1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Demokratlık kendine yakışanı giymektir
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Demokratlık kendine yakışanı giymektir

A+A-

Son dönemlerde PKK-BDP çizgisine gözü kara eleştiriler yönelten solcular tabiri caizse bombardıman altında.

PKK kuyrukçularının, ulusal solun ve mevzuu komplekslerine zemin yapanların zırvalıklarını es geçiyorum elbette.

Bazı demokratların, PKK-BDP çizgisinin provokatif eylemleri ve milliyetçi-arkaik söylemleri karşısında tavır almamızı “liberal bir moda” olarak nitelendirmesini ise, sol sekterliğin zamansız nükseden romantizmine bağlıyorum.

Tartışmayı, dostluğumuzun yanı sıra, demokratlığının, birikiminin ve yetkinliğinin verdiği hoşgörüsüne sığınarak, Alper Görmüş’ün “Masasız barış, Öcalansız masa olmaz” isimli yazısı üzerinden sürdüreceğim.

Alper Görmüş’ün geçen salı Taraf’ta yayımlanan yazısındaki, “paralel merkez medyanın” egemen Kürt siyasal hareketine karşı iflah olmaz husumetine dair eleştirilere katılıyorum.

Ancak “eleştiriler ağırlıklı olarak hükümete yöneltilmeli” şeklindeki “makul” önermenin, son günlerde “yine” amentü haline gelmesi üzerinde biraz durulması gerektiğini düşünüyorum.

İcra makamı olan siyasal iktidarın, toplumsal meşruiyeti de oluşan, cesur adımları artık atması gerektiğine elbette ki hiçbir demokratın sözü olamaz.

Ne var ki Görmüş’ün, Kandil’in kimi zaman var olan durumu daha da vahimleştirme girişimlerine rağmen mazlum edebiyatını fütursuzca kullanarak yürüttüğü psikolojik harbi önemsiz bir ayrıntıymış gibi sunmasının da işe yarayacağını sanmıyorum.

Kaldı ki Kandil’in statükonun yanı sıra bölgedeki fiili durumun sürmesi için çaba harcayan Suriye gibi dış aktörlerle ilişkilerinin komplo teorisi boyutuna indirgenip değersizleştirilmesi büyük de bir ihmal.

Bu hata, daha çok eleştirilmesi salık verilen hükümete yapılacak önerileri ütopikleştirdiği gibi, tartışmanın günün gerçekleriyle olan bağını kopartıp, perspektifi aydınlar arası etik problemlere odaklıyor.

Örneğin Görmüş’ün Ak Parti’nin halkın demokratikleşen reflekslerine uygun adım atamadığı görüşünü desteklemek için yazdığı şu cümleye bakalım:

“Abdullah Öcalan ‘devletle üç önemli konuda mutabakata vardığını ve gelinen aşamanın şimdiye kadarki en ileri nokta olduğunu’ açıkladı... Peki, açıkladı da ne oldu?” Doğru, kamuoyu “teröristlerle müzakere yapıyorsun” deyip kazan kaldırmadı.

Peki, açıkladı da ne mi oldu?

Öcalan’ın bu beyanatının ardından PKK’nin kaçırdığı askerleri ve sağlık memurunu aramaya gidenlere pusu atıldı, 13 asker yaşamını yitirdi. Madenler basılıp iş makineleri yakıldı, işçiler kaçırıldı. Van’da bir polis sivildeyken sokak ortasında JİTEMvarî bir usulle infaz edildi. Urfa’da haraç vermeyen iki Kürt öldürüldü...

Daha sayayım mı? Haklısınız, gerek yok.

Evet, Görmüş, “dağda silahlı adamlar gezerken müzakere olmaz” bahanesinin gerçekçi olmadığı noktasında da haklı.

Hükümete usanmadan Davutoğlu’nun Esad’a yaptığı “Önce güvenlik sonra reform denemez” uyarısının Türkiye için de geçerli olduğu hatırlatılmalı.

Ama dağdakiler de çatışma çıksın diye çabaladığında bir hop çekmeli, değil mi? Uzaktan kumandalı mayınla pusu atmanın, çatışma çıksın diye taciz atışları yapmanın, adam kaçırmanın, meşru müdafaa sayılamayacağı söylenmeli.

Kandil, devletle görüşen Öcalan’ın etkisiz olduğu mesajını sözle ve eylemle verirken, niye eleştirilerimi “ağırlıklı” olarak, Habur’a, İmralı görüşmelerindeki iradeye rağmen masaya oturmaktan imtina ediyor denen hükümete yöneltmek zorundayım, doğrusu aklım almıyor.

Yine geçen salı konuyu işleyen bir başka değerli isim Gürbüz Özaltınlı yazmıştı. Hareketin savaşçı tutumunu deşifre edilip daha meşru bir zemine çekilmesi için kamuoyu baskısı yaratılmaya çalışmanın, çözümün aktörlerinden birinin meşruiyetine niçin zarar vereceğini de anlamıyorum.

Masanın başındaki bir savaşçının aman meşruiyetine halel gelmesin diye bırakalım dağınık mı kalsın, insanlar mı ölsün, hükümet ulusalcı muhalefet tarafından daha da sıkıştırılıp şahinleşsin mi?

Vallahi yazılar arşivde, isteyen açar bakar, yeri gelince hükümeti, militarizmi nasıl radikalce eleştirdiğimizi görür. Ancak simetri obsesyonundan mustarip değilim ve bu saplantının hakkaniyet diye cilalanmasına da eyvallah demem.

Çünkü sol camiada linç edilmeyi göze alıp PKK’yi ve BDP’yi eleştirmenin değil, bu hareketin günahlarını görmezden gelmenin “taraftar desteğinin konforuna teslim olmak” anlamına geldiğini ve aslında bu tavrın “organiklik” olduğunu biliyorum.

Cemaatini eleştirip çirkin ördek yavrusu muamelesi görmenin moda olup olmadığıyla ise gerçekten ilgilenmiyorum. Ben üzerime, demokratlığıma yakışanı giyiyorum o kadar.

Ha, eskinin aksine artık PKK’nin çözümün önündeki en büyük engel olduğuna dair bunca kanıt varken susmamak modaya uyuyorsa da ne ala; güzel olmak kötü bir şey değil ya.

Bence son açıklamasında “T.C. devletine yakın duranlara, iş yapanlara, araçlarını kullandıranlara, yol ve barajda yapımında çalışanlara, orman kesenlere yaptırımlarımız olacak” türünden tehditler savuran HPG’ye bile sözü olmayan PKK muhibbi organikler de “modaya” biraz uysalar fena olmayacak aslında.

İnsan içine çıkıyoruz sonuçta, değil mi?

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT