İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Deprem

A+A-

Barakadan evlere hapsetme beni

sığdıramam yüreğimi dört çeper arasına

depremler yıkamaz sana olan sevgimi

âfetler engel olamaz sevdama

sadece umutlarımız enkaz altında kalır

yarınlara bakan gözlerimiz

ve bir de gözyaşından tebessümler

annelerin.

 

Depremler önce yüreğimde olur

depremler bir nazarda patlar

bir gülücük sarsar coğrafyaları

çocukların üşüyen ellerinde

öyle mâsumdur ki yürekleri

öyle sevgiden yana

merhametten yana

çocukların elleri okşar tüm güzellikleri

bir kedinin tüylerini

bir annenin saçlarını

bir güvercinin kanatlarını

bir çığlıktır yırtar gecenin sessizliğini

şafağımsı

şafağımsı bir tutkuyla.

 

Fay hattında bir yaşamın

elleri çatlak çatlak

ve umutları bir beşik gibi sallanan çocuklarıyız biz

yıkıldı evimiz

yıkıldı yuvamız loo

dünümüz bugünümüz yarınımız

bize ait ne varsa, şimdi

enkaz altındadır…

 

Ben daha doğmadan yapılan evimizin

ben büyüdükçe küçülen odaları

üç ölüm beş de doğum gören eşyalarımız

enkaz altındadır…

anamın her hamileliğinde

ninemim ördüğü patikler bebek kazakları

dedemden yadigâr Oltu taşı tesbih

oy ömrüm ömrüm

enkaz altındadır…

 

Yüzünü iki senede bir gördüğümüz

babamın Alamanya’dan getirdiği

tuhaf tuhaf hediyeler

enkaz altındadır…

anam tek başına büyütmüştü beşimizi de

babam kâğıtları çıkartıp bizi de alacaktı yanına

niye bir türlü yapmıyordu kâğıtları Alaman devleti

okuması yazması mı yoktu gâvurun yoksa vicdanı mı

babam her geldiğinde şikâyet ederdi anam

ağlardı garip anam

vururdu yüzüne içindeki acıyı

oy babamın pasaportu

anamın pembe nüfûs kâğıdı

oy kime yanam loo

enkaz altındadır…

 

Her seferinde de aynı lafları ederdi babam

“az kaldı hanım, sabret, az kaldı” derdi

babamın anama bu lafı söylediğini ilk duyduğumda

küçücük bir çocuktum

sonra kocaman delikanlı oldum

okula gittim kravat bağladım

babam hâlâ aynı lafları söylüyor anama

“az kaldı hanım, sabret, az kaldı”

garibime giden şey

her seferinde de inanırdı anam bu laflara

fakat şimdi anladım ki

babam inanmayacağını bile bile söylermiş bunları

anam da inanmadığı halde inandı gibi yaparmış

böyle severmiş “eski toprak” dedikleri insanlar

biz cahalattan sanırmışız amme

sevgiden saygıdan yaparlarmış bunu

şimdiki nesilde nasıl ki evlendikten sonra

sevgi de saygı da uçup gidiyorsa

onlarda evlendikten sonra başlarmış bunlar

onun için hiç boşanmazlarmış “eski toprak” insanlar

bir ömür boyu aynı yastığa baş koyup

beraber yaşlanırlarmış

oy anamla babamın baş koyduğu yastık

ez bımrım loo

enkaz altındadır…

 

Bir yaşanmışlık varsa ömründe garip anamın

babamla beraber Hacc’a gittikleridir

nasıl da gururluydu anam

hiç böyle mesud görmemiştim onu

hiç böyle kendine güvenen böyle güçlü

Mekke’den bir Kur’an-ı Kerim getirmişti kendisiyle

içindeki bütün Allâh isimleri kırmızı yazılmıştı

ne zaman Kur’an okusak evde

onu getirirdi anam

“al bu Kur’an’ı oku” derdi bana

anlamazdım bu garip ısrarını

“ana ne fark eder ki, o da Kur’an, bu da Kur’an

bütün Kur’an’lar aynıdır ana”

bilirdi ama yine de ısrar ederdi

“olsun oğlum, bilirim elbet aynı olduğunu

olsun, sen benim getirdiğimi oku, kırma ananı”

kırar mıydım hiç

kaç defa hatim ettim sayısını unuttum

anamın Hicaz’dan getirdiği Kur’an

oy kime yanam loo

enkaz altındadır…

 

Benden küçük kızkardeşim Asiye

kaç aile istemişti de geri göndermişti babam

“kızımın gönlü olmadan vermem” diyordu

diğerlerini sormadan vermiş de vicdan azabı hani

mahallenin en güzel kızıydı bacım

sonunda gönlü oldu da nişanını yapmıştık

benden çekinir gelmezdi nişanlısı evimize

dışarı da salmazdım bacımı hani

kızardım tehdit ederdim

“görürsem bacaklarını kırarım” derdim ona

anam kızardı ben böyle yapınca

“oğlum rahat bırak kardeşini

nişanlısı değil mi, zaten evlenecekler”

“olmaz ana” derdim kaşlarımı çatarak

“düğün olsun ondan sonra”

bizim buranın kızları böyledir

babadan korkmazlar abiden korktukları kadar

içinden kötü laflar ederdi bana bacım

“pis abi, çok kötüsün” derdi

oysa bilmezdi ciğer parem yürek yarem

onu öylesine severdim ki

onsuz düşünemezdim bu evi

kabullenemezdim bizden ayrılacağını

kıskanırdım da müstakbel eniştemi

ondan yapardım bu zûlmü bu baskıyı ona

beyaz bir gelinlik alınmıştı bacıma

düğününde giyecekti

saklamıştık dolabın içinde büyük bir özenle

iki ay sonra düğünü vardı

iki ay sonra giyecekti gelinliğini

ata bindirip davul zurnayla gönderecektik

oy kızkardeşimin beyaz gelinliği

oy ben öleydim loo

enkaz altındadır…

 

Üç nesil görmüştü yıkılan evimiz

dedemle ninemin siyâh – beyaz fotoğrafı

evdeki en eski resim

enkaz altındadır…

namaz kıldığımız seccadeler

üzerinde İstanbul resimleri bulunan tabaklar

oturma odasına astığımız

abimin askerlik fotoğrafı

yeğenlerimin oyuncakları

sekiz tane bebek büyüten tahta beşik

derdo derdo

enkaz altındadır…

buzdolabı televizyon teyip bir de bozuk dürbün

bazıları Türkçe bazıları Kürtçe olan kasetler

küçüldükçe kardeşlerin sırayla giydiği pantolonlar

ay – yıldız motifli çay bardakları

oy kime gidem loo

enkaz altındadır…

 

Gurbetteki nişanlıma ait tek fotoğraf

bana tâ uzaklardan gönderdiği

yasaklı bir kitabın arasına koyduğum

kalemlerim kitaplarım en sevdiğim ayakkabılarım

tuttuğum günlük

yazdığım şiirleri topladığım defter

ve nişanlımın saçlarına takmak için sakladığım kırmızı gül

oy leyla leyla

enkaz altındadır…

 

Her depremde ölen benim

benim evladını yitiren

benim kalan yetim

alınterim yıkılır üzerime

emeğimin enkazı altında kalırım

her deprem alır bizden yüzlerce can

Varto, Dinar, Karlıova, Sakarya ve Erzincan.

ibrahim.sediyani@hotmail.de

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum