1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Demokrasiye reddiyem...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrasiye reddiyem...

A+A-

Demokrasi, körün fil tarifine benzeyen her biri diğerinden şahane edebi şerhleriyle süslü bir yönetim iksiri… Ne çare kafam basmıyor…

Sanılmasın ki alıp veremediğim cumhuriyet ile, hayır, demokrasiyle…

Kapital, demokrasi diyor. Muhafazakarların peşinden koştukları, cumhuriyetçilerin ‘yoktan var etmişiz bir kez, vaz geçmeyiz’ diyerek yeni gelin misali yapışıp bırakmadıkları ve YAŞ toplantılarında yargısız infaz ile uğruna nice günahsızların kanına girilmeler, hep demokrasi için…

TÜSİAD’ın demirbaşlarından Mustafa Koç’un ‘IMF’den gelecek olan 40-50 milyar dolarık para çuvalını bonkörlük ederek elimizin tersiyle geriye çevirişimize hayıflanışı da, demokrasi için…

Bursa’ın Mustafakemalpaşa’sını maden mezarlığı haline getirişimizin de amacı tektir ve o da demokrasi…

Demokrasi, herkese bir şeyler vermesine veriyor da, sıra bana geldiğinde nekesliği tutuyor… Yılbaşından itibaren özel hastanelere gidersem eğer, ödeyeceğim muayene ve tedavi ücretleri biraz daha artacak…

Eşya/fiyat dengesini, mikdar aleyhine bozacak nazenin de yine demokrasi…

Son günlerde değindiğimiz ‘sermayenin gayrimüslimlerden gasp yoluyla Müslümanlara transferi’ masalında gerçeğin, bu transferle Müslümanlar değil Türk’lerin şifayap olduklarını söylemiştik…

IMF, ekonomisi dara düşen ülkelere borç verdiğinde amacı, onun uluslararası ticaretine devamını sağlayarak ülkesinde istikrarını garantilemek. IMF, bir anlamda uluslararası Hilal-ı Ahmer…

Bu örtülü ücretsiz dayılık hizmeti, bizim argo dilimizde çok kullanılan, ‘karı koca arasında bedavacılığın olmazlığına’ benzetilir…

Amerika Türkiye’ye askeri malzeme yardımı yaptığı gibi ayrıca IMF dayılığından başka acil ihtiyaç duyduğu askeri malzemeleri satın alması için kredi de sağlıyor (du)…

Araç, gereç ve silahımız Amerikan menşeli olduğundan, verilen bu bağlı kredinin Amerika pazarında kullanılması gerekiyordu…

ABD yönetimi bu özel maksat kredilerin faizini birkaç puan yükseltince Atlantik ötesi sendikaları kazan kaldırdılar…

Hayret bi’şi… Faiz kazığı bize girecek iken, ne oluyordu da, ‘Türkleri daha fazla kazıklamayın’ diyerek kendi yönetimine kafa tutmaya kalkışıyorlardı…

Türkiye’ye verilen kredinin faizi bir parmak dahi olsun yükseldiğinde, Türklerin Amerika pazarında harcayacağı net para mikdarı azalacaktı. Bu da, oradan satın alınacak malzeme mikdarını düşürecekti. Son tahlildeyse satın alınacak malzeme mikdarındaki azalma, o malzemeleri üreten imalat sanayinde de azalan mikdar nisbetince istihdamında daralmaya yol açardı…

El oğlunun sendikacısı, nasıl da korumacı ulusalcılık yapıyor, ilginç değil mi…

Her önüne gelen ağız ve yazan kalemin Erbakan’a köpekler misali tahkir ve tezyifle saldırırken gericilikle örtülü gerekçenin altında, Hoca’nın NATO içinde yolunu bulan bu dostluğa karşı çıkışı yer alır… Alır amma, kanlı mı kansız mı masalıyla da, Erbakan’ın vatan sevgisinin üzerine gayet şeytanca tasarlanmış bir şal atılır…

O da demokrasiyi yaşatmak için…

IMF de, Türkiye’ye borç verdiğinde, karşılığını almadan vermez… İyi de Mustafa Koç, niye hayıflanır IMF’den gelmesi arzulanan 40-50 milyar doların elimizin tersiyle geriye çevrilişine…

Veren el alan ele dayatır… IMF kredileri de bağlı kredidir. Kongre’nin askeri kredilerin kullanım şartlarını dayatması gibi, kriz açıcı krediler de, dağıtım şemasıyla birlikte gönderilir…

Şemanın nirengi noktalarında sağlık politikasında kümes ördeği konumunda yer alan halk değil, egemenliğin fiili sahibi bankalar ve büyük sermaye birimleri yer alır…

Hükümetler milleti borçlandırsın, büyük kapital sahibi egemenler de bu paraları ‘babalarının ak sütü’ misali tepe tepe kullansın… Vadesi tamam olduğunda da, milletin yoksuluna, kamu hizmeti niteliğindeki sağlık ve eğitim yardımlarını bedeli mukabili piyasadan satın aldırılarak, ödettirilsin…

IMF kredisinin elimizin tersiyle geri çevrilmesinden aşırı derecede üzülen kapital için istikrar sağlayıcı tek unsur, demokrasi olduğu gibi, Tuzla’yı ve maden ocaklarını mezarlığa dönüştüren güç de demokrasinin reddedilmezliğidir…

Demokrasi, mülkiyeti hiçbir gerekçeyle dahi olsun, her türlü servet düşmanlığına karşı dokunulmaz kıldığı için, hatta Atatürkçülüğün de tek koruyucu zırhını oluşturduğu için, kutsalların en güzelidir…

Amma kim ne derse desin, demokrasiyi benim kafam basmıyor…

Haydar Baş Hocamıza…

Manevi çeperinizdeki ekranlarda ‘erkek hapı, ağrı hapı, şişmanlık hapı’ ve benzeri hap reklamlarından geçilemiyor… Hele hele o erkeklik hapının uzun uzun boylu postlu, kanlı canlı tariflerine gelince, benim eski deli doluluğum aklıma geliyor…

Ulan diyorum ‘Biz Müslümanların kafalarımızdan başka bir meselemiz yok mu acaba’…

Valla hocam o doktorların hap tariflerine çıkması, diğer taraftan da kadın bezinde kanatlı kanatsız muhabbeti, gel de kafayı yeme… Utanarak da olsa, hoşgörünüze sığınarak, ilgilerinize arz ederim…

Kulaklarını büküverin biraz…

Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT