Devlet, Hükümet, Muhalefet Ruhu

29.06.2015 01:13

Hamza Türkmen

Meclis’te yeni seçilen mebusların okumak zorunda oldukları yemin metni tam bir dayatma. Ne fikir özgürlüğü, ne insan hakları, ne eşitlik ilkesi…

Bu metindeki devlet ve millet kavramlarının tanımına, laiklik ile Atatürk ilke ve inkılâplarına, insan haklarına, ayrıca namus ve şeref kavramlarına 7 Haziran 2015 tarihi itibariyle Parlamento’ya giren her dört partinin yüklediği ortalama anlamlar farklılık arzediyor. Devlet otoritesinin tabu ve kutsallarından bağımsız düşünüldüğünde bu kavram ve lafızlardan her dört partinin mebusları aynı şeyi anlamıyor. Yine bu lafızların özde ne kadar kabul edilip edilmedikleri de başka bir tartışma konusudur.

Meclis’te resmi ideolojinin tabuları üzerine yemin edildiğinde, partilerin temsil ettiği toplum mu ön plana çıkmaktadır, yoksa devletin efendiliği mi?

Devlet olgusunu bir toprak parçası üzerinde birbiriyle irtibatlı olarak yaşayan kitleleri iktidar unsuru ve bir ideoloji ile sevk ve idare eden otorite olarak tanımlayabiliriz. İdeoloji ya vahye ya da totaliter veya özgürlükçü beşeri değerlere dayanır. Gelenek, örf, şeriat veya ideoloji olarak örfi veya yazılı kaidelerle tanımlanmış olan otoritenin yürütme gücüne hükümet denmektedir.

Hükümet bütünden bir parçadır. Devlet devamlılığı, sürekliliği; hükümet geçiciliği ifade eder.

Toplum üzerindeki devlet otoritesi ‘iyi mi kötü mü?’ diye değerlendirilir. Biz Müslümanlar adil otoriteye iyi veya hakem devlet deriz; kötü otoriteye zâlim veya tâğut deriz.

Zalim/despot veya tâğuti devleti değiştirmenin net yolu, ‘yıkarak yeniden inşa etme gücü’dür. Böyle bir güç elde edilmedi ise zulüm, dayatmalar ve acılar devam eder.

Biz Müslümanlar Muhammedi ümmet diriliğini ve iktidarını yitirmiş dönemlerimizi yaşıyoruz. Ümmeti yeniden diriltmek ve cahili vesayetleri aşmak idealimizdir. Temel ibadetlerimizin sınama alanı da bu idealle yüz yüzedir.

Cahiliyyeden kopmamız kimliksel idealimizdir. Ancak devrim için sünnetullahı gözetmeyen bir tepkiselliği veya anarşist hurucu tercih edenler söz konusu olmaktadır; ayrıca kirlenmemek için hayattan çekilen ve Ashab-ı Keyf algısını modelleştirenler de. Bu iki uç yaklaşım da Kur’an’ın hududullah çerçevesinde hayata müdahale eden mesajından uzaklaşmaktadır.

Kitlesel devrim/inkılâp gücünü yakalayamayan muslih Müslümanlar, bir yandan kendi özgünlüklerini ve birikimlerini inşa ederken, diğer taraftan da tedrici olarak iyileştirme çabalarında ilkeli ve uygun bir şekilde sistem içi araçları kullanma yolunu denemektedirler.

16. yüzyıldan beri modern devlet süreçlerinde en önemli sistem içi araçlardan birisi de hükümettir. Ama hükümeti yeterli bir donanım ve tutarlı bir kitle gücü ile ele almayan hareketlerin, devşirilme ihtimali yüksektir. Yani devleti hükümet aracı ile değiştirme ve vesayeti aşma çabaları, ilke ve tutarlılık düzeyini yakalayamayan kadrolar nedeniyle kadük kalabilir.

Bu halin tipik örneği İran İslam İnkılabı’dır. 1979’da devlette hükümet olunmuş, ama ulus devlet tabusundan ve ulus devletin Şia mezhebini kullanma asabiyesinden kurtulunamamıştır.

Aynı tehlike AK Parti Hareketi için de geçerlidir.

Hükümet ve seçimler halkı bugünkü laik, batıcı, Atatürkçü ve NATOcu devlet vesayetinden kurtarma aracı mıdır; yoksa halkı mevcut devletle bütünleştirme ve devleti tahkim fırsatı mı? Halk mı asıldır, devlet mi?

Devletin iç ve dış cahili dayanakları en azından fıtri ölçülerle değiştirilemediği müddetçe iktidar olmakla müktedir olunamayacağı hiçbir daim akıllardan çıkarılmamalıdır.

Özgürleşme yolunda hükümetin araçsal olduğu realitesini kavrayamayanlar; dinamizmi, katılımı, dayanışmayı ve üreticiliği oluşturan ‘muhalefet ruhu’nu da kaybederler.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim