1. YAZARLAR

  2. KEVSER ÇAKIR

  3. Derisini Beyazlatırken Ruhu Kararan Adamın Ölümü
KEVSER ÇAKIR

KEVSER ÇAKIR

Yazarın Tüm Yazıları >

Derisini Beyazlatırken Ruhu Kararan Adamın Ölümü

A+A-

Geçtiğimiz günlerde Michael Jackson’ın ani ölümü çokça gündem oldu. Jackson vesilesiyle insanlığın en mukadder, en mümkün gerçekliğiyle yani ölüm gerçeğiyle bir kez daha karşı karşıya kaldık. Günümüz dünyasında modern insan, yaşam ile ölüm arasında zamanın uzadığını düşünüyor ya da böyle vehmediyor. Bu yüzden olsa gerek, insanların zihinlerinde yaşamı merkeze alan, dünyayı tek gerçeklik olarak varsayan bir yaklaşım oluşmuş durumda. Modern insan ölümle hiç karşılaşmak istemiyor. Sonsuza kadar yaşayamayacağını da bilen bu mantık, yaşamının olabildiğince uzun olması için elinden geleni yapıyor. Yaşarken de genç kalmayı amaçlıyor. Onun için güzellik, gençlik merkezleri gibi kurumlar bu düşüncelerin üzerine bina ediliyor.

Michael Jackson’ın ölümünü de sanırım bu çerçevede düşünmek gerek. Çağdaş putperestliğin ikonu hiç beklenmedik ve istenmedik bir şekilde, hem de erken bir ölümle dünyadan ayrıldı. Bu durum Jackson’ın tabiileri açısından sarsıcı bir hadise oldu. Çünkü Michael Jackson modern kurgunun en büyük idollerinden biriydi. O, popun ilahı ve imaj sanayinin ürettiği bir modeldi. Madonna nasıl bir rol model olarak piyasaya sürülmüşse, Michael Jackson da gençliğin, geniş kitlelerin tüketimine sunulmuştu.

Jackson yığınlar için üretilmiş imajların ezilen sınıfların/ hakir görülen toplulukların, renklerin, ırkların ezilmişlik kompleksini aşmak için gösterdikleri çabanın ve kendilerine dayatılan imajı kabul etmenin en müşahhas örneğidir. Jackson’ın 1980’lerde iyi bir çıkış yapmasının arkasında belediye otobüslerinde tahammül edilmeyen rengini var etme hırsı olabilir. Fakat pop dünyasında ismini duyurduktan sonra, “ne kadar beyazlarsan, o kadar yücelirsin, popüler olursun” denklemiyle karşı karşıya kaldığı ve bu yüzden olsa gerek, popülaritesinin artışını bu denkleme bağladığını görebiliyoruz. Oysa kendi rengine yapılanın yanlışlığını ispatlamak için mücadele etmesi gerekirken, o siyah olmaktan utanarak beyazlara, egemenlere, efendilerine benzemeye çalıştı.

Müreffeh Amerikan toplumunun ölçüsüz beklentileri de, O’nun müziğinin insan cinselliğine, insanın kaba hazlarına ve zevklerine göre şekillenmesinde büyük rol oynadı. Bu beklentilerin bir sonucu olarak da, Michael Jackson’nın müziğinde dikkat çeken en temel görüntü hız, yüksek ses, kırılmalar ve harekettir. Popüler kültürün hem ticari hem de ideolojik bir ürünüdür Jackson. Bu yüzden piyasaya, sömüren- ezen zenginleri eğlendirsin, şımarıkları çoştursun ve yoksul kitleleri afyonlasın diye sürülmüştür.

Yaşamına göz attığımızda ise, Jackson’ın aslında genetiği bozulmuş, genleriyle oynanmış bir Afro-Amerikan olduğunu görürüz. Onca şan ve şöhrete rağmen haplarla sürdürülmeye çalışılan oldukça suni ve sentetik bir yaşamın da temsilcisidir O. Kendisi modern toplumun egemen kültürü tarafından esir alınmıştır. Ki bu durum Kafka’nın dönüşüm kitabını hatırlatıyor. Gregor Samsa’nın böcekleşmesi durumunda olduğu gibi kendi kültürünü ve benliğini yitirmişti Jackson. Lüks malikanesinden çıkamaz olmuştu, yalnız başına bir hayatı temsil ediyordu. Kendi fıtratına öylesine yabancılaşmış biriydi ki, pigmentleri ile oynayarak rengini değiştirmiş, onlarca ameliyata girmişti. O bu haliyle Harlem’in fakir sokaklarından lüks villalara geçen, özünden, renginden kopuk bir yalnızlığın acınası figürüdür.

Michael Jackson, yığınlar için üretilen imajların, insan fıtratını yok sayarcasına egemen olma çabasının, bir timsaliydi. Onca mal ve mülke rağmen kendi dünyasında yalnız yaşayan, tüm imkanlarına rağmen anti-depresanlarla ayakta kalabilen kendisine yabancılaşmış ve “hapı yutmuş” biriydi. Amerikan yaşam tarzını takip ve taklit eden yığınların da aynı “hap”ı yuttukları ortadadır.

Şimdi muhtemeldir ki kapitalizm, piyasada oluşan boşluğu yeni imajlar ve ilahlarla doldurmak isteyecektir. Oysa mü’min ve mü’mineler için söylenebilecek tek bir söz vardır : La ilahe illallah…

 

YAZIYA YORUM KAT

37 Yorum