1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Destek size değil statükoya Sayın Başbakan
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Destek size değil statükoya Sayın Başbakan

A+A-

Uludere sonrası ortaya çıkan Başbakan ve Taraf arasındaki gerginlikte sergilenen “itidal” gazeteciliği örneklerini ibretle izliyoruz.

Yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada takdir toplayan yayınlarımızı “kahramanlık hevesine” bağlayanlar resmen ayrıldıkları halde “görevlerini” yapıyorlar. Allah makamlarını, mevkilerini baki kılsın.

Manşetimizin kastı gün gibi ortada olduğu halde “Taraf’ın da gazetecilik ahlakı sorgulanır ama...” şerhini mutlaka düşerek “Ama olmadı yanııı” tadında desteklerini sunan mızmızın yamaklarını da şimdilik geçiyorum. Solcumsuların kendilerine armağan ettiği “muhalif” payesiyle ne yapacaklarını bilemedikleri için bocalayıp duruyor işte zavallılar.

Kendileri sevmeyecekleri eşeğe ot vermeyecekleri için her türlü muhalefetin ya da desteğin altında buzağı arayıp, dün de dillendirdiğimiz sivilleşme, şeffaflaşama talebimizi hükümet-cemaat çekişmesine bağlayanları zaten dikkate almıyorum. Abuk sabuk seyyar mecralarda ruh hastalarının ihtiyaçlarını gideriyorlar, o kadar.

Ama öyle bir tür var ki, reform sürecine karşı arz ettikleri tehlike açısından deşifre edilmeleri şart. Taraf’a çakarak hükümete “yol yakınken geri dön” çağrısı yapma fırsatı bulan bu tipler, “kökü dışarıda odakların hizmetindeki Taraf’ın” yayınlarıyla MİT ve bazı kurumların yıpratılmasına hizmet ettiğini savlıyorlar.

Evet, utanmadan, gocunmadan hem de.

Taraf’ın ve nerdeyse tüm yazarlarının Habur ya da PKK-MİT görüşmeleri gibi milliyetçi histerinin tavan yaptığı, “paralel merkez medyanın” bile karnından konuştuğu netameli zamanlardaki tavrı herkesçe malum.

Eğer cesur reform adımları ve demokratikleşme çabalarından ötürü bazı politikalarına destek verdiğimiz, kimi zaman da en sert şekilde eleştirdiğimiz Sayın Başbakan ve hükümet üyeleri “Taraf isimli casus gazetede başbakanın ses kaydı yayınlanırsa hiç şaşırmayın” türünden zırvalıklar kaleme alanların muhabbetinin statükoya değil de kendilerine olduğuna inanıyorlarsa, Yeni Türkiye umudumuzun vay haline!

Kendilerine, bu goygoycuların, MİT-PKK görüşmeleri deşifre olduğunda Hakan Fidan üzerinden hükümetin açılım politikasını nasıl yerden yere vurduklarını ya da son YAŞ sonrası istifaların ardından AK Parti’yi, nasıl da TSK’yı tavsiye etmekle itham ettiklerini hatırlamalarını tavsiye ederim.

Hani kızımız olacaktı

Savcıların Kenan Evren ve kankası hakkında iki kez ağrılaştırılmış müebbet hapis cezası istemesi, İlker Başbuğ’un İnternet Andıcı Davası’ndan ifade vermesi, tırnaklarını yiyenlere rağmen referandumdaki “evet” tavrımızın ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor.

Ancak tüm bu olumlu gelişmelere bakıp askerî vesayetin tasfiye olduğunu, ve de demokrasinin kurumsallaştığını söylemek mümkün değil. Daha alınacak çok yol var.

Kimilerimizin ilk elden vadesiz kredi açtığı, kimilerimizinse güvenmek istediği yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in dün bazı gazetelerde yayımlanan mülakatına bakın.

Ezelden beri karargâhtan bildirmelerine alışık olduğumuz gazetecilerin amaçlarını ya da motivasyonlarını sorgulamanın pek bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Ki hepimiz biliyoruz, asker mülakat davetlerine icabet etmez, söyleyeceği bir şey varsa gazetecisini kendisi bulur ve sor der; tabii ki şunları şunları... Bu yüzden beni ilgilendiren yeni Genelkurmay Başkanımızın da “konuşması” ve verdiği cevapların niteliği.

Mülakatlardan öğreniyoruz ki, Sayın Özel Kürtçe eğitime karşıymış.

Sonra;

Bedelli askerlik konusunda demokratik bir ülke için malumun ilamı olan “Asker istese de istemese de çıkacak” açıklamasında bulunan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Özel’e giderek (astının ayağına giderek) özür dilediğini. Orgeneral Özel de bunu Türkiye kamuoyuna açıklama ihtiyacı hissetmiş işte.

Başka, Meclis’te “Asker haddini bilecek” diyerek yine olması gereken bir durumu tarif eden BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a da iki çift lafı varmış Özel’in, ama...

Eeee bu ne bu şimdi?

Daha dün aynısını, hükümetle arası iyi olmayan genelkurmay başkanları yapınca dik duranlar, şimdi aynı makamdakinin Başbakanla arası “iyiymiş” diye seslerini çıkartmayacaklar mı?

Türköne gitti, dağılabilirsiniz

Adı ve ancak ilkokul talebelerine referans olacak çalışmalarıyla tanıdığımız Atatürk Kültür, bla bla Kurumu’nu bugüne değin nazarı dikkate almayanlar, Cumhurbaşkanı Gül’ün Mümtaz’er Türköne’yi buranın yönetim kuruluna atamasıyla hopladılar.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün muadili bu kurumun lağvedilmesi gerektiğini savunanlardanım. Ancak bu şimdilik uzak bir ihtimal olduğu için, Türköne gibi, Atatürkçü olmadığını söyleme cesareti gösteren, bireysel tabuları ve geçmişiyle komplekse kapılmadan yüzleşen bir ismin hiç olmazsa birtakım değişikler yapabileceğine inanıyordum. Gelin görün ki Türköne medyadaki linçe dayanamayıp, Köşk’ü şaibe altında bırakmamak için istifa etti.

Umarım bu göreve Köşk’e uzak Atatürk’üne yakın sağlam bir üye atanır, sizler de rahat edersiniz pabucumun muhalifleri.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT