Demokratlık mı, totaliterlik mi?

06.08.2008 05:11

E. Fuat Keyman

Adaletli ve iyi olma duyguları içinde hareket eden bir insan olmak demokrat, liberal ya da başka bir siyasi konuma taraf olmaktan ‘önce’ gelen bir konumdur

Başörtüsü sorununa çözüm tartışmalarında, tekil özgürlük anlayışını meşrulaştırmak için, özgürlüğü, çokboyutlu ve ilişkiselliği içinde savunanları eksik demokratlıkla ya da “akademik keşişlikle” suçlayan; kadına karşı şiddete karşı gelen ve bu konuda yazı yazan feministleri ve demokratları bir bütün olarak marjinallikle ve otoriterlikle suçlayan, hatta Yıldırım Türker örneğinde (E. Mahçupyan, Taraf, 18.07.08) gördüğümüz gibi, ahlak dışılıktan entelektüel kapasite eksikliğine kadar iğrenç bir tarzda saldıran; devlette çeteleşmeye, siyasete siyaset dışı müdahalelerle, hukukun siyasallaşmasına karşı çıkanları; Türkiye’nin bugünkü durumunu yorumlarken AKP’yi de eleştirdikleri için hırslı, eksik demokrat ve korkak olmakla karalamaya çalışan; bununla birlikte, sosyal güvenlik, yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik vb. sosyal adalet ve sürdürülebilir insani ekonomik kalkınma sorunlarında suskun kalan bir zihniyet demokrat olabilir mi? Bugün özellikle Etyen Mahçupyan’nın demokratlık anlayışında ortaya çıkan ve simgeleşen ve belli sayıda yazar ve düşünür tarafından körü körüne desteklenen bu düşüncenin demokrat olduğunu söyleyebilir miyiz?

Yöntemsel-siyasal totaliterlik

Bence çok açık ve koca bir “hayır”. Aşağıda açımlamaya çalışacağım, Mahçupyan’ın kendisinin demokratlık olarak adlandırdığı anlayış hem içeriği, hem tartışma tarzı hem de topluma ve onun deyişiyle, “sıradan insanlara” bakışında, “demokratlık maskesi altında hareket eden yöntemsel ve siyasal totaliterlikten” başka bir şey değildir.

Bu saptamayı temelleştirmeden önce, önemli gördüğüm şu noktaların altını çizmeliyim. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu siyasi krizin baş sorumlusu, siyasete dışarıdan müdahale eden darbeci örgütlenmeler ve bu örgütlenmeleri ulusalcılık adına destekleyen zihniyettir. Bu örgütlenmeye ve zihniyete karşı mücadele etmeliyiz. Her zaman ve her yerde vurguladığım gibi, bu mücadele özünde adaletli, iyi ve demokratik bir Türkiye ve dünya için yapılan bir mücadeledir ve demokratik sistemi ve kültürü desteklemek ve derinleştirmek de çözüm yoludur. Fakat bu mücadele içinde, benim demokrasiye “taraf olma” konumum, iki niteliği daha içeriyor. Birincisi, AKP’nin özellikle uluslararası ilişkiler ve ekonomik dinamizm, yerel kalkınma ve enerji alanlarındaki başarısını kabul etmekle birlikte, bu partinin siyaset yapma anlayışının içerdiği araçsallaştırılmış demokrasi eğiliminin ve “muhafazakâr-liberal modernleşme”ye dayalı toplum vizyonunun özellikle kadın ve emek ekseninde eleştirilmesi gerektiğini düşünüyor ve söylüyorum. Bu konum, AKP’ye kapatma davasında, demokratik hukuk devleti, parlamenter sistemin korunması ve demokrasinin derinleşmesi bağlamlarında, “kapatmaya karşı net konumumu” da engellemiyor.

İkincisi, altını çizerek söylemeliyim demokrasi yanında taraf olmam, Mahçupyan ve onun gibi düşünen ve konuşan insanların, demokrasi maskesi altındaki yöntemsel-totaliter nitelik içeren siyasi ve düşünsel konumlarını benimsemek anlamına gelmiyor. Aksine, parlamenter ve toplumsal ilişkilerde ve yaşamda derinleşmiş demokrasiden taraf olma konumunun kendisiyle bu totaliterlik arasına ciddi mesafe koyması gerektirdiğini düşünüyorum. Mahçupyan ve onun gibi düşünenlerin totaliter zihniyeti, ne Türkiye’yi siyasi krizden çıkarmaya, ne darbelere ve otoriterliğe karşı mücadelenin başarılı olmasına, ne özgürlükler alanının genişlemesine, ne başörtüsü sorunun çözümüne ne de AKP’ye karşı açılan kapatma davasında güçlü bir karşı duruşa ve parlamenter sistemi korumaya yardımcı oluyor. Aksine bu sorunların ve siyasi, toplumsal kutuplaşmaların derinleşmesine katkı veriyor.

Bunun da temel nedeni şudur: Mahçupyan’ın demokratlık anlayışı, (a) hem içerdiği mutlak doğru ve eleştirilmez yapısıyla, kendisinin çok eleştirdiği “modernist ve pozitivist siyaset anlayışının en indirgemeci bir biçimini” sergiliyor, (b) hem siyasi zihniyet olarak, totaliter Carl Schmitt zihniyetinin “dost-düşman ayrımına dayalı siyaset anlayışını” yeniden üretiyor, (c) hem de siyasal kuram içinde totaliterlik üzerine en önemli düşünürlerden biri olan Hannah Arendt’in “totaliter rejimin belki de en temel tanımı, içerdiği yüzeysel ve basitleştirici düşünce tarzı”dır saptamasının bugün Türkiye bağlamında güzel bir örneğini bize sunuyor. Şüphesiz ki üzücü olan, Mahçupyan’ın dünyaya, Türkiye’ye, kuramsal ve yöntemsel bilgiye ve farklı görüşler arası tartışmaya bakışını belirleyen bu totaliter yaklaşımını kendisinin demokratlık adı altında ortaya koymasıdır. Ama bugün, kendi demokratlık anlayışını mutlak doğru ve tutarlı olarak görürken, farklı demokratlık anlayışlarına pervasızca saldıran; tartışma ve eleştiriye dost-düşman ayrımı içinde yaklaşan; demokrasiyi, adaleti, özgürlükleri, toplumsal ve siyasal yaşamı yüzeysel ve basitleştirici bir doğruluk-yanlışlık ekseni içinde yorumlayan Mahçupyan’ın totaliter zihniyetini demokratlık içinde saklaması, kendi dostları dışında mümkün olamıyor.

Adaletli, iyi ve demokrat olmak

Mahçupyan’ın şunu hatırlaması gerekir:?Adaletli ve iyi olma duyguları içinde hareket eden bir insan olmak demokrat, liberal ya da başka bir siyasi konuma taraf olmaktan “önce” gelen bir konumdur. Adaletli ve iyi bir insan olmak, demokrat olmaktan önce gelir ve benliğin ötekiyle, doğayla ve kendisiyle olan ilişkisini belirler. Farklı olanla “ben-o karşıtlığı” içinde değil, aksine Martin Buber’in önerdiği gibi “ben-sen diyalogu temelinde bir ilişki”ye girmek ve böylece “ötekine karşı eleştirel sorumluluk ilkesiyle” benlik-öteki ilişkisini yeniden kurmak, aynı zamanda da her türlü şiddete kategorik olarak karşı çıkmak demokrat olmadan önce etik düzeyde gerçekleştirilecek ve ahlaki benlik olmayla ilgi bir girişimdir. Böyle bir yaklaşım, “başörtüsü sorunu”ndan “Kürt sorunu”na, “azınlıklar sorunu”ndan “Alevi kimlik sorunu”na ve sosyal adalet sorunlarından kadına karşı şiddet sorununa kadar geniş bir alanda hareket eden toplumsal sorunlarımıza çözüm arayışında birincil adım olmalıdır. Çünkü, etik ve ahlaki olmak, siyasetten önce gelen “birincil felsefe”dir.

Mahçupyan ve onun gibilerinin totaliter zihniyetine karşı demokrat olmak, demokrasiden taraf olmak böyle bir etik ve ahlaki benlik anlayışını gerekli kılar. Demokrat olmak, her türlü şiddete karşı çıkmayı, ötekine karşı eleştirel sorumlulukla farklılıklara yaklaşmayı, tartışmalarda “ben-sen diyaloğunu” yaşama geçirmeyi, kendisiyle vicdan muhasebesi ve özeleştiri yapmayı, kamusal alanda ve sivil toplumda aktif ve olumlu özgürlüğü yaşama geçiren vatandaş olmayı ve her şeyden önemlisi mutlak doğru düşüncesine karşı “öğrenerek değişme” düşüncesini söylem ve eylem alanında gerçekleştirmeyi gerekli kılar. Bu nedenledir ki, demokrat olmak, karalama, saldırganlık, kodlama ya da indirgeme vb. tali karşıtlıklar, siyasal kutuplaşmalar ve dost-düşman ayrımı yaratacak söylem ve eylemlere karşıdır. Toplumsal gerçekliğin çokboyutlu, çokkatmanlı, çoknedenli ve çokaktörlü yapısını toplumsal ve siyasal kutuplaşmalara ve karşıtlıklara indirgeyen totaliter yaklaşımlara karşı demokrat olmak, yüzeyselliğin ve basitleştiriciliğin gerisinde, toplumsal gerçekliği karmaşıklığı içinde anlamaya çalışır. Demokrat olmak, özgürlüklerin hepsine sahip çıkmaktır; yoksulluğa, yoksunluğa ve eşitliksizliğe karşı bir bütün olarak mücadele etmektir; parlamenter demokrasiyi her türlü otoriter yapıya ve darbeciliğe karşı savunmaktır ama aynı zamanda da, demokrasinin Meclis çoğunluğuna indirgenmesine karşı, devlet-toplum/birey ilişkilerinde derinleşmesini ve yerleşikleşmesini savunmaktır; emek-demokrasi-insani güvenlik ekseninde topluma yaklaşmaktır; farklılıklar içi ve arası birlikte yaşam olasılığını güçlendirme çabasına girmek, şiddete karşı çıkmak ve öğreten değil öğrenerek değişen bir zihniyete sahip olmaktır. Bu da, Türkiye’yi demokratik bir ülke yapmak mücadelesinde, -ki Anayasa Mahkemesi’nin “AKP’nin kapatılmaması” kararıyla birlikte, bu olasılık bir gereklilik olarak ortaya çıktı-, Mahçupyan ve onun gibilerden uzak durmayı gerekli kılıyor. 

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim