Der Führer

18.12.2009 19:13

Yasemin Çongar

Führer, malum, Hitler’le özdeşleşmiş bir unvandır; onun için de kirlenmiştir, “saf” anlamını büyük ölçüde yitirmiştir, bugün artık, Nazi Almanyası’na ilişkin özel tarihsel bağlamı dışında pek kullanılmaz.

Aslında, “der Führer” Almancadaki kelime anlamı itibariyle, “yol gösterici” ya da “rehber” demektir ve mutlak bir itaatten bağımsız olarak düşünülebildiğinde, özünde “müspet” bile sayılabilecek bir liderlik özelliğine işaret eder.

Dün Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasını dinlerken, aklıma “der Führer” kelimesi geldi.

Çünkü Orgeneral İlker Başbuğ, soyadıyla müsemma sayılabilecek görev tanımını şaşırmış, yani “ordu komutanlığı”nın sınırlarını aşıp “toplum komutanlığı”na girişmiş bir halde konuşuyordu.

Siyasetçilere, akademisyenlere, gazetecilere ve savcılara ne yapıp ne yapamayacaklarını söylüyordu; bu ülkenin yakın geçmişinde karanlık kalmış olayların açığa çıkması için uğraşan herkesi suçluyor; nerede durmamız, nereye gitmemiz, nereye hiç dokunmamamız gerektiğini cümlemize emrediyordu.

Başbuğ, kendisinin “askerlerin komutanı” olduğunu unutmuş, adeta bu ülkedeki siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin, savcıların komutanıymış, sanki sivillerin lideri, yol göstericisi, rehberiymiş gibi konuşuyordu.


Sırtındaki kamuflaj üniforması Başbuğ’a yakışmıştı ama söyledikleri o üniformayla uyuşmuyor, bir generale yakışmıyor, ona “führer”i çağrıştıran faşizan bir hava veriyordu
.

Esasen, adına “demokrasi” denen rejimlerde, sırtında üniforma, emrinde ağır silahlar ve yüz binlerce asker olan bir generalin mutlak itaati gerektiren komuta yetkisi, askeriyenin sınırları dışına taşmaz...

Demokrasilerde bir generalin, müspet bir lider, saygın bir rehber olabilmesi, bu sınırlara riayetine bağlıdır.

Zira bu sınırları aşıp sivilleri hedef alan her söz ve tavır özünde asimetriktir; sırtına üniforma geçirmiş, arkasında silah ve asker olan bir şahsın, siyasi ifadelerden ve sivil hayata müdahaleden kaçınması gereği, o şahsın ifade ve müdahalelerinin asimetrik bir kuvvetle donanmış olmasındandır.

Maalesef, Başbuğ dünkü konuşmasıyla, bu demokratik sınırları tanımaya niyeti olmadığını bir kez daha ortaya koydu...


Başbuğ’un, daha önce yaptığı gibi, yine sivillere “doğru yer”i gösterme cüretinde bulunan konuşmasında, şirazesi çıkmış suçlamalarla gayrıhukuki buyrukların yanı sıra kunt ve tehlikeli bir sembolizm de vardı
.

General, “şirazesi çıkmış suçlamalar” babında, TSK’nın asli işini yaparkenki ihmallerini ve hiç işi olmayan alanlara müdahalesini eleştirenleri karaladı, “önyargılı” ve “yalancı” ilan etti; bu eleştirileri yapanların “milletini sevmediğini” söyledi.

Başbuğ’un “gayrıhukuki buyruklar”ının hedefi ise gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve savcılardı.

PKK’nın Reşadiye saldırısı ile yeniden gündeme gelen “33 asker olayının” araştırılmasına, soruşturulmasına öfkelendiği anlaşılan General, “Terör olaylarını TSK ile ilişkilendirmeyi, PKK destekçileri yapabilir. Ancak böyle ilişkilendirmeleri, bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz” buyurdu.

Yetmedi; “Adli makamların ihbar mektuplarına ve gizli tanıkların ifadelerine karşı daha dikkat etmeleri gerekir, bu gibi durumlarda Türk Silahlı Kuvvetleri ile bilgi teatisi ve işbirliğinde bulunulmalıdır, aksi durumlarda kurumlar arası çatışmalara neden olunur” sözüyle Ergenekon’u, İrticayla Mücadele Eylem Planı’nı, Kafes Planı’nı soruşturan savcılara salvo savurdu.


Savcılarla işbirliği yapmakla görevli olan sanki kendisi değildi; sanki “kâğıt parçası” ve “boru” ifadelerini bizzat ondan işitmemiştik; sanki bu toplum Şemdinli’de ne olduğunu bilmiyordu; sanki Ergenekon sanığı komutana yapılan manidar ziyareti unutmuştuk...


Başbuğ, unuttuğumuzu sanmış olmalı ki dünkü sözel muhtırası için seçtiği yerin sembolizmini de “belki anlamayız” diye gözümüze sokma ihtiyacı hissetti; “Asimetrik psikolojik harekât konusuna Oruç Reis Firkateyni’nde değinmemin özel bir anlamı vardır. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır” sözüyle Deniz Kuvvetleri’ndeki “cunta” tutuklularına bir selam gönderdi.

Paşa’nın selamını alan alır, buyruklarına uyan uyar ama...

Kusura bakmasın; biz buradan kendisine “heil” diyemeyeceğiz.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim