Derin devlet, derin zihniyet

23.01.2012 00:16

Mustafa Akyol

 

Hrant Dink davasının beşinci yılında geldiği nokta, zaten tel tel dökülen “adalet sistemi”ni daha aşağı çekti. Bu kadar önemli bir davanın hakimi bile “verdiğim karara içim sinmiyor” diyorsa, genel olarak “Türk yargısı” kararlarının toplumun içine sinmesini nasıl bekleyebilirsiniz?

Öte yandan, “bu dava burada bitmez” hükmünün genel bir kabul görmüş olması da olumlu bir gelişme sayılabilir. Bir başka deyişle, Dink davasının sonucunda ortaya çıkan “dibe vurma” durumu, belki, ve umulur ki, bir düzelmenin başlangıcı olabilir.

Benim asıl enteresan bulduğum nokta ise, “cinayetin arkasında kimin olduğu” tartışması. Ve farklı siyasi pozisyonların buna verdiği cevaplar.

Örgüte giden yol

Önce Dink suikastinin “birkaç fanatik gencin işi” olduğu tezine bakalım. Bazı kamu görevlileri ve köşe yazarları daha ilk günlerde ortaya çıkıp bu tezi savunmuşlardı. Ben de, aslında Türkiye’de “devlet dizaynı” sanılan bazı suçların “toplum marazı” olduğuna inandığımdan, bu görüşe yakın durabilirdim.

Oysa Dink suikastinde gerçekten de bir “örgüt” sezinlemek için çok işaret vardı. Örneğin, Hrant Dink, suikastten önce, “derin devlet”in görünen yüzü niteliğindeki şahıs ve kurumlarca “uyarılmış” ve tehdit edilmişti. Tetikçi Ogün Samast’ın yaş ve profilinin Rahip Santoro’nun katiline benzemesi, cinayetler arasında organizasyonel bir bağ akla getiriyordu. Ve dahası, suikastin içine oturduğu genel siyasi ortam 2006-07 Türkiyesi idi: Yani derin devletin her türlü araçlarıyla demokrasiye karşı taarruza geçtiği bir dönem.

Dünkü Star’da yayınlanan “Dink Davasında Örgüte Giden 18 Yol” başlıklı analiz de, bu açıdan daha pek çok bilgi sunuyor.

Dolayısıyla, ben de Dink cinayetinin arkasında bir “örgüt” olduğunu tahmin ediyorum. (Belki Ergenekon, belki paralel bir yapı.) Bu “örgüt”ün yegane amacının “AK Parti hükümetinini devirmek” olduğunu düşünmesem (çünkü ideolojisindeki Hıristiyan düşmanlığını çok sahici bulsam da), evet, AK Parti’nin de bu suikastin siyasi hedefleri arasında olduğu bence kesin.

Bu yüzden de, Dink suikastı nedeniyle AK Parti’yi hedefe oturtan kimi yorumcular bence yanlışlık ve haksızlık yapıyor.

İğne ve çuvaldız

Fakat, tüm bunlar bir yana, şu sorularla da dürüstçe yüzleşmek gerekiyor:

Eğer Dink suikastı bir Ergenekon işiyse, Ergenekon soruşturmasının diğer veçhelerinde çok cevval davrandığını bildiğimiz polis, bu davada soruşturmaya neden hiç yardımcı olmadı? (Dink ailesi avukatları, polisin bu tavrını pek çok örnekle ortaya koymuş durumda.)

Hatta, nasıl oldu da, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun tespitiyle, cinayetle ilgili bazı belgeler yok edildi, bazı belgelerin üzerinde de oynamalar yapıldı?

Yahut, niçin diğer davalarda gazeteciler bile “Ergenekon’u sulandırmakla” suçlanırken, bu davada ilk günden çıkıp “örgüt yok” diyen kamu görevlileri “Dink davasını sulandırmakla” suçlanmadı, aksine yükseldi?

Ben bu sorulara cevap oluşturacak herhangi bir istihbarata sahip değilim. Ancak salt akıl yürütme yoluyla vardığım şöyle bir sezgim var:

Hrant Dink’i öldürülmesini emreden örgüt, bir “Trabzon çetesi,” Ergenekon ve hatta “derin devlet” olabilir. Ancak bir de, ikinci bir katman olarak, tüm istihbarat ve uyarılara rağmen Hrant Dink’i korumayan kamu görevlilerinin umursamazlığına bakmak gerek. Ve bu umursamazlığın altında, Hrant Dink’in “Ermeni” kimliğine yönelik ırkçı önyargıları ve “Türklüğe laf ediliyor” algısının yarattığı patolojik refleksleri aramak lazım.

Şöyle de denebilir: Suçlu, galiba, bir “örgüt” olduğu kadar bir de bir “zihniyet”. Ve zihniyetin çapı, örgütünkinden çok daha geniş...

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim