Demokratik laiklik

18.04.2008 06:32

Adnan Küçük

Otoriter yönetimlerde, dinin zararlı bir unsur olarak tamamen birey ve toplumdan dışlanması amaçlanarak laikliğin felsefi yönüne ağırlık verilmiştir. Laiklik, merkezî bir otorite tarafınca benimsenen belli bir toplum- birey meydana getirmenin temel aracı olarak işlev görmektedir ve artık din ve vicdan hürriyeti, ne kanuni, ne de fiili olarak mevcut değildir. Temel amaç, her türlü dinî enstrümanlar birey ve toplumdan dışlanarak, hukuk kuralları ile destekli zor kullanma vasıtalarından da faydalanarak, tam seküler bir toplum vücuda getirmektir.

Türkiye'yi ziyaret eden AB Komisyonu Başkanı Barroso "demokratik laiklik"ten söz edince, birden bu kavram Türkiye'nin gündeminde güncel hale geldi. Türkiye'de mahiyeti en tartışmalı kavramlardan birisi laikliktir. Etkili bir kesim, cari laiklik anlayışına otoriter bir içerik yükleyerek onu aslanlar gibi korumaya çalışmaktadırlar. Bunlarda Anayasa'nın öngördüğü laiklik anlayışının sadece kendilerinin anladığı şekilde olduğu konusunda derin inanç bulunmaktadır. Toplumun geniş bir kesimi de, bu telakkiye muhalefet etmekte; aslında 1982 Anayasası'nın öngördüğü laikliğin, bu şekilde anlaşılamayacağını belirtmektedirler.

Burada kısaca laikliğin tarihî arka planı üzerinde durmak istiyorum. Batı'da laiklik, yaşanan çok acı tecrübelere ve belli bazı hadiselere tepki olarak, Aydınlanma çağının bir ürünü şeklinde ortaya çıkmıştır. Diğer etkenler yanında laikliğin ortaya çıkmasında en temel etken, ortaçağ karanlığını sembolize eden "engizisyon mahkemeleri" uygulamalarıdır. İlki 1184 senesinde İtalya'nın Verona şehrinde papazlar meclisi tarafından kurulan, bir ara İngiltere dışında bütün Avrupa'ya yayılan, zamanla etkinliği azalan ve en sonuncusu İspanya'da 1834 yılında kaldırılmış olan engizisyon mahkemelerinde, yargılama kapsamında, cadılar yanında, mülhid (Katolik inançlarına uymayan) olduğuna hükmedilen farklı din, mezhep ya da felsefi düşünceye sahip kişilerin, bir kısmı dinlerinden dönerek hak dine yönelmeleri sağlanmış; bir kısmı her türlü işkence akabinde en ağır cezalara mahkum edilmiş, birçok düşünür farklı düşünce ve inançlarından dolayı sürgüne maruz kalarak sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakılmış, bir kısım insanlar toplu sürgüne gönderilmiş; on binlerce kitap yakılmış; binlerce insan, farklı din, mezhep ve düşüncelerinden dolayı yakılma cezasına mahkûm edilmiştir. Avrupa'da, Katolik taassubundan kaynaklanan hoşgörüsüzlük ve baskılar, uzunca bir süre diğer din ve mezhepler için, din, vicdan, düşünce ve bilim hürriyetini tamamen yok etmiştir.

Dünyada uygulanan tek tip bir laiklik yok

Laiklik, insanların inançlarını serbestçe yaşamalarına fütursuzca müdahale edildiği, hoşgörünün sıfıra yakın bir toleransa sahip olduğu bir çağda ve coğrafyada, liberalizm ve hoşgörü temelinde, tam bir din ve vicdan hürriyeti vaadi ve hoşgörü talebi ile hoşgörüsüzlüğe karşı bir meydan okuma şeklinde ortaya çıkmıştır. Bir tepki olarak ortaya çıkan laikliğin, dini hoşgörüsüzlüğü bertaraf etmek için başvurduğu yol, "karşı hoşgörüsüzlük" değil, "hoşgörü" olmuştur. Batı'daki laiklik temelli reformlar, belli bir dine karşı değil, o çağdaki gelişmelere ve realitelere ters düşen dış kutsal kilise dogmalarına, Hz. İsa'nın yerine geçtiğini iddia eden kilisenin dini baskılarına, tahakkümüne ve bilhassa insan vicdanına, halka, bilim adamlarına ve hatta hükümdarlara bile zulmeden engizisyona karşı olmuştur. Batı'da ortaya çıkan laiklik, tek tip olmamıştır. Totaliter yönetimlerde, dinin zararlı bir unsur olarak tamamen birey ve toplumdan dışlanması amaçlanarak laikliğin felsefi yönüne ağırlık verilmiştir. Tamamen tabiatçı ve felsefî mahiyette olan; aklı ve felsefî düşünceyi tek esas kabul eden bu lâiklik anlayışında laiklik din karşıtlığı ile eşitlenmektedir. Laiklik, merkezî bir otorite tarafınca benimsenen belli bir toplum-birey meydana getirmenin temel aracı olarak işlev görmekte; hukuk kuralları bu amaca yönelik belirlenmektedir. Burada artık din ve vicdan hürriyeti, ne kanuni, ne de fiili olarak mevcut değildir. Temel amaç, her türlü dinî enstrümanlar birey ve toplumdan dışlanarak, hukuk kuralları ile destekli zor kullanma vasıtalarından da faydalanarak, tam seküler bir toplum vücuda getirmektir.

Otoriter/baskıcı yönetimlerde, din ve vicdan hürriyetinin alanını alabildiğine daraltan militan/otoriter laiklik anlayışı caridir. Bu anlayışta din ve vicdan hürriyeti şeklî olarak kabul edilmiş olmakla birlikte, bu hürriyetin alanı büyük oranda daraltılmıştır. Buradaki lâiklik anlayışında, bir zihniyet olarak, sekülerleşme temel bir politika olarak benimsenmekte; sekülerleşme bir toplumsal proje olarak kurgulanmakta, dinin harice yansımasının mümkün olduğu kadar en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. Bu, totaliter yönetimlerdeki kadar yoğun ve şiddetli olmamakla birlikte, baskıcı/otoriter kimliği önde olan militan laiklik anlayışıdır. Burada, modernleşme ve sekülerleşme projesiyle çelişen birçok dini referanslı tutum, davranış, görüş ve söylem hoş görülmemektedir. Din ve vicdan hürriyetinin sınırlanması için, bir davranışın bu proje ile çelişmesi tek başına yeterlidir. Bu hürriyet, devletin bir ihsan-ı şahanesi olarak görüldüğü için, çok kolay bir şekilde vazgeçilebilir ya da sınırlandırılabilir. Devlet, dilediği zaman bu hürriyetin alanını daraltabilir. Bu hürriyetin alanını genişletecek her bir teşebbüs, laikliğe aykırılık ya da laikliğin içinin boşaltılması olarak değerlendirilir.

Hukuk devleti ve insan hakları temelli demokratik yönetimlerde ise hoşgörü ve çoğulculuk zeminine oturan laiklik ortaya çıkmıştır. Buna demokratik laiklik de denilir. Bu yönetimlerde temel değer, din ve vicdan hürriyetinin de içinde yer aldığı insan haklarının tam bir teminata kavuşturulmasıdır. Bu anlayışta temel maksat, laiklik ve din ve vicdan hürriyeti ilişkisi kapsamında, gerek dinî, gerekse felsefî ve siyasî olsun bütün düşünce ve inançların kendi farklılıkları ile bir arada yaşamalarını güvence altına almak; birinden diğerine olabilecek baskılara mani olmaktır. Şayet etkileşim olacaksa, bunun hoşgörü ortamında ifade hürriyeti kapsamında gerçekleşmesi esastır. Yani bir kişi bir inanç ya da düşünceden diğerine geçecekse, bazı düşünce ya da inanç değerlerinin tesiri altında kalacaksa, bu, serbest fikrî tartışma ortamında gerçekleşir. Bu anlayış, dinî temelli hoşgörüsüzlük yanında, resmi ideoloji ya da tek doğru anlayışına dayanan siyasi, felsefi ve seküler temelli hoşgörüsüzlüğü de reddeder. Kısaca, bu laiklik anlayışında laiklik dinin karşıtı değil, onun teminatıdır.

Demokratik laiklik, bir yönüyle hukuk kurallarının dinî temelli olmamasını, diğer yönüyle din ve vicdan hürriyetinin sağlanmasının teminat altına alınmasını gerektirmektedir. Burada bir kuralın dinî referanslı olması ile din ve vicdan hürriyeti alanının düzenlenmesi birbirinden ayrılmaktadır. Hukuk kurallarının dinî referanslı olmaması ilkesi ile yasaklanan; "kişilere, uyulması gerekli bir dinî yükümlülüğün, herkes için uyulması zorunlu bir hukuk kuralı haline getirilmesi"dir. Bu mahiyette olmayan düzenlemelerin, dinî kaynaklı kural olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Laikliğin bir diğer yönünü de din ve vicdan hürriyeti oluşturmaktadır. Bu hürriyetin, şartları gerçekleşmesi halinde sınırlamalar yoluyla alanının daraltılması kadar, serbesti sağlama yoluyla alanının genişletilmesi de, devletin yetki alanına dâhil bulunmaktadır. Devlete, sadece din ve vicdan hürriyetinin alanını daraltma yetkisi verip, genişletme yetkisi vermemek, bu alanın genişletilmesini laikliğe aykırılık olarak değerlendirmek, bu hürriyeti, demokrasi ile çelişir bir şekilde çok dar ve daraltılmış olarak tanımak ya da hiç tanımamak anlamına gelir.

Demokratik laiklikte, din ve vicdan hürriyeti, sadece vicdan ve inanç boyutuyla değil, ibadet ve dinin diğer gereklerinin yerine getirilmesi boyutuyla bir bütünlük içinde teminat altına alınır. İfade hürriyetinin düşünce hürriyetinden soyutlayarak aşırı derecede kısıtlanması durumunda bu hürriyetin özü nasıl yok olursa; din ve inanç hürriyetinin ibadet ve dinî ifade hürriyetinden soyutlayarak bunun aşırı derecede sınırlandırılması durumunda da bu hürriyet ortadan kalkmış olur. Nasıl hindi gibi düşünmek düşünce hürriyeti için yeterli değilse, inancı salt vicdanlarda hür kılmak da din ve inanç hürriyeti için yeterli değildir. Laiklik, din ve vicdan hürriyetini, bu bütünlük içinde teminat altına alır. Dinî söylem ve ibadetler, şiddet ve baskıyı, başkalarına hakaret ve tecavüzü içermiyorsa, kamu düzeni ve güvenliği zarar görmüyorsa, laikliğe aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle kısıtlanamaz.

Yargının ihtiyacı olarak demokratik laiklik

Demokratik laikliğin temel kavramı hoşgörü ve diyalogdur. Hoşgörü, farklı ve birbiriyle uyuşmayan düşünce, inanç ve pratiklerin bir aradalığına hizmet eden bir kavramdır. Burada hoşgörü, yanlış ya da iğrenç bile görülse, başkalarının düşünce ve inançlarına saygılı olmayı lüzumlu kılar. Herkes kendi doğrularının sahibidir; bunlardan dolayı kınanıp suçlanamaz, sorgulanıp yargılanamaz, haklarından mahrum bırakılamaz. Diyalog ise, hoşgörü ortamında din, düşünce ve ifade hürriyetini lüzumlu kılar. Kişiler, inanç ve felsefi temelli düşünce ve kanaatlerini ifade kapsamında paylaşarak karşılıklı etkileşim içinde yer alırlar. Hoşgörü ve diyalog, demokratik laikliğin iki anahtar kavramlarıdır.

Demokratik laiklik anlayışında siyasi iktidar, belli bir ideolojinin katı uygulayıcısı değildir; bunu gerçekleştirmek için yönetilenlere yönelik zorlamalarda bulunamaz. Bu anlayışta laiklik, modernleşme ve sekülerleşme kapsamında dayatmacı anlayışı yansıtan bir toplumsal proje öngörmez. Bunların toplumsal bir olgu olarak gerçekleşmesi beklenir ya da arzu edilir; ama bu, bir dayatma vasıtasına dönüşmez. Peki anayasal hükümlerle birlikte düşünüldüğünde bizdeki laiklik anlayışının nasıl anlaşılması gerekir? "Değiştirilmesinin teklif edilmesinin bile men edildiği" ve Anayasa'nın temel felsefesini yansıtan 2. maddesine baktığımızda laiklik, demokratik nitelemesi ile birlikte kullanılmaktadır. Bu maddeye göre, "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik bir hukuk devletidir". Şimdi burada laiklik, hem "demokratik"lik, hem de "hukuk devleti" kavramları ile nitelenmektedir. Bu niteleme, laikliği demokratik hukuk devleti zeminine oturtmaktadır. Belirleyici temel unsur demokrasi ve hukuk devletidir. Biz buna "anayasal demokrasi" demekteyiz. Anayasa'da öngörülen laiklik, otoriter laiklik anlayışından farklıdır.

Gerek siyasi partilerin yasaklanması, gerek başörtüsü yasağının kaldırılması gerekse sair konularda, AB'ye uyum isteniyorsa, çağdaş anayasal demokrasilerin ülkemizde de yerleşmesi arzu ediliyorsa, Barroso'nun vurguladığı ve Anayasa'mızın da öngördüğü demokratik laikliğin ülkemizde, özellikle yüksek yargı organlarınca da benimsenmesi gerekmektedir. Aksi halde laiklik, demokrasi zemininden kayarak otoriterleşecek, çağdaş demokratik yönetim anlayışından uzaklaşmış olacağız. Bu, aslında Anayasa'mızın öngördüğü laiklik anlayışından uzaklaşmak anlamına da gelmektedir.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim