Demokrat yargı

28.08.2010 22:34

Ferhat Kentel

Düzene biat edebilmemiz yani “ikna olmamız” için gereken imajın cilaları dökülmeye başladı. Bu cilanın dökülmesinde (AKP’nin çabaları, AKP’ye ve düzenle sorunu olan BDP ya da çeşitli sol partilere karşı bizzat yargının “hukuk dışı” manevraları gibi) kimin ya da neyin en çok payının olduğunu tartışmak bu yazının boyutlarını aşar, ancak toplumun artık değişmekte olması ve hareket eden ve mücadele içinde değişen toplumun yenilenen bir devlet ve yargıyı dayatıyor olması bunda en temel rolü oynuyor. En basit ifadesiyle yeni topluma yeni bir devlet organizasyonu ve yeni bir yargı gerekir; eski söylemi, eskinin içinden çıkan yeni bir söylem yıkmaya başlamıştır. Yani “tarafsızlık” imajı arkasında kendini saklayabilen “gerçek iktidarın” hiç de tarafsız olmadığı, yargının ise kaybetmekte olan bir eski rejimin “ideolojik payandası” ve basbayağı “siyasi” olduğu açığa çıkmıştır.

Bu durumda, yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkiyi yeniden düşünebiliriz. Eğer yargının görevi yasama ve yürütmeyi denetlemek, bu iki kuvvetin demokrasiden ayrılmasını engellemek ise, dengeyi yeniden üç taraflı düşünüp, yasama ve yürütmenin görevi de yargıyı denetlemek ve onun “demokrasi” sınırları içinde kalmasını sağlamaktır.

Aslında yargının “siyasi” olduğunu öğrenmemiz önemli bir kazançtır. Bu “siyasilik”, varolan düzene “göre”dir. Düzen egemenlik ilişkilerini zorla ve otoriter ilişkiler içinde tesis edip korumaya çalışıyorsa, yargısı da bu düzene uygundur. Eğer egemenlik ilişkileri daha müzakereci, toplumsal aktörleri muhatap alan bir yapıdaysa, yargısı da benzer şekilde demokratik bir yapı üzerine kuruludur.

Nasıl yasama organının (Meclis’in) tek bir elde toplanmasına karşı çıkıyorsak, toplumun farklı seslerinin yansıyacağı bir kurum olmasını istiyorsak, nasıl yürütmenin (hükümetin) diktatoryal bir yapı haline gelmesini, anti-demokratik yasalar çıkarmasını istemiyorsak ve bunların yargı organıyla birlikte birbirlerinden hem ayrı hem de karşılıklı denetleyebilen kapasitede olmasını istiyorsak, yargının da tek bir kastın eline geçmiş bir “iktidar” olmasını istemiyoruz.

Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can’dan referansla şunu da ekleyebiliriz: Şimdiye kadar “siyasi iktidarı” gözümüzde sloganlaşmış ezberlerimizde “hükümet” olarak tahayyül ettik. Oysa “gerçek siyasi iktidar” (Türkiye’de Marksist teoriyle iştigal eden ve “sol” olarak varlık gösteren bazı grupların egemenlik aygıtı olarak devleti unutup, laikçi damarlarından hareketle, muhalefetlerini AKP “hükümetine” karşı seferber etseler de) devlettir ve yargının esas olarak denetlemesi gereken yapı da genel olarak devlettir. Yargının bunu yapabilmesi için de devlet yedeğindeki bürokratik seçkinci kastın kırılması gerekir. Evet, yargı “siyasi”dir ve kuşkusuz, eğer devlet ve yargı arasında bir ilişki varsa, böyle mutlak bir denetleme hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ancak gene devlet ile yasama ve yürütme organları arasında da ilişki olmasına rağmen, toplumun yani vatandaşların yasama ve yürütme organlarını etkileyebilme kapasitesi olduğunu kabul ediyorsak, aynı toplumun yargı üzerinde de etkisinin olması gerektiğini pekâlâ kabul edebiliriz. Gene kuşkusuz bu denetleme, yasama ve yürütmede olduğu gibi oy marifetiyle değil; bugün kendi aralarında kısa paslaşmalarla varolan “hukukçular” (yargıçlar) yerine, bizzat bu toplumun hukukçuları vasıtasıyla olacaktır. HSYK’nın yapısının değişmesi, yüksek yargı organlarının seçiminin daha geniş yargıç kadrolarına yaygınlaştırılması yargının “demokratlaşması” yönünde hayati bir ilk adımdır. Başka bir deyişle, bu adım sayesinde “yasama, yürütme ve yargı” arasındaki ilişkiyi “demokrat yasama, demokrat yürütme ve demokrat yargı” arasındaki ilişki olarak yeniden düşünebilecek durumdayız...

Bu anayasa reformunun attığı en önemli adım yargının ve dolayısıyla devletin biz “aşağıdaki fanilere” doğru iniyor olması ve gene biz bireylerin yani vatandaşların şimdiye kadar “dokunulmazlık ve tarafsızlık” zırhı arkasına saklanmış olan kastın dünyasına, yukarılardaki Olimpos’a doğru çıkıyor olmamızdır.

Tabii ki biz sıradan vatandaşlar “yargıç” değiliz; ama bizim taleplerimiz var. Ve bizim taleplerimizi duyan ve Kenan Evren’i ve onun gibileri yargılayacak, darbelere “bu demokrasiyi bozar” deme cesareti gösterecek yargıçlara ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu anayasa paketinin 12 Eylül’le doğrudan alakası var... En azından, Ferhat Sarıkayalar, Sacit Kayasular Evren hakkında dava açtıkları zaman meslekten ömür boyu men edilmeyecekleri için alakası var...


ferhatkentel@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim