1. YAZARLAR

  2. Hasan Celal Güzel

  3. Demokrasiyi sıfırlayan hukuk rezaleti
Hasan Celal Güzel

Hasan Celal Güzel

Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrasiyi sıfırlayan hukuk rezaleti

A+A-

Türkiye'de demokrasi artık rayına oturuyor derken, bir de arkamıza dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz. Bu güzel ülkede on yılda bir darbe yapılırdı; artık hukuk eliyle demokrasiye müdahale ediliyor. Askerî darbelerdeki tankların, silahların yerini artık savcılar, hâkimler almaya başladı.

AK Parti, daha 7 ay önce 22 Temmuz Seçimleri'nde, seçmen sayısının yarısına yakın kısmının oyunu alarak yüzde 47 ile 340 milletvekili çıkardı ve tek başına iktidara geldi. Lâkin, jüristokratik egemenliğini açıkça ilân eden jakoben oligarşi, peşin ideolojik ve siyasî hükümleriyle zorbalığını devam ettirmeye çalışıyor.

AK Parti hakkında kapatılma dâvâsı açılması, sadece Türk hukuk ve siyaset tarihinin değil, dünya tarihinin de en utanç verici olaylarından biridir. Daha önce de Refah Partisi ve Fazilet Partisi hakkında kapatılma dâvâsı açılmış; gene aynı gerekçeyle, yani laikliğe karşı fiillerin odaklaştığı iddiasıyla bu siyasî partiler haksız şekilde kapatılmışlardı. Ancak, bu defa durum tamamen farklıdır. Bir defa, bu partilerin kapatıldığı sırada Türkiye'de 28 Şubat Darbe süreci sözkonusuydu.

İkinci olarak, bu partiler TBMM'de çoğunluğa sahip değillerdi ve RP döneminde bir koalisyon yönetimi vardı. Nihayet, Anayasa'nın siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili 69. maddesinde henüz 2001 değişiklikleri yapılmamıştı.

* * *

Yargıtay C. Başsavcısı 'nın AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili iddianamesini esefle, bazen de kahkahalar atarak okuyorum. Laikliğe aykırı fiiller olarak gösterilenlerin tamamı saçma sapan, incir çekirdeğini doldurmayan, gülünç iddialardan ibaret. İçinde neler yok ki... Mayo reklâmlarının kaldırılması, içki yasağı (tamamen gerçek dışıdır), laikliği tartışmaya açma, Nazi Almanyası, Mussolini benzetmesi vs. vs... Bütün bu sözde fiillerden sadece bir tekinin bile hukukîliği, bilimselliği, tutarlılığı, ciddîliği gösterilemez.

Tabiî bütün bu sıralananlar lâfü güzaftan öteye geçmiyor. Sonunda dilin altındaki bakla ise 'türban yasağının kaldırılması' olarak ortaya çıkıyor. Aslında gerçek sebep, oligarşik bürokrasinin bir inatlaşma hâline getirdiği başörtüsü meselesi olarak görülüyor. Nitekim, RP ile FP de aynı sebepten kapatılmışlardı.

Açıkçası, oligarşik azınlık, hukuku kullanarak şu mesajı veriyor: Oyların yarısını değil, isterseniz tamamını alınız, buna aldırmayız. Biz millî iradeyi, millet egemenliği filan takmayız. Anayasa'yı değiştirirseniz Anayasa Mahkemesi var; idarî tasarrufta bulunursanız Danıştay var; daha da ileri giderseniz üniversiteyi sokağa dökeriz; bununla da olmazsa darbe için askeri tahrik ederiz. Nitekim, CHP lideri Baykal'ın, 'Oyların yüzde 90'ını da alsanız farketmez' lâfı, bu gerçeği yansıtmıyor mu?...

* * *

RP lideri Erbakan, kapatma dâvâsı karşısında sessiz kalarak boynunu uzatıp beklemişti. Partisinin kapatılacağına bir türlü inanmak istemedi. Hattâ kapatılma kararından bir hafta önce AYM Başkanı'na iltifatlar dolusu bir mektup bile gönderdi. Neticeyi biliyorsunuz...

Türkiye'de, ne yazık ki tuz kokmuştur. İnsanların Allah'tan sonra sığınacağı yargı sistemi iflâs etmiştir. Adalet terazisi, artık tamamen çarpıtılmıştır. Geçen sene meşhur 367 dâvâsının sonucu için gazeteler '9-2 Sezer galip' diye manşetler atmışlardı. Anayasa Mahkemesi üyelerinden 9'unu Sezer'in (aslında birini de Demirel atamıştı), 2'sini Özal'ın atadığını; bu yüzden 367 skandalının, bir futbol maçı skoru gibi 9-2 sonuçlanacağını söylüyorlardı. Hiç kimse dâvânın hukukî tarafına ağırlık vermemişti. Tahminler aynen gerçekleşti ve 367 kararı bir kara leke olarak hukuk tarihimize geçti.

CHP'nin başörtüsü konusundaki Anayasa tadilleri için açtığı dâvâ ise, Anayasa'nın 148. maddesindeki açık hükümlere rağmen esastan görüşülmek üzere gündeme alındı. AYM, yetki gaspında bulunarak yapılan değişiklikleri iptal ederse, doğrusu bu neticeye hiç şaşmayız.

* * *

Bu arada AK Partili yetkililere de bir çift lâfımız var. 2003 yılında, AYM'nin ittifakla yaptığı teklife göre, AYM üyelerinin bir kısmının TBMM tarafından seçilmesi isteniyordu. Bu teklif, ne yazık ki TBMM'de uyutuldu. Diğer taraftan, Siyasî Partiler Kanunu ve Anayasa'daki siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili antidemokratik hükümlerin -çeşitli ikazlarımıza rağmen- değiştirilmeden devam ettirilmesi, ihmal kelimesiyle izah edilemeyecek bir gaflettir.

* * *

Şimdi ne yapılmalıdır? Önce, AYM, bu gayrı hukukî, peşin hükümlerle dolu dâvâyı reddetmelidir. Lâkin, AYM'nin bugünkü yapısıyla bunu pek mümkün görmüyoruz.

AK Parti, aynı tehdit altında bulunan MHP ile bir araya gelerek Siyasî Partiler Kanunu'nu ve Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerini derhal değiştirmelidir. Bu da AYM'den dönerse, AYM'nin terekküp tarzı ve yetkileri değiştirilmeli, ayrıca erken seçime gidilmesi düşünülmelidir.

Radikal Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT