Dersim ve Sabiha Gökçen

18.10.2010 13:41

Orhan Miroğlu

Geçen hafta Balçiçek Pamir’in ‘Söz Sende’ programına davet edildim ve konu yeniden gündeme geldi. İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan havaalanına Sabiha Gökçen adının verilmesini ve buna benim gösterdiğim tepkiyi yeniden konuştuk. Program öncesi beni arayan hanımefendi, İstanbul’a gidiş için uçak rezervasyonumun Sabiha Gökçen’den yapıldığını söyleyince, “ama ben o havaalanını kullanmıyorum ve oradan kalkan ve inen uçaklara binmiyorum” dedim.

Bu sözlere beni arayan hanımın epey şaşırdığını söylemem lazım.

Durup dururken bir havaalanını isminden dolayı protesto eden birini duymak şaşırtıcıdır ne de olsa.

Dersim’de olup bitenleri bu yıl epey tartıştık. Onur Öymen’in Kürt sorununda bu ‘modeli’ yeniden önermesi, Kılıçdaroğlu’nun bu önermeye, gittiği Dersim’den verdiği cevap, sonra Ankara’ya dönünce tavır değiştirmesi ve nihayet Dersim’de olup bitenleri “Devrim koşullarında normal” diye izah etmesi unutulacak gibi değildi tabii.

Aleviler Onur Öymen’i istifaya ve Kılıçdaroğlu’yu da Dersim’de söylediklerinin arkasında durmaya davet edip durdular. Ama bu protestolar ve istifaya davetler filan hiçbir işe yaramadı. Onur Öymen istifa bir yana, söylediklerini ‘tashih’ yoluna bile gitmedi. İnandıklarını kararlılıkla savunmaya devam etti.

Alevi-Kürt Kılıçdaroğlu’nun “Böyle şeyler devrim koşullarında normal” dediği bir hadisede Onur Öymen’den farklı bir tavır beklemek de herhalde normal bir şey değildi.

Neyse, helal olsun, sonuç olarak Aleviler de, Onur Öymen de CHP de beraber kalmaya devam ediyorlar, görüldüğü kadarıyla da aralarında bu meseleyle ilgili herhangi bir ihtilaf kalmadı.

Ama buna rağmen, Dersim gerçeği Türkiye’de farklı bir yerde duruyor artık.

CHP’nin ve CHP’deki Alevilerin Dersim’inden farklı olarak; Dersim’in Kayıp Kızları, ve Dersim’in Raporları üzerinden yüzleşmekte olduğumuz hakiki bir Dersim var çünkü.

Bu konuda bir yazı yazdım ve Sabiha Gökçen Havaalanı’nın adı değişinceye kadar kullanmayacağımı söyledim.

Bu meseleye bakarken Sabiha Gökçen’in etnik aidiyeti filan aklıma gelmez benim.

Ermeni olur, Türk olur, Kürt olur başka bir şey olur.

Uluslararası hukukun tanımına harfiyen uyan bir soykırım suçuna katılma eylemi faillerin kimliği üzerinden ne tanımlanabilir, ne de herhangi bir soykırım suçu, suçu işleyenin etnik kimliğinin tarihsel mağduriyetine binaen mazlum ve mazur gösterilebilir.

Dersim hadisesinde Mustafa Kemal’in manevi kızı üzerindeki etkisi, yaptırım gücü ne olursa olsun bu sonuç değişmez. Kaldı ki, Sabiha Gökçen anılarında, manevi babasını ikna ettiğini ve Dersim harekâtına kendi isteğiyle katıldığını itiraf ediyor. Sabiha Hanım, 1937 yılı ilkbaharında, bir ay boyunca, bir gün gözleyici, bir gün de pilot olarak, Dersim semalarında çok sayıda uçuş yapmış.

Bu uçuşların Dersimli Kürtlere maliyetini artık iyi biliyoruz.

Sabiha Hanım’ın Ermeni ve Türk olması, hiçbir şeyi değiştirmez.

Kaldı ki, tarih soykırıma uğramış halkların arasından da kendi cellâdına âşık olanların çıkabileceğini gösteriyor.

Diyarbakır Cezaevi’nin iç güvenlik amiri Esat da kim bilir belki soyu mağdur olmuş bir Boşnak’tı, bir Arnavut’tu!?

Bırakalım Fatih’teki şehitler listesinde adı olduğu gibi kalsın o halde.

Oldu olacak, Yeşil’in de adını bir ilkokula verelim, yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz, adı yaşasın bari!

Elazığlı bir Kürt veya Zaza o çünkü, ve onun da soyunda büyük mağduriyetler var.

Sabiha Gökçen Havaalanı’nda oldukça geniş bir pano var. Bu panoda, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış iki farklı tanıtım yazısı bulunuyor.

Türkçe metinde, Sabiha Hanım’ın dünyanın ilk kadın savaş pilotu olduğu ve Dersim harekâtına pilot olarak katıldığı yazılıdır. Ama metnin İngilizcesinde bu ifadeler yok.

Bu konuda çok değerli bir yazı yazan ve “havaalanının adını değiştirmek lazım desem, yanlış anlaşılır mı” diye soran Gündüz Vassaf, Türkçe metinde yer alan ifadelerin, İngilizce metinde yer almamasının utançla ilgili bir şey olduğunu yazmıştı.

Utanç duymanın bu kadar acayip olanına rastlamak zordur. Kendi vatandaşından gizleme gereği duymadığın bir insanlık suçunu, yabancılardan gizliyorsun!

İlk kadın pilotunuzun kendi insanlarının üstüne bomba yağdırdığını ve binlercesinin ölümüne yol açtığını bir havaalanına nasıl yazabilirsiniz ki?

Sormazlar mı adama, ilk kadın pilotunuz kendi toprağını bombalayıp, o topraklarda yaşayan insanları neden öldürdü diye?

Düşünün, Washington havaalanına iniyorsunuz ve orada Amerika’nın ilk kadın pilotunun Arizona’yı, Nevada’yı bombaladığını yazan bir panoyla karşılaşıyorsunuz..

Ne düşünürsünüz bu durumda?

Sabiha Gökçen, tıpkı General Abdullah Alpdoğan gibi, bir soykırımın simge olmuş ismidir. Markayı yaratan sistem ve onun liderinin adı Türkiye’nin sadece havaalanlarında filan yok. Caddelerde, sokaklarda, kültür merkezlerinde, yollarda ve kavşaklarda bu addan binlercesi var..

Totaliter bir kültürün yayılması ve korunması sayesinde mümkün olabilen bir durum bu.

Demokratikleşme ve sivilleşmeye bağlı olarak Türkiye kendini zamanla bu tapınma ritüellerinin çeşitli tezahürlerinden kurtaracaktır elbette.

Ama bu yolda ilerlerken, Sabiha Gökçen Havaalanı’nın adını değiştiremeyen, General Muğlalı Kışlası’nın adına dokunamayan, çocuklarını Talat Paşa İlkokulu’na göndermeye devam eden bir ülkede ne geçmişle yüzleşme olur ne geçmişle hesaplaşma..

Madımak müze olsun diye bir talep hep gündemdeydi. Dersim faciası daha büyük bir facia. Alevi toplumu Sabiha Gökçen Havaalanı’nı kullanmak istemese, bir yaz sezonunda mesela birkaç bin rezervasyon iptali yapılsa, adı değişmez miydi bu havaalanının?

Benim Sabiha Gökçen Havaalanı’nı kullanmama hakkım var, bir filme gitmemek, bir romanı okumamak gibi bir hak bu. Yine de bu düşünce, İttihatçıları ve onların Kürt toplumundaki uzantılarını, yani irili-ufaklı ‘Simonları’ epey öfkelendirdi. Başka bir şey beklemiyordum zaten.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim