1. YAZARLAR

  2. MUSTAFA ATAV

  3. Devlet, Kurumlar Yıpranmasın; İyi de, Ya insanlar?
MUSTAFA ATAV

MUSTAFA ATAV

Yazarın Tüm Yazıları >

Devlet, Kurumlar Yıpranmasın; İyi de, Ya insanlar?

A+A-

Takip edenler için söyleyelim; Sayın M. Pamak, Türkiye’nin şimdilerde içinde bulunduğumuz şartları “görece özgürlükler” olarak tanımlar ve sürekli olarak bu duruma aldanmanın tehlikesine işaret eder. Aynı zamanda az bir paha uğruna, İslam düşüncesinin en sahih biçimiyle örneklendirilmesi bağlamında yapılması gerekenlerin ertelenmemesi gerektiğinin de altını çizer… En azından benim anladığım bu.

Pamak’ın çekince koyarak üstünde durduğu görece özgürlük denilen şeyleri bize ikram eden siyasal parti, Adalet ve Kalkınma Partisi ve tabii ki onun lideri Başbakan Erdoğan’dır; üzgünüm, söylemek durumunday-d-ım, Türkiyeli(!) Müslümanların genel kabulü bu çünkü…

Yine bu kabule göre AKP iktidar olduğundan bu yana biteviye seslendirilen şey şu: Türkiye’de Demokratik süreç açısından olsun, demokrasinin araladığı özgürlükler bağlamında, ekonomik, siyasal ve sosyal planda olsun birçok şey değişti. Hatta E-Muhtıra örneği ve sonrasında görüldüğü gibi iktidar-ordu ilişkisinde bile taşlar yerli yerine oturmaya başladı. Öyle ki sanıldığı gibi az buz da değil, dış ilişkilerde Türkiye vizyon ve aynı zamanda hak sahibidir artık. Türkiye global sorunların çözümünde ve özellikle halkı Müslüman ülkeler nezdinde AKP iktidarının parlamento dışından atadığı Bakan sayesinde jeopolitik ve jeostratejik olarak kilit rol üstlenmiş vaziyette. Yine bütün dünya, PKK başta olmak üzere, kapitalizmi evrensel anlamda yeniden biçimlendirmek ve güven ortamında yayılmasını sağlamak adına refüze etmeye koyulduğu terör örgütlerinin tasfiyesi için Türkiye’nin neredeyse himmetine muhtaç… Türkiye’de ki devlet mekanizması da zaten PKK ile beraber, Ergenekon operasyonu örneğinde görüldüğü gibi(!) kendi içindeki derin yapılanmaları tasfiyede kararlı…

Özetle söylenebilecek şey şu: Küresel sermaye ve yenidünya düzenine format atmaya koyulmuş kapitalist hegemonya için Türkiye vazgeçilmez enstrümanlardan…

Bütün bu değerlendirmeler bu coğrafyada yaşayan Müslümanların neredeyse haz duyarak seslendirdiği şeyler. Bu doğrultuda yazılmış kitap, makaleler, röportajlar okunduğunda, programlar, söyleşiler izlendiğinde çıkan sonuç budur.

Dikkat edilirse bu tartışma ve kabullerin merkezinde Din gerçekliği yoktur. İslami, müslümanca hassasiyetler yoktur. Bilhassa küresel sermaye ve kapitalizmden bahsedildiğine göre, tüketimi üstüne vazife edinmesi, seküler ve profan algının merkezinde olması gereken beşeri tarafıyla insan ve onun değerleri(!) vardır…

Bu ara Demokratik açılımdan dem vurulurken, Kürt, alevi açılımından bahsedilirken arada nelerin ihmal edildiğini, yaşanan başka bir dolu haksızlıklara göz yumulduğunu ve bu haksızlıkların ortadan kaldırılması için, önceki süreçten iktidarın ağzı yandığından olsa gerek(!),adım atılmadığını ve hatta artık hiç konuşulmadığını hatırlatmak isterim. Ne yani, açılım denilen şeyler olmasın mı? Bütün bunlardan sonra böylesine bir soru hiç tutmaz, bunu da söylemiş olalım…

***

Şimdilerde, görece özgürlüklerin, görece rehavetin sağladığı, daha doğrusu komplocu düşünürsek küresel değişimin liberal(!) bir tepsi içinde sunduğu imkânlardan dolayı Ergenekon davasına sebep olan, aynı paralelde darbeci subayların hazırladığı planların deşifre edilmesinin akabinde ordu içindeki cuntacıların da tasfiye edilmesini sağlaması gereken sair iddialar havalarda uçuşuyor.

Haklarını teslim edelim, nasıl oluyorsa artık, belgeleri ele geçiren ve akabinde bu belgelerdeki iddiaların üzerine giden, medyanın “öteki”si Taraf gazetesi. Düne kadar aynı gazete, güya İslami medyanın dile getiremediklerini ifade etmeleriyle, özgürlükler bağlamında yazıp çizmeleriyle; özellikle kamuoyuna ve aslında gereğini yapması gereken iktidara ve tabii ki hukuk(!) sitemine servis ettiği belgeler nedeniyle İslami kesimin de öncelikli olarak “Tükettiği” bir gazeteydi.

Ama bundan sonra herhalde, Başbakan tarafından; ülkeyi kurumlar arası çekişmeye, özellikle ikide bir peygamber ocağı(!) olduğu söylenen ordunun yıpratılmasına sebep olduğu için ve ülkenin uluslar arası zeminde hazır kazanılmış itibarına gölge düşürdüğü için eleştirilen malum gazetenin tu kaka edilmesi işten bile değildir.

Başbakanın, dün kavgalı olduğu Doğan Medya grubunun yayın politikasına destek verircesine, şiddetli bir üslupla daire dışına çıkarmaya çalıştığı Taraf Gazetesinin, “Kafese Girme Başbakan” başlığı altında kaleme aldığı yazıdaki, aslında zımnen cevap içeren karşı soruları hepimizi düşündürmeli değil mi? Başbakanın bu işleri üstüne vazife edinmesi zaten anlamsız; çünkü hassasiyetle üzerine titrediği Genelkurmay, gazete hakkında çoktan suç duyurusunda bulundu bile(!)…

Bu saatten sonra gazeteyi mahkûm etmek çelik çomak oyunu, Başbakanın malum sözleri, otoritenin(!) şahitliği bağlamında yeter de artar zaten…

Ne diyor Taraf gazetesi?

“Bu ülkenin başbakanı o.”

Yönettiği ülkenin ordusunda cunta çıktığında bunun gereğini yapmak onun işi. Başbakan bize "niye kurcalıyorsun" diye sormayacak…”

Bu ülkenin ezilen insanları...

Kürtleri, dindarları, Alevileri, solcuları, demokratları, liberalleri...

Bu kuşatmayı nasıl yaracaksınız?

Nereye gidecek, ne yapacak, kime sığınacaksınız?

Bu insafsız oyunda birbirinizden başka sığınacak kiminiz var?

Kiminiz var gerçekten?”

Gaza, toza gelmeyin diyenler başka “Taraf” a, bu ifadelere katılmamak mümkün mü?

Başbakan başka bir söyleşide,” Ben asker tehdidi filan hissetmedim. Olursa şayet, başkaları gibi şapkamı alıp gitmem ve gereğini yaparım” mealinde şeyler söylemişti. Aslında dem bu demdir. Nasıl olacaksa olmalı artık, hiyerarşik yapıyı tersine çevirmeye çalışan kişi ve kurumlar için, Hükümet/iktidar(!) ,özelde Başbakan ve tabii ki Cumhurbaşkanı tarafından gereği yapılmalıydı…

Hadi bundan da vazgeçtik, Başbakan Erdoğan, hazır derin devlet yapılanmalarına, örgütlere karşı ve asker içinde zaten yıllar öncesinden beri varlığı tescillenmiş cuntacı geleneğe karşı kamuoyu tepkisi oluşmuşken sürece bu şekilde müdahale etmemeliydi.

Kullanılan ifadelere bakılırsa işimiz çok zor… Çünkü öncelenen insan değil, insana dair hasletler, değerler değil, Devlet ve onun alt kurumlarıdır. Ve ne demekse artık, onların yıpranmamasıdır...

Yine üzülerek ifade edersek, dediğimiz gibi insanı ve insana dair değerleri hiç sayan ,fakat insandan öte varsa yoksa devlet ve ona bağlı kurumlardır diyen bir kabulün insanlığı götürdüğü yer ortadadır; ki bunu en iyi bilmesi gereken de, geçmişte başına gelenlerden mülhem söylersek,  herhalde Başbakan Erdoğan’dır…

Sırası gelmişken soralım: Sık sık ‘insanı yaşat ki Devlet yaşasın’ diyen bir Başbakanın son gelişmelerin akabinde, aslında insana, toplumlara kasteden anlayışın mimarı olan örgütleri, cuntacıları içinde barındıran kurumları önceleyen beyanlarda bulunması şaşırtıcı gelmeli mi, gelmemeli mi?

Ve biz bu soru üzerine düşünmeli değil miyiz?

Biz düşüne koyalım, sözün hülasasını Özgür-Der’in yaptığı açıklamadan iktibas ettiğimiz şu paragraf zaten ortaya koymuş.

“Başbakan ve tüm siyasiler bilmeli ki, "Kurumlarımızı yıpratmayalım!" söylemiyle varılacak yer darbecilere boyun eğmektir, militarizme selam durmaktır. Cunta ve darbeci çabaları sıradan ve normal bir şey gibi gösteren bu tavrı kınıyor, herkesi sorumluluğuna uygun hareket etmeye çağırıyoruz.”

Şunu ilave edelim ki; görece özgürlükler bağlamında oluşan güya görece rehavet etkisiyle verili siyasete dair yapılan yorumlar bizleri çoktandır hayal âlemlerine götürüyordu. Bu bağlamda Başbakana teşekkür etsek yeridir, uyandırdı bizi çünkü?

Ama ihtimaldir, ilahi iradeye kalbini teslim edenler, iktidarlarının insanlığı nereye götürdüğünü görebilirler. Ve işte biz o zaman isteriz ki bizi yanıltsınlar…

Olur mu olur!

Şimdi Sayın Pamak, “ben zaten dediydim” demesin de ne desin?

Yoksa, onu bir ben anladım da gerçekte yanlış mı anlamışım?

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum