1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Derin açılım...
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Derin açılım...

A+A-

Bugün toplumun zihnini meşgul eden iki temel soru var. Kürt sorununun çözümü için başlatılan açılım, hedefine varabilecek mi? Ergenekon davası nasıl sonuçlanacak? Aslında soru tek: Türkiye, demokratikleşme hamlesini başarabilecek mi?

Sorunun cevabı aranırken kafa karışıklığı da had safhada. Kimilerine göre süreci ABD yönetiyor. Açılım maçılım hikâye. Bu yaklaşım, kimse kızmasın, taşın altına elini koymayan, çözüm adına hiçbir alternatif sunmayan, kendi insanına, milletine güven duymayanların yaklaşımı. Üstelik de bunu söyleyenlerin -ki, buna Ergenekoncular da dâhil- hepsi, ABD ile şöyle ya da böyle temasta olmuş çevreler...

Açılımın başka bir boyutu daha var. Bence asıl önemli olan da bu tarafı. Bir milleti kimse elinden tutup ayağa kaldırmaz. Hele dış güçler... Sizi güçlendirmek isteseler bile, kendilerine lazım olan kadar güçlendirirler. Böyle yaparken de kontrol hep kendilerinde olsun isterler.

Bir millet ayağa kalkarsa, kendi değerlerine, özüne bağlı kalarak kendisi kalkar. Taklit etmeden, başkalarına benzemeye çalışmadan, komplekse girmeden yapar bunu. Bugün "derin devlet"e inat, "derin Türkiye" dediğimiz uyanış, tam da bunu anlatıyor. Dolayısıyla açılım olacaksa, demokratikleşme hamlesi başarıya ulaşacaksa, derin Türkiye gerçeği çok önemli. Bu gerçeği unutursak, DTP'nin şovlarına, PKK'nın, "bitmedik, ayaktayız" pozlarına, zaferden dönüyormuş havalarına, canınızı sıkabilirsiniz.

Bu konuyu daha önce de yazdım. Kürt sorununun çözümü, provokasyon tehlikesi altında yürüyecektir. Açılım süreci, konuyla ilgili herkesin, her kesimin samimiyetinin test edildiği bir süreçtir. Kim gerçekten barış istiyor, kim empati yapabiliyor, kim bunun için birbirini rencide etmekten, tahrik etmekten uzak duruyor, kim öfkesini, acısını içine gömüyor ve "yeter ki kan dökülmesin, yeter ki insanlar ölmesin" diyebiliyor. Onu göreceğiz...

Güneydoğu insanına hamasi destanlarla yaklaşmak, hepimiz kardeşiz demek, vatanı asla böldürmeyeceğiz diye atıp tutmak kolaydır. Ama iş fiiliyata gelince, fedakârlığa gelince o lafları edenlerin çoğu ortadan kayboluyor.

Barış ve demokratikleşme hamlesinde, derin Türkiye'nin, muhteşem iki dinamiği nasıl harekete geçirdiğini hatırlatacağım.

Birincisi, Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere, göç alan şehirlerimizin varoşlarında, sessiz sedasız yazılan bir destan var: Okuma salonları, etüt merkezleri... Dershanelere gidemeyen on binlerce ilköğretim öğrencisi fakir aile çocuğu bu imkândan yararlanıyor. Teşekkür ve takdir belgeleri ile başvuruda bulunuyor ve sınava alınıyorlar. 2003'te Gaziantepli hayırsever işadamlarının başlattığı uygulama sayesinde, binlerce öğrenci, fen ve Anadolu liselerini kazanıyor. Hayırseverler, onlara, okudukları şehirlerde de yurt ve burs imkânları ile sahip çıkmaya devam ediyor. Gönüllü işadamları, öğretmenler, doktorlar görülmemiş bir fedakârlık sergiliyor. Aileler, veli çayları, ziyaretler ve toplantılar ile devreye giriyor. Sağlık taramaları, ailelere giyim, kırtasiye ve gıda yardımı yapılıyor. Çoğu çok çocuklu ailelerden gelen bu öğrenciler, muhtaç oldukları sevgiyi, ilgiyi, şefkati bu okuma salonlarında buluyor. Pek çok yerde öğrencilerin çoğunluğunu kızlar oluşturuyor. Velilerde öyle bir güven duygusu hâsıl oluyor ki; anneler, babalar; "burası olmasaydı kızımı okutmayacaktım" diyor...

İkinci destan, birkaç yıldır Kurban Bayramlarında kurulan kardeşlik köprüleridir. Batıdan, kuzeyden, güneyden, İç Anadolu'dan binlerce gönüllü işadamı uçakları doldurup; eşleri, çocukları ile bayramda tatil yörelerine gitmeyip, kurbanlarını Doğu ve Güneydoğu'da kesiyor. Köylere kadar gidiyor, evlere misafir oluyor. Hem şükrü hatırlıyor, hem de bölge insanına "yalnız değilsiniz" mesajını iletiyor. Kardeş aileler ediniyorlar. Onları oturdukları şehirlere, evlere davet ediyor, maişetlerine destek oluyorlar ve kaynaşıyorlar.

Asıl açılım, gönülleri fetheden açılımdır...

 ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT