarar vermeden suç delillerinin araştırılmasının, hukuk devletine güveni arttıracağıdır.

Dünkü gazetelerde mahkeme kararının hemen yanında yer alan bir diğer haberde, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın, Ergenekon savcılarına ifade verirken, devlet sırrının arkasına sığındığı bildiriliyordu. Fırtına, dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral ve Ergenekon sanığı Şener Eruygur’un, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yazdığı mektupla ilgili devlet sırrı uyarısında bulunup, bir de bu konunun iddianamede yer almamasını talep ediyordu.

Fırtına açısından baktığınızda, yanılmıyorsam 2004 yılında, birkaç silah sistemini uluslararası ihaleye çıkmak yerine İsrail’den doğrudan satın almak da devlet sırrı olsa gerekti. Bir gazeteci, Fırtına’nın İsrail’den, ihalesiz, silahlar satın almak istediğini haberleştirince birkaç yıl akreditasyon yasağına dahil edilmiş, haberi yayımlayan gazetesi bile kendisine sahip çıkmamıştı.

***

Türkiye Ekonomi ve Sosyal Etüdler Vakfı TESEV, güvenlik sektörüne ilişkin geçen yıl sonlarına doğru yayımladığı değerlendirme raporunda, yukarıda bahsettiğim askerî vakıf olan Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı TSKGV’nın, demokratikleşme adına OYAK ile birlikte sahip oldukları kendine özgü konum ve yapılanmanın da ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Rapora göre, Türkiye’de savunma sektöründeki kurumların toplam cirosu içinde TSKGV’nın payının yüzde 33 ve kamu şirketlerinin payının da yüzde 31 olduğu dikkate alındığında yurtiçinde silah üretiminde TSK’nın sahip olduğu ağırlık görülüyor.*

Oysaki, TSK gibi üstüne üstlük silah taşıma ayrıcalığına sahip kurumlar, demokrasilerde silah üretimi ve tedariki faaliyetlerini yürütemezler. Silahların kullanıcısı olan ordular, aynı zamanda tedarik makamı gibi çalıştıklarında, yolsuzluk suçlamalarıyla da karşı karşıya kalma riskini taşırlar.

* Hale Akay, TESEV Güvenlik Sektörü Siyasa Raporu, 2.12.2009.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim