1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Deniz Feneri sönünce... Depremzede kadın fahişe oldu, gözünüz aydın!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Deniz Feneri sönünce... Depremzede kadın fahişe oldu, gözünüz aydın!

A+A-

Hani, hep “ilâhî adalet” deriz ya...

Nedir ilâhî adalet?.. “Yapanın yanına kâr kalmadığı” her cezadır...
Peki, Deniz Feneri Derneği’nin maruz kaldığı muamele, bir “ceza” mıydı, yoksa “mükâfat” mı?..
Pazartesi akşamı İsmailağa Cemaati’ni ziyaretimizden sonra, dün sabah da Yayın Kurulu üyelerimiz ve yazarlarımızla Deniz Feneri Derneği’ni ziyaret ettik...
Dernek Başkanı Av. Mehmet Cengiz ve Genel Sekreter İbrahim Altın ile Yönetim Kurulu Üyeleri Hamza Elmas ve Coşkun Yıldız’la sohbet ederken, hem “geçmiş olsun” dileklerimizi sunduk hem de atlattıkları “badire”leri konuştuk...
Malum olduğu üzere;
Almanya Deniz Feneri e.V isimli kuruluş hakkında Almanya’da 2007 yılında başlayan hukuki süreçle bağlantılı olarak, 2008 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Deniz Feneri’ne karşı başlatılan soruşturma, geçen ay takipsizlikle sonuçlanmıştı...
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; 9 Nisan 2012 tarihinde verdiği kararla Türkiye Deniz Feneri Derneği’nin bütün yetkilileri hakkında takipsizlik kararı vermişti...
AMAÇ, İYİLİĞİ ÖLDÜRMEK!
“Geçmiş olsun” dememiz bu yüzdendi... Ama Akit olarak, biz, Deniz Feneri’nin, o zor günlerinde de yanındaydık, şimdi de...
Çünkü biz;
Almanya kaynaklı bu “operasyon”daki hedefin, sadece “Deniz Feneri” olmadığını, Deniz Feneri üzerinden “iyilik”leri, “yardımlaşma”yı, “dayanışma”yı, hasılı kelâm toplumu ayakta tutan “sosyal doku”yu tahrip etmek olduğuna inanıyorduk...
“Deniz Feneri söndürülmeli”ydi ki;
“Hayırsever” vatandaşlar ile “muhtaç” insanlar arasındaki “iyilik köprüsü”ne gelen olmasın!..
Daha açık ifadesiyle;
Deniz Feneri’ne düzenlenen operasyon ile “iyilik köprüsü”ne sabotaj yaptılar ve “muhtaç” insanlara yardım akışını durdurmak istediler!..
Ehh, Akit gibi gazetelere düzenlenen operasyonla da, “halkın sesini boğmak” istediler!..
Peki, başarabildiler mi?..
Kısmen!..
Dernek Başkanı Mehmet Cengiz, dünkü ziyaretimiz esnasında, herkesin ibret alması gereken şu sözleri sarfetti;
“2008 krizinden bu yana, derneğimize yapılan bağışlar maalesef yüzde 50 oranında azaldı... Bize karşı öyle bir linç kampanyası yürütüldü ki, ak sakallı hacı amcalarımız bile CHP’nin iftiraları ile medyadaki haberlerin etkisinde kalıp, bağış yapmaktan kaçındı!..”
Peki, “azalan bağışlar”la; kim, kimi cezalandırdı?..
Deniz Feneri’ne bağış yapmamakla, “dernek yönetici”leri mi cezalandırıldı, yoksa “yardıma muhtaç” insanlar mı?..
BAYKAL’A MEKTUP
Buna karar vermeden önce; gelin, olayın farklı bir boyutuna bakalım.
Meselâ, ben çok merak ediyorum;
Deniz Baykal başka olmak üzere, CHP’liler, başlarına gelen “felâket”lerde, “musibet”lerde ve birbirleriyle yaptıkları “kavga”larda, acaba, hiç “ilâhi bir sebep” arıyorlar mı?..
CHP’liler, acaba bu “belâ” ve “musibet”lerin, meselâ “Deniz Feneri Derneği” ile uğraşmalarından ve bu derneğin “yardım” ettiği; “fakir, muhtaç, dul, yetim, öksüz ve sakat”ların, “CHP’ye ettiği beddualar”dan kaynaklanmış olabileceğini hiç düşünmüşler midir acaba?..
Hatırlarsınız; dünkü ziyaretten önce de Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Cengiz ile konuşmuştuk...
Biliyorsunuz; Deniz Feneri’nin yaşadığı “yargısız infaz” ve “linç”ten sonra, çok zor günler geçiren Engin Yılmaz görevi bırakmış, yerine, 11 Temmuz 2009’da Mehmet Cengiz gelmişti...
Deniz Feneri Derneği’ni “yaşatmak” ve “çaresizlere çare” olmak için çırpınan Mehmet Cengiz; CHP’nin açtığı “linç kampanyası” öncesinde; “60 bin gönüllü” ile hizmet verdiklerini, “bağış yapan hayırsever sayısının 1 milyondan fazla” olduğunu, bu bağışları “3 milyon insana ulaştırdıklarını” söyleyip ekliyordu:
“Yardım ettiğimiz 1 milyon insanın 5 bini; dul, yetim, öksüz ve sakatlardan oluşuyordu.
Ama o malûm kampanyadan sonra, maalesef bağışçı sayımız azaldı, dolayısıyla yardım götürdüğümüz insan sayısı da düştü.
Deniz Feneri Derneği olarak geride bıraktığımız 12 hizmet yılında yüz binlerce aileye destek verdik, umut olduk. Yardım yaparken din, dil, ırk, etnik özellik farklılıklarını asla dikkate almadık. Yardım yaparken sadece ihtiyaç sahibi olma kriterini gözettik... Derneğimiz 12 yıldan bu yana sağlam bir kayıt düzeni, izlenebilirlik ve şeffaflık esasına göre çalışmaktadır. Yardım yaptığımız insanlar arasında CHP’liler de vardır...”
Mehmet Cengiz ile konuşurken; “Bütün bunları, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a ve CHP kurmaylarına anlatmadınız mı?” diye sormuştum...
“Hiç anlatmaz mıyız?” diye cevap vermişti Mehmet Cengiz...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 17 Şubat 2009’daki CHP Grup Toplantısı’nda “Deniz Feneri’ne yönelik suçlamaları” üzerine, kendisine bir mektup yazıp, demişler ki;
“Siz ve partiniz, kendinize siyasi rakipler bulmalısınız... Siz, o konuşmanızla; Deniz Feneri’ne yönelik ağır itham ve haksız suçlamalarda bulundunuz...
En önemlisi de; milletin desteğiyle milyonlarca insana, yüzbinlerce aileye yardım ulaştıran kurumu incitenler kervanına katıldınız!..”
Mektubun sonunda da, demişler ki;
“Yardımlarının azalmasına, hatta tamamen kesilmesine sebep olduğunuz gönlü kırık insanların kötü dileklerinin kapsama alanına girmenizden endişe ederiz. Altı aydan beri mahallenin yetimine sille atmakta, hatanızı görüp dönmek yerine, yanlışta ısrar etmektesiniz. Bunun büyük bir hata olduğunu yoksul ve mağdur insanlarımız adına önemle hatırlatırız.”
Dedikleri, gayet açık:
“Fakir, yoksul, yardıma muhtaç, dul, yetim, öksüz, mazlum, mağdur ve sakatların beddualarına muhatap olmanızdan endişe ederiz!”
Acaba, Baykal’ın başına gelen “felâket”lerde bu “beddua”ların rolü var mıdır?..
İMDAAT!.. NAMUSUM GİDİYOR!
Zira, Deniz Feneri Derneği’ne yapılan “bağış”ların azalmasına ve hatta “tamamen kesilmesi”ne yol açan süreçte; özellikle “dul” hanımlar çok büyük “zorluk”lar yaşadılar ve hatta aralarında, “namuslarına uzanan kirli ellere teslim” olanlar bile oldu!..
Sadece bir örnek...
Düzce’deki “deprem”de evini, eşini ve büyük oğlunu kaybedip “dul” kalan bir kadın, mecburen “kira”ya çıkmış...
“Evin kirası” ve “ihtiyaç”larını da, düzenli olarak Deniz Feneri karşılıyor.
Ne var ki;
Deniz Feneri yöneticileri, “CHP’nin kışkırtmaları” sonucu “kendi başlarının derdine” düşünce, yaptıkları diğer yardımlar gibi, o “dul hanım”a da para gönderemez olmuşlar...
Kadın, çok zor durumda...
Çünkü ev sahibi erkek kapıya dayanmış, “kira” istiyor...
Kadıncağız, Deniz Feneri’ni arayıp;
“Ne olur” demiş, “Kiramı ödeyemedim... Bizi evden çıkaracaklar!”
Deniz Feneri’ndeki arkadaşlar, “Dişini sık bacım” demişler; “Şu fırtına bir geçsin, göndeririz!”
Aradan 3-4 ay geçmiş!..
Ne var ki;
“Fırtına” geçmek yerine, daha da şiddetlenince; ne o “dul hanım”a para gönderebilmişler, ne de bir başkasına!.
Bir gün, “ev sahibi” yine dayanmış “dul hanım”ın kapısına;
“Kiralar birikti” demiş;
“Görünen o ki, Deniz Feneri de unuttu seni!.. Ama kolayı var!.. Bunu başka şekilde de ödeyebilirsin!.. Malûm ya!!!”
Kadıncağız, öfkeyle kapatmış kapıyı...
Hemen telefona sarılıp, büyük bir panikle Deniz Feneri’ni aramış...
“İmdaaat” demiş;
“Bütün umudum sizsiniz!.. Yoksa, bu adam benim namusuma göz dikmiş!.. Ne olur, yardım edin bana!”
Gerisini Mehmet Cengiz anlatmıştı;
“İnanır mısın, kasada beş kuruş yok!.. Bütün arkadaşlar, ceplerinde ne varsa koydular ortaya...
Biraz da eş-dosttan alıp, parayı gönderdik kadıncağıza!..”
Tamam, o “dul hanım” kurtuldu!..
O KADIN, KÖTÜ YOLA DÜŞTÜ!
Ya diğerleri!..
Biliyorum ki; kimi “sokak satıcıları”nın, kimi “tüpçü”nün, kimi de bir başka “ırz düşmanı”nın “tecavüz”üne uğrayıp, hayatları karardı!..
İşte İzmit’te yaşanan bir olay...
Deniz Feneri görevlileri, “kasanın tamtakır” olduğu zor günlerden çıkıp da “bağış”lar gelmeye başlayınca; ellerindeki “adres”lere bakıp, “eski muhtaçları” ziyarete başlamışlar.
Adrese göre, “dul bir kadın”ın bulunması gereken eve gidip, zilini çalmışlar.
Cevap alamayınca, etraftaki komşularına sormuşlar...
Komşuları; “Haa, o kadın mı?” demişler; “O kadın, biriken borçlarını ödeyemeyince kötü yola düştü... Biz de, mahallemizde bir fahişeyi yaşatamazdık herhalde!.. Mahallemizden kovduk onu!”
Peki, o kadının ve belki bir çok yoksul ve muhtaç kadının “fahişe” olmasında “CHP’liler”in ve “kartel medyası”nın hiç mi suçu yok?..
CHP’YE YAPILAN BEDDUALAR!
Hiç şüphe yok ki;
Bütün bu “taciz ve tecavüz”lerde, “CHP’nin yürüttüğü iftira kampanyası”nın ve kafalarda yol açtığı “fitne”nin çok büyük rolü var!..
Bugün Deniz Feneri Derneği, o “dul”lara ve “yetim, öksüz ve sakat”lara yardım gönderemiyorsa; bunun en büyük sorumlusu Deniz Baykal’dır, CHP yöneticileridir!..
Haa, Deniz Feneri’ni bu hâle getirdiler de, yıkabildiler mi?.. Deniz Feneri, geçirdiği bunca “badire”ye rağmen, “ayakta kalma” savaşını sürdürüyor.
Ama onların “yardım” ettiği insanlar, aynı direnci gösterebildiler mi?..
Elbette hayır...
Çoğu yıkıldı, bir kısmı da “iğrenç emel”lere teslim olmak zorunda kaldı!..
Ve onlar, “kendilerini batağa düşüren CHP’ye”, nefes aldıkları her an “beddua” ettiler!..
Malûm, “mazlumların ahları”, devirirmiş “padişah”ları!..
Devirdi işte!.
Deniz Baykal da devrildi,
Önder Sav da!..
Başlarına gelenlerin, “ilâhi bir ceza” olduğunu hiç düşündüler mi acaba?..
Bu, böyle bir “şaşmaz adalet” ki;
İşte gördünüz, Deniz Feneri Derneği sonunda “aklandı” ama Deniz Feneri’ni söndürmeye çalışanların burunları boktan kurtulmuyor!..
Dünkü ziyaret esnasında bazı depremzede kadınların maruz kaldıkları muameleler gözlerimin önüne geldi de, sessiz bir çığlık attım;
“Heyyy CHP’liler!.. Depremzede kadınlardan bazıları fahişe oldu, gözünüz aydın!.. Deniz Feneri’ni söndüremediniz ama, yardımlaşma duygusunu körelttiniz... Kına yakabilirsiniz!..”
Evet, dün bunları düşündüm...
Bir de, “hayırsever”lerin yaşadıkları “panik”leri... Kurtulun artık o panikten...
Unutmayın ki; hedef “Deniz Feneri” değil, sizlerin yüreğinden “merhamet” duygusunu söküp atmaktı!..
“Tezgâh” bozulduğuna göre, yeniden Deniz Feneri’ne yönelebilirsiniz...
Unutmayın ki;
“Muhtaç” insanımız çok!..
“Tehlikedeki kadınımız” da!..


Çakma Kemal’ist!
Topkapı’nın “mezbelelik” olduğu yıllarda, üstgeçitler ve yollar “seyyar satıcı”dan geçilmezdi... Bir “çorap” alıp giyseniz, eve varıncaya kadar tabanı yok olurdu... Şekline-şemaline aldanıp, bir “saat” alsanız, on dakika sonra dururdu...
Anlayacağınız, bütün mallar çakma, bütün ürünler taklit ve bütün saatler “tel maşa” idi... Yani, her şey sahte, her şey göz boyama idi...
Tayyip Bey Belediye Başkanı olduktan sonra o mezbeleliği “açık hava müzesi”ne dönüştürdü de, “taklit”lerden, “tel maşa”lardan ve “çakma”lardan, dolayısıyla “seyyar satıcı”lardan kurtulduk diye seviniyorduk ki; şimdi de Bay Kılıçdaroğlu ile başımız dertte!..
O kadar “kötü taklitçi”, o kadar “tel maşa” ki; söylediklerini “orijinal” sanıp, millete kakalıyor!..
Meselâ, Tayyip Erdoğan, sık sık; “Allah CHP gibi bir muhalefeti, Kılıçdaroğlu gibi bir genel başkanı başımızdan eksik etmesin!.. Onlar, bizim için büyük şans!” der ya!..
“Çakma Gandi” de, dün Erdoğan’ı taklit edip demiş ki;
“Önümüzde AKP gibi bir şans var... Hiçbir muhalefet partisinin önünde böyle bir şans olmaz!”
İyi, hoş da; bu şansı niye kullanamıyor CHP?..
Oyu, niye sürekli düşüşte?..
Korkarım ki; Erdoğan bir gün CHP’ye de el atarsa, orasını da “tel maşa”lardan kurtarır!..

YENİ AKİT 

YAZIYA YORUM KAT