1. YAZARLAR

  2. Abdülkadir Selvi

  3. Dersimiz Milli Güvenlik konu fişleme
Abdülkadir Selvi

Abdülkadir Selvi

Yazarın Tüm Yazıları >

Dersimiz Milli Güvenlik konu fişleme

A+A-

AK Parti grubunda iğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık vardı. Basın locasında dahi, ayakta durup, not almakta güçlük yaşadık.

Herkes pürdikkat kesilmiş Başbakan Erdoğan'ın Fransa'ya yaptırımlar konusunda yapacağı açıklamayı bekliyordu. "Bu teklif bizim için tamamen yok hükmündedir" dedi Başbakan. İşin rengi anlaşılmıştı.

Hatta Fransa'yla yapılan ticari anlaşmaların patır patır iptal edildiğinin ilanından tutup, Fransız firmalarına getirilen ihale yasaklarına kadar bir dizi yaptırım beklerken, Başbakan, "Fransa'daki bu küçük ırkçı yaklaşıma Türkiye ile kavga ediyor payesi vermeyeceğiz" diye ilave etti.

Fransa'nın küçük adamına, senin baban da Osmanlı'ya sığınmıştı diye bir mesaj gönderdi ki, aşağılama ancak böyle olur.

Ama bunlar Fransa'ya karşı bir yaptırım uygulanmayacağı anlamına gelmiyor.

Başbakan'ın konuşmasının iki ana perspektifi vardı aslında. Bir yok hükmündekilerdi. Ama diğeri daha önemliydi. Türk demokrasisinin varlık ya da yokluk nedeni olan konulardı. O nedenle, rejim konusunda atılan önemli bir adımı, Fransa'ya tepkilerin gölgesinde bırakmak istemiyorum.

Bunda alanı diplomasi olan meslektaşlarımın benden daha bilgili yazılar yazacak olmalarının da payı büyük.

12 Haziran seçimlerinden hemen sonra başlayan ve KCK operasyonlarıyla güçlenen, Uludere ve Dink kararı ile birlikte güçlü bir şekilde kendisini hissettiren bir nokta var.

O da, AK Parti diğerleri gibi Ankara partisi mi oluyor eleştirisi. Bu sadece bir eleştiri değil, aslında bir kaygı. Çünkü vesayetin geriletilmesi, çetelerle mücadele ve anayasa değişikliği konusunda AK Parti'ye güçlü destek veren kesimler tarafından dile getiriliyordu bu endişe. Dozu ve üslubu tartışmalı da olsa, "AK Parti, Ankara Partisi mi oluyor" kaygısını taşıyanlar, aslında kol hizasından bakıp, mücadele arkadaşında bir sapma olup olmadığını kontrol eden ekibe benziyor. Başbakan Erdoğan'ın, "AK Parti iktidarı Ankara'ya teslim olmadı" sadece geçmişi anlatmıyor, aynı zamanda geleceğe ilişkin bir taahhüt.

"Uludere'nin de, Dink'in de devletin derin dehlizlerinde kaybedilmesine izin vermeyeceğiz" güvencesini de bu taahhütün bir parçası olarak görmek gerekiyor.

Zaten aksi durumda AK Parti diye bir partiye gerek kalmaz ki. Kendisini Ankara partisi konumuna düşüren ANAP nerede bugün? Özal'ın ANAP'ı değil miydi çok önemli değişimlere imza atan parti? Özal'ın ANAP'ı değil miydi statükoya savaş açan parti?

Özal'la birlikte ANAP'ın değişimciliği gitti, Mesut Yılmaz'la birlikte statükonun bekçisi bir parti geldi. 28 Şubat hükümetini kurarak Mesut Yılmaz, kendi siyasi geleceğiyle birlikte ANAP'ın da ruhuna Fatiha okudu.

12 Eylül'ün yasaklarına karşı kurulmuş olan DYP'de ne zaman ki, Tansu Çiller'le birlikte, "Kurşun atan da kurşun yiyen de kahramandır" diye kendisini derin devletin yanında konuşlandırdı bugün yerinde yeller esiyor.

Başbakan'ın açıklamasında yok sayılmaması gereken bir konu vardı. Eğitimde sivilleşmenin önemli adımlarından biriydi bu aslında. Okullarda Milli Güvenlik dersinin kaldırılmasından söz ediyorum.

Hitler dönemi Almanya'sının Mussolini dönemi İtalya'sının bayramlarından esinlenerek tek parti tarafından getirilen, resmi bayram törenleriyle ilgili düzenleme de hak ettiği şekilde tartışılamadı.

Hitler Almanya'sını, Mussolini İtalyası'nı incelemek üzere gönderilen heyetlerin önerisiyle şekillendirilen resmi bayramların kaldırılması, eğitimde sivilleşme yönünde atılmış sembolik bir adımdı. Ama önemliydi.

Recep Peker zihniyetini taşıyanların isyan etmesi de bunun bir göstergesiydi.

"Big Brother" gibi okullarda askerin gözü olan Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması da önemli bir adım.

Genç dimağların askeri bir güvenlik perspektifiyle yetiştirilmesi gibi anti demokratik bir eğitim sisteminin yanlışlığı kadar, çünkü Milli Güvenlik dersine giren askerlerin icra ettikleri fonksiyonlar da çok önemliydi.

Eğitim kurumlarında askerin gözü gibi hareket ettiler. Hele 28 Şubat süreci gibi ara dönemlerde, hepsi küçük bir Kenan Evren gibi hareket ettiler.

Milli Güvenlik dersine giren askerlere okullarda fişleme görevi verildiği darbe planlarında çıktı. Öğretmen olan subay eşleri dahi, fişleme işinde görevlendirildi.

Balyoz Darbe Planında Kurmay Albay Turgay Erkmen'in, Hava Korgeneral İbrahim Fırtına'nın bu konudaki fişleme emirlerini hatırlatmak isterim.

1998-2008 yılları arasında 40'tan fazla ilde fişleme yapıldığı tespit edilmişti.

Dersimiz Milli Güvenlik, konumuz Fişleme.

Son verilen aslında bu zihniyet.

Bunun ardından subay ve astsubay hazırlama okullarından Harp Okullarına kadar uzanan bir çizgide, askeri eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi gelmeli.

12 Haziran seçimleri öncesinde bu yönde bir çalışma yapılmıştı. Şimdi sıra ona geldi.

Askeri okullarda darbeci subaylar yetiştiren bir eğitim sistemi değil, iyi asker yetiştiren bir eğitim formatına ihtiyacımız var.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT