Devlet, DTP ve PKK

03.09.2009 09:52

Yasemin Çongar

Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un dün birçok gazetede “barışa yakışmadı” türünden eleştirel yorumlarla aktarılan sözleri üzerine düşünmeliyiz. Tuğluk devlete sesleniyor ve özetle, “Siz PKK ve Öcalan’ı muhatap almazsanız, DTP’nin misyonu buna yetmez” diyordu. Sorunun “DTP üzerinden çözülemeyeceğini, Öcalan’ın ve PKK’nın çözümün parçası haline getirilmesi gerektiğini” söylüyor ve kendi mensubu olduğu siyasi parti ile o partinin temsil ettiği tabanın içinden çıkmış silahlı örgüt arasında adeta bir nüfuz ve beceri kıyaslaması yapıyordu: “DTP’nin gücü bir yere kadar... PKK, sadece silahlı bir güç olarak değerlendirilmemeli. Kitle gücü vardır. Akıllı devlet, Öcalan’ı sürece katar.”

Aysel Tuğluk, fikrimi sakınmadan ifade edeceğim için beni bağışlasın... Bence, hakkı ve haksızlığı, aklı ve akılsızlığı, cesaret ve korkaklığı iç içe barındıran sözler bunlar.


Evet, bence, barışı samimiyetle isteyen ve bu konuda gerçekçi davrananlar, bunu açıklıkla dile getiremeseler bile, Tuğluk’un bazı vurgularındaki doğruluk payını teslim edeceklerdir. Evet, PKK, tabanı olmayan marjinal bir silahlı örgüt değildir... Evet, PKK kitle gücüne sahiptir... Evet, PKK ve Öcalan çözümün bir parçası haline gelmelidir...

Ve evet, devlet “akıllı” davranıp bunun yöntemini bulmalıdır.


Ama Tuğluk’un konuşması, aynı zamanda ciddi bir zafiyet içeriyor; silahın vesayetini seçmenin iradesinden üstün tutan bir mantık taşıyor; için için kanayan bölgenin parlamentodaki temsilcisi olmanın kıymetini ve sorumluluğunu küçümsüyor.


Ben, Tuğluk’un silahın yerini siyasetin almasını istediğine inanıyorum ve inandığım için de, Kürtlerin önemli bir kesiminin oylarına mazhar olarak Meclis’e giren DTP’yi “misyonu sınırlı ve güçsüz” bir parti olarak göstermesini, bu güçsüzlüğü peşinen kabullenmesini, demokrat, cesur ve akıllı bir siyasetçiye yakıştıramıyorum.

Bu sütunun düzenli okurları biliyorlar... “Devletin kalıcı bir barış için PKK’yı mutlaka muhatap alması gerektiğini, Ankara’nın PKK ile belli zamanlarda temas yürüttüğünü, bu temasların bazen dolaylı, bazen doğrudan olduğunu ama her zaman gizli kalacağını” defalarca yazdım. Zira, geçmişte devletle PKK arasındaki bazı temaslardan haberdarım; bu nevî “gizli görüşmelerin” kaçınılmazlığını üst düzey bürokratlardan dinlemişliğim de var. Ayrıca, Öcalan’ın, görüşlerini avukatları aracılığıyla her hafta kamuoyuna açıklamasına izin verilmesinin bile birtür “muhatap alma” ya da en azından “kulak verme” olduğu kanısındayım ve bunu da yazdım. Dahası, Öcalan’ın “yol haritası” içeren defterlerinin de, PKK mensuplarına ve sempatizanlarına ulaşmasına izin verilmesinin, devlet açısından akıllıca olacağını savundum.

Bütün bu görüşlerimi koruyorum ve yine de Tuğluk’u bir noktada haksız buluyorum.

Savaş konusunda gerçekçi, barış konusunda samimi davranan herkes, “yarın barışacak olan tarafların, bugün savaşmakta olan taraflar olduğunu ve aralarında mutlaka bir diyalog gerektiğini” görüyor. Evet, eğer devlet, PKK’ya silah bıraktırmayı, dağdaki çocukları evlerine döndürmeyi gerçekten istiyorsa, bir yolunu bulup PKK’yla konuşmalıdır; geçmişte konuşmuştur, bence bunu şu anda yapmıyorsa bile, zamanı gelince yine yapacaktır. Ama bu diyalog, özü itibariyle siyaseti değil, silahı ilgilendiren bir diyalogdur; askerîdir, tekniktir, hukukîdir. Devletin, PKK’yı muhatap alma mecburiyetinin sınırları silahla çizilmiş sınırlardır.

Devlet, Kürtçe eğitim ya da Anayasa’daki vatandaşlık tanımı gibi siyasi konularda silahlı bir örgütü muhatap almaz, almamalıdır da. Bu konular siyasetin konularıdır; bunlarda ilerleme sağlamak siyasetçilerin işidir... Silahlı örgütle aynı tabana hitap eden siyasi parti, bu noktada çok önemli bir rol oynayabilir; yeter ki o parti “misyonum buna yetmez” diye görevden kaçmasın.

Ulster sorununun çözümünde Sinn Fein ile İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu arasındaki etkileşim, Kürt meselesinin çözümünde DTP ile PKK arasında sağlanması gereken etkileşim için örnek oluşturabilir. Britanya devleti, siyasi konularda Sinn Fein’i açıkça, silahı ilgilendiren konularda ise IRA’yı gizlice muhatap aldı ve Sinn Fein, siyasi açılım sürecinin hiçbir aşamasında görevden kaçmadı, “misyonum yetmez, IRA ile konuşun” deyip silahın vesayetine boyun eğmedi.

Ben, PKK’nın çevresinde, kitle gücünden gelen bir “meşruiyet” algılaması olduğunun farkındayım. Ama şunun da farkındayım: Devlet ve kendi sınırlı kitlesi dışındaki halk kesimleri, PKK’yı, yani hepsi “yasadışı” ve birçoğu da “gayrımeşru” eylemler yapan, sivil ve masum insanları öldürmekten çekinmemiş bir örgütü asla “meşruiyet”le onurlandırmaz.

DTP’liler de, PKK’nın bu şartlarda, “meşru” bir zemine taşınmasının imkansız olduğunu görmeliler bence. Mücadelelerini, PKK’nın değil ama PKK’lıların “meşru siyaset” zeminine çekilmesinde yoğunlaştırmalılar...


Silah bırakıp dağdan inmeleri ve bir daha şiddete başvurmamaları halinde PKK’lıların da siyasete girebilmesini savunmak başkadır, silahlarıyla dağda gezen PKK’lılarla siyaset konuşulmasını istemek başka. Birincisi mubahtır; ikincisi abestir.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim