1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Demokrat kesilen kaplan
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrat kesilen kaplan

A+A-

Haydi hep birlikte Amerikan filmlerindeki terapi grupları modunda seslenelim: Teşekkürler Aytaç Yalman. Meğersem demokrasimizi size borçluymuşuz.

Darbe planlarındaki rumuzu “Kaplan” olan bu komutan Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’yı televizyonda izlemiş sonra da çok bozulup aramış.

Bozulduğu şeye aslında belki de sevinmeliyiz. Okuyalım:

“Aytaç Yalman telefonu aldı, ‘Sana sitem etmek için arıyorum’ dedi ve ekledi: ‘Biraz önce seni NTV’de izledim. Hilmi Özkök için darbeyi önleyen kişi ifadesini kullandın. Aytaç Yalman’ın rolü ne, diye soruldu. Hiçbir şey söylemedin, geçiştirdin. Diyebilirdin ki; iddianameye göre darbeyi önleyen kişi, Aytaç Yalman’dır. Bunu söylemen yeterliydi. Tek bir cümle... Bilmem, Türk Ordusu tek kişi değildir. Tek Genelkurmay Başkanı da değildir. Ucuz kahramanlık kimseye yakışmaz. Türk Ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa’nın kaç tane tankı tüfeği vardı.’”

Demokrasi için birbirini kıskanan paşalar. Hayal bile değildi ki gerçek oldu.

Ama keşke “bir vurdum, darbeciler çil yavrusu gibi dağıldı” avcı hikâyelerinize bir de inanabilsek.

Aslında komutan haklı. Gerçekten de iddianamede “Darbenin gerçekleşmemesinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç YALMAN’ın rolü olduğu, hatta bu durum ile ilgili olarak şüpheli Çetin DOĞAN’ın kendisine ağır ithamlarda bulunduğu” diye cümle iki kez geçiyor.

Kendisine bağlı 1. Ordu’da iki gün darbe toplantısını engelleyemeyen komutanın darbeyi engellemiş olması küçük çaplı bir mucize tabii. O seminerin zorunlu okuma parçası olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın durum raporlarındaki siyasi analizler bile yeterdi aslında Aytaç Yalman’ın da demokrasiyi kurtardığı silah arkadaşlarıyla yargılanmasına.

Memleket adliyesinin güç dengeleri hesap kitapçılığına akıl sır ermez.

Ama anlaşılan 2003’ün mart ayında bir bahar çarpması şeklinde tezahür etmiş bu ani demokratlık sonbaharda yapraklarını dökmüş.

Özden Örnek Günlükleri’nden okuyalım:

“3 Aralık 2003- Genelkurmay Başkanlığı’nda Yüksek Askeri Şura hazırlık toplantısı.

Aytaç Yalman: Söylenecekler söylendi. Kendimi suçlu hissediyorum (Genelkurmay Başkanı bu söz üzerine ‘neden kendini yalnız sorumlu hissediyorsun’ diye sordu) 1. Yalnız kendim değil, siz de benim kadar sorumlusunuz. Buradaki diğer arkadaşların sorumluluğu bizden sonra gelir. Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz.”

Darbeden iyidir tabi muhtıra. Ama galiba bu iki iyiliği onu demokrasi kahramanı yapmaya yetmez.

Haksızlık olmasın diye Örnek Günlükleri’nden lehte şu örneği de verelim:

“3 Şubat 2004- Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki takdimin sonunda, Hava Kuvvetleri Komutanı (İbrahim Fırtına) ve Jandarma Genel Komutanı (Şener Eruygur) ’Hemen 10 Mart’ta ihtilâl yapalım’ diye bastırmışlar. Kara Kuvvetleri Komutanı (Aytaç Yalman) onları frenlemiş; zamanın uygun olmadığını, beklememizi salık vermiş.”

Yalman, 10 Mart 2004 darbesini “Daha zamanı gelmedi” diye engellediği için bizden bir teşekkür beklemiyor değil mi?

Aytaç Yalman’ın kurtardığını söylediği demokrasi hakkındaki görüşlerine de bir bakalım. Bu kez Mustafa Balbay Günlükleri’ndeyiz. Tarih 8 Kasım 2002. AK Parti’nin seçim zaferinden sadece beş gün sonra.

8 Kasım saat 10.15 KKK Aytaç YALMAN’IN makamında görüşme. Bugün yayınlanacak bildiriyi okudu. 10 Kasım nedeniyle ilk kez, Atatürk’e rahat uyu ve bize güven... diye bitiyor bildiri bana da bazı ekler yaptırdı. (Tabii bunlar de Balbay’ın gazetecilik faaliyetleri. YO) Sonra yazılmamak üzere söyledikleri:

Bu seçim sonuçlarına millet iradesi diyemiyorum. Bu ümmet iradesi. Demek ki biz daha ulus olamadık. Bu onun yansıması. Üniter devleti kurup halkı uluslaştırmak o kadar kolay değil. Aydınlanma hareketini tam olarak tamamlayamadık.”

Anlaşılan Aytaç Yalman, sonunda kişisel aydınlanma hareketini tamamlamış.

Ama darbe yapmadığı, yapacakları “henüz zamanı değil” diye uyardığı, “darbe çok sert muhtıra verelim” dediği için bizden bir teşekkür bekliyorsa, bu aydınlanma hareketi ateşin bulunması düzeyinde kalmış olabilir.

Ama yine de bir gün bir demokrasi müzesi olursa Hilmi Özkök’ün sefertasıyla birlikte, “hayır o değil esas darbeyi ben engelledim” diyen Aytaç Yalman’ın sözleri de bir yerlere asılmalı.

Fena mı, bir zamanlar hükümete karşı şahinlikte yarışan komutanlar şimdi demokrasiyi kurtarmakta yarışıyor, ne diyelim hayırda yarışınız.

yildirayogur@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT