Derin yapılanma değil bildiğimiz TSK

30.12.2009 12:10

Rasim Ozan Kütahyalı

Bülent Arınç’a suikast iddialarıyla başlayan gelişmeler çok ciddi noktalara doğru gidiyor... Bu konudaki soruşturma derinleşiyor... Gerilim filmlerini aratmayan bir süreçten sonra Hâkim Kadir Kayan Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilki gerçekleştirebildi... Oradaki kimi belgelerin sistemli olarak yok edildiği şüphesinden hareketle ilk defa bir sivil yargıç askerî karargâhın kalbinde arama yapabildi... Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndaki kozmik odanın mührü kırılabildi...

Aslında yukarıda kurduğum cümleler bile bu ülke için çok hazin... Ortada akıl ve mantık sahibi herkes için net olan bir delil var. İlgili birimden bir askerin “Biz burada çuval çuval evrak yakıyoruz” sözleri teknik dinlemeye takılıyor... Bunun üstüne doğru düzgün her ülkede “delillerin karartılma ihtimali” şüphesinden hareketle o yer için arama kararı çıkar. Burada da çıkıyor... Fakat bu kararı çıkartan özel yetkili sivil savcı dahil hiçbir soruşturma yetkisine sahip insan oraya giremiyor... Ancak Hâkim Kadir Kayan zor bela Genelkurmay 2. Başkanı’nı ikna edebildikten sonra aramaya “sadece kendisi” girebiliyor... Şu an “kazanım” saydığımız bu olay bile aslında “hukukun üstünlüğü” ya da “hukuk devleti” ideali bakımından bir rezalettir... Fakat daha evvel de yazdığım gibi aslında Hukuk devleti diye bir şey yoktur, hukuk devleti için mücadele vardır... Bu mücadele de adalet ve vicdan ilkeleri çerçevesinde devam etmeli... Ve evet bu bir siyasi mücadeledir...

“Kozmik Oda” mührünün bir Türk sivil yargıcı tarafından kırılıp içeri girilebilmesi siyasetin bir zaferidir... Çünkü gece yarısı geçirildi diye çıngar çıkartılan malum yasa sayesinde bu zafer elde edildi... Askerlere sivil yargı yolunu açan o gece yarısı yasal değişikliği sayesinde askerî karargâhta arama yapılabildi... Bu yasal zemine rağmen bir sivil Türk yargıcı ancak kararlı biçimde ısrar ettiği için bu aramayı yapabildi... Bu soruşturma bu arama sayesinde daha açık ve sağlıklı biçimde yürüyebilecek... Ergenekon soruşturması sürecinde de, bir yandan yasal altyapı yeni yasalarla güçlendirilmeli, bir yandan da siyasi kararlılık sürmeli... O siyasi kararlılık ve irade sayesinde bir Türk yargıcı da bu derece kararlı ve cesur olabiliyor...

AK Parti hükümeti, “Gece yarısı yasa mı çıkarmış!! Önce tartışalım bunları” diyen Ergenekon avukatı siyasi partiler ile kaypaklığı resmî ideoloji haline getirmiş medya çevrelerini asla umursamamalıdır... Bu ülkede “Askere sivil yargı yolunu açan yasa maddesini tartışalım” demek işi gargaraya getirmek ve iğdiş etmek anlamına gelir... Askerî kurumları Sayıştay denetimine açan yasa maddesi de derhal çıkmalıdır... Evet, yine baskın biçimde, yine aniden, gerekirse yine gece yarısı çıkmalıdır... Temel haklar, özgürlükler ve ilkeler konusunda “uzlaşma” aranmaz... YAŞ kararlarının yargıya götürülmesi, yargıdaki çift başlılığın kaldırılması, askere Sayıştay denetimi gibi reformlar için “uzlaşma”ya gerek yoktur. Demokratik bir hukuk devletinde bunlar olmazsa olmaz ilkelerdir... Ayrıca bu demokratik yasalar TSK’yı daha güçlendirecektir... Denetlenen değil, denetlenmeyen kurum çürür... TSK da buna resmen örnektir... 2010’larda ordumuzu yeniden yapılandırmak zorundayız...

Öte yandan Türkiye’nin gururu olan hukuk adamlarından Ümit Kardaş çok haklı. Özel Kuvvetler Komutanlığı denilen şeyin yasal dayanak bakımından JİTEM’den farkı yoktur... Burada neler yapıldığı belli değildir... Daha doğrusu bellidir de, bu “belli” olan şeyleri bu ülkenin yurttaşları sorgulayamamaktadır... Bu tür yapılanmalar aslında “derin” falan değil... Yüzeyde, net ve açık... O sebeple bu birimlerin elemanlarının pervasızlığı, herşeyi kör parmağım gözüne, göstere göstere yapmaları “salaklık”tan değil “korkusuzluk”tan... Çünkü “TSK dışından kimse bize dokunamaz” bilgisiyle yetişti bu askerler... “Sırtımı yükseklerde bir paşaya dayarsam bana hiçbir halt olmaz” bilgisiyle yetiştiler... Şimdi ilk defa bu “bilgi”lerin de mührü kırılıyor... TSK içinde yaşanan travmanın sebebi bu...

Türk yargısı da bu travmadan nasibini alıyor... İşte o travmanın kurbanlarından biri de Şamil Tayyar... Hukuk adına utanılacak kararlarla ardı ardına “hapis cezası” geliyor Şamil’e, gerçek anlamda gazetecilik yaptığı için... Aynı gün tıpkı Şamil gibi bir gazetecilik abidesi olan Mehmet Baransu için saçma sapan bir tutuklama isteniyor... Şu an tüm vicdan sahiplerinin verdiği mücadele sayesinde oluşmuş siyasal atmosfer sebebiyle bu rezalet kararlar hayata geçemiyor... Hiçbir zaman da geçemeyecek... Hükümet de TCK’nın ilgili maddelerinde Genelkurmay’ın istediği saçmalıkları yapmayacak, yapamayacak...

Bu ülkenin vicdan sahipleri ittifak içinde oldukça 2010’lardaki Türkiye atmosferi her geçen gün daha da özgürleşmeye devam edecek...

TARAF

 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim