1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. ‘Demokrat’lığın sığ sularında
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Demokrat’lığın sığ sularında

A+A-

Bu yazıyı, Ergenekon davası iddianamesi henüz açıklanmadan yazdım, zira benim olaya bakışımın, iddianamenin içeriği ile fazla ilgisi yok. Bu ülkede aklı darbeye yatan, bu yönde gayret içine giren/girebilecek insanlar ve çevrelerin varlığından hiç kuşkum yok. Hatta, abartmayayım, ama neredeyse her Türkiye vatandaşının elinden gelse kendi darbesini yapma, yapmaya girişeni içten içe de olsa destekleme hevesinde olduğu gibi bir izlenimim hep olmuştur.

O halde, bir yerden başlamakta tabii ki fayda var. Bu yer, Ergenekon soruşturması ise, tüm zaaflarına rağmen, hadi onu da biraz abartılı biçimde de olsa, büyüteçle görelim. Hatta, açılan bu kapıdan demokrasi romantizmine savrulalım. Ama, bu kapı ya açıldığı yerden kapanacaksa? O durumda, bugün Ergenekon davasının ardında hizalananların demokrasi yürüyüşü devam edecek mi veya bu yolda kaç kişi kalınacak merak ediyorum.

Memlekette bunca ‘darbeci’ varken, demokratlarla, demokrasi söylemi ile uğraşmanın zamanı mı diyebilirsiniz? Evet, tam zamanı. Zira, darbeciliği sorgulamak kolay, hele de bu kadar suçüstü yakalanmışlarken. Bu noktada, diğerleri ile ‘yürünecek yol var mı ve/veya o yol nereye gider?’ sorusunu sormazsak kendimizi yaban illerde bulmamız kaçınılmaz.

Yok, ben bu davanın arkasındaki siyasi iktidarı, ‘Elinizden geliyorsa Kenan Evren’i, gelmiş geçmiş tüm darbeleri yargılayın’ diye sıkıştırmaktan yana değilim. Adamların tarih mahkemesi kurup infaz yapacak hali yok. Ama, bu dava etrafında bir büyük demokrasi yürüyüşünün kavgasını yaptığını ileri sürenler, madem büyük bir işe giriştikleri iddiasındalar, hiç değilse siyasi/düşünsel tartışma zemininde bir büyük sorgulamayı yapmak zorundalar.

Ergenekon davası çerçevesinde, derin devlet, onun istihbarat uzantıları, iç politika, dış politika bağlantıları, tüm bunların hepsi, büyük bir tablo içinde sorgulanacaksa, iş Ergenekon’la başlayıp bitmiyor. Hatta darbecilik tarihi ile de başlayıp, bitmiyor. Üstelik Ergenekon oluşumu her ne ise, başarısız olmuş, yani tasfiye olmuş bir ilişkiler ağı. Oysa, bu ülkede çok karanlık şeyler yaşandı.

Şimdilerde mevcut kavga üzerinden tarih yeniden yazılıyor, buna göre Sivas katliamı da dindarlara karşı bir komplo, benzerleri de. Bu tarih yazımcılığına göre, memlekette, demokrasinin ilerlemesi için hiçbir engel ve tereddüt yokken, birileri sürekli toplumu o veya bu yönde kışkırtarak komplo yapmış, o yüzden demokrasimiz günyüzü görmemiş. O nedenle, Ergenekon çözülürse, güneş hiç batmamak üzere doğacakmış.

Bu anlatının ne kadar açıklayıcı olduğu, ne kadar başka birçok noktayı görmemizi engelleyecek körleştirici bir projeksiyon işlevi gördüğü sorusunu sormanın da zamanı gelmedi mi? Mesela, Soğuk Savaş yıllarında yerli/yabancı istihbarat örgütlerinin, o zamanki devlet politikalarının, siyasi çevrelerin ilişkilerini, sol siyasetlere karşı provakasyonda dahil olmak üzere yürütülen kirli faaliyetleri de yeniden sorgulamak gerekmez mi? Ecevit’in 1978’de telafuz ettiği kontr-gerilla meselesi ne idi? 12 Eylül darbecileri ile mutabakat içinde çalışan, sonra tercihlerini devletten yana yaptıkları için başörtülü kızların eylemlerine ‘anarşist’ diyenler, sonra devlet politikaları ile örtüştüğü oranda ‘Bosna’ gibi sınır ötesi işlere bulaşan, Azerbaycan’da darbe yapmaya kalkışan muhafazakâr/İslamcı çevreler, belli ki o zaman bu işleri demokratik çerçevenin dışında ve karanlık bulmuyorlardı.

Geçtiğimiz hafta Siyaset Meydanı programında, Nazlı Ilıcak’ın, tartışmanın bir yerinde, yetmişli yıllarda Özel Harp Dairesi üzerinde söyledikleri bana bir kez daha tüm bunları hatırlattı. Nazlı hanım, hem bugünkü oluşumların tarihini o döneme uzatıyor, ama bir yandan da, bu yapıyı açıklarken, sanki tüm bunlar o zaman, komünizm, hatta Sovyet istilası tehlikesine karşı tedbirler olarak alınmış, sonra şirazesinden çıkmış gibi bir tablo çiziyordu. Tartışma bu yönde derinleşmediği için, tam olarak neyi kastettiği de belli olmadı. Bence şimdi tam zamanı, hesaplaşma ise hesaplaşalım, yeni sayfa açmak mümkünse açalım. Yoksa, en iyi ihtimalle demokratlığın sığ sularında tepişip durduğumuzla kalırız.

Ha, tabii bu arada, derin devletin, siyasetin karanlık yüzü olan tek ülke ve devletin burası olmadığını da bilelim. Hatta, bu tabloya, bu bilgiyi de katalım. Türkiye’de, Ergenekon davası çerçevesinde, bir büyük demokrasi mücadelesine girenlerden Yasemin Çongar, karanlık faaliyetleri dünya çapında ünlü ve tesirli, süper güç ABD’yi iyi bilen biri, belki bu konuda bize en çok o yardımcı olabilir.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT