1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "Demokrasi Tartışmasına Nasıl Yaklaşmalıyız?"
"Demokrasi Tartışmasına Nasıl Yaklaşmalıyız?"

"Demokrasi Tartışmasına Nasıl Yaklaşmalıyız?"

Özgür-Der Ümraniye şubesinin düzenlediği etkinlikte İslami hareketlerin muhalefet ve demokrasi kavramlarına nasıl yaklaşması gerektiği konusu tartışıldı.

A+A-

Özgür-Der Ümraniye şubesi Bağlarbaşı Kültür ve Kongre Merkezinde Yılmaz Çakır, Necmettin Irmak ve Rıdvan Kaya’nın konuşmacı olarak katıldıkları "İslami Hareketler: Demokrasi ve Muhalefet" konulu bir etkinlik düzenledi. Yılmaz Çakır'ın yönettiği oturumda, Necmettin Irmak demokrasi ve din ilişkisini ele aldı. Muhalefet kavramının günümüz Türkiyesinde 'her şeye, her durumda' karşı çıkmaya dönüştüğünü, bu nedenle salt iktidara karşı çıkmak için muhalif olmanın yanlış olacağını söyledi. İslami mücadeleye bütüncül bakılması gerektiğini söyleyen Irmak, Peygamber ve nebevi örnekliklerin asıl rehber olması gerektiğini belirtti. Irmak, Hazreti İbrahimin, kafirlere karşı "Sizin taptıklarınızdan beriyiz, sizinle bizim aramızda ebedi bir düşmanlık başlamıştır, ta ki Allahın birliği teyit edilene kadar" diyerek koyduğu tavrın evrensel bir tevhidi duruş ve kararlılık noktası olduğunun altını çizdi.

Irmak, konuşmasında İslami hedeflere ulaşırken, tedriciliğe dikkat çekti ve toplumda yaşanan fesat ve kötülüklere karşı sessiz ve duyarsız kalmakla, "akidenin düzeltilemeyeceğini" bu nedenle müdahil omak anlamında bir  tebliğ görevinin ertelenemez olduğunu söyledi. Fıtrat bozulursa akideyi düzeltmek zordur. "Doğruyu emretmek- kötülükten alıkoymak, elle, dille, kalple de olsa şarttır", diyen Irmak, İslamın bu yönüyle 'ıslah dini' olduğunu söyledi. Uyarıcı olmanın ufuklarının, İslam öncesi haniflerin cahiliye toplumuna itirazlarından ibaret olmayacak kadar geniş kapsamlı olduğunu ve bu yönüyle ıslah faaliyetlerinin dönüştürücü bir işlev görmek durumunda olduğunu kaydetti.

Demokrasi tartışmalarına değinen Necmettin Irmak, siyasal partilerin dönüştürücü İslam projesini taşımaya yetmeyeceğine işaret ederken, müslümanların yeri gelirse, sivil itaatsizlik ve sivil toplum enstrümanlarını da kullanabileceklerini söyledi. Müslümanların mücadelelerinde 'legal-illegal' ölçüler yerine, sadece meşruiyet ölçüleriyle hareket etme durumunda olduklarını ve müslüman coğrafyada farklı ve zenginlikler taşıyan çabalarını anlama konusunda maslahat esaslı ve diyalog zeminini ortadan kaldırmayacak bir anlayış geliştirmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Yılmaz Çakır da muhalif olmanın kendi başına bir kimlik ve tutum olmaktan ziyade Müslümanlar açısından bilinçli, sistemli bir karşı çıkış manasına geldiğini ve özünde bir tez içermeyen karşı çıkışların anlamsızlığını vurguladı. Yine bu çerçevede İslam’ın insanlara dinamik bir çerçeve sunduğunu, temel ölçülerle çelişen anlayış ve pratikleri net bir biçimde tasfiye ederken, farklı tecrübeleri tümüyle dışlamayıp temel ilkelerle bağdaştırma zemini mevcutsa alıp İslam’ın malı, değeri haline getirdiğini söyledi. İslam tarihinden verdiği örneklerle İslam toplumunun gelişimi ve ihtiyaçlarının çoğalmasına bağlı olarak farklı kurum ve pratikleri bünyesine kattığına ilişkin örnekler verdi. Bununla birlikte bunu yaparken asli ölçüleri ve temel değerleri koruyan, onları esas alan bir zeminden hareket ettiğini vurguladı. 


Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya ise demokrasi tanımının en temelde hükümranlığın kaynağını beşere vermesi hasebiyle, İslam dışı olduğunu ancak geniş müslüman coğrafyalarda pek çok siyasal tecrübe yaşandığını, bu bağlamda yükselen açık toplum, özgürlük taleplerini göz önünde bulundurmadan demokrasi konusunda kategori (toptancı) reddiyelerin yanlış anlamaları besleyeceğini ve fayda sağlamayacağını söyledi.

Kaya, demokrasinin batı sistemi içinde kilise ve feodaliteye karşı insan hakları ve halkın seçim gücünü öne çıkarmasını özünde bir kazanım olarak gördüğünü söyledi. Kaya, bu tespiti yaptıktan sonra İslami açıdan insana tapınmayı esas alan demokrasinin diğer beşeri sistemler gibi eleştirilmesi ve reddedilmesi gerektiğini ve günümüzde küresel güçlerin demokrasi fikrini zorla da olsa "öteki" toplumlara dikte ettirmesinin, üstelik de son derece tutarsız ve samimiyetsiz bir işleyişe sahip emperyal bir proje olduğunu söyledi.

Demokrasinin felsefi temellerini irdelediği bölümde ise Özgür-Der Başkanı Kaya, "Muhalefete alan açma, bireylerin kendilerini ifade ve örgütlenme hakkı ve azınlığın çoğunluk olabilme potansiyeline açıklık" gibi demokrasi tanımlarının olduğunu anlattı. Bununla birlikte siyasal bilim teorisyenlerinin bu tür tanımlarının soyut kaldığını, demokrasi tecrübesinin ancak pratik zeminde sergilediği yaklaşımlar ile değerlendirilebileceğini söyledi. Kaya, batı toplumlarının her türlü sapkınlığı içselleştirirken, 15 yaşındaki genç kızın başörtüsüne tahammül edememesini örnek göstererek, demokrasinin somut çelişki ve kısıtlarına eleştiride bulundu. Kaya, demokrasi konusunda tavır alırken, bu kültür ve değerler sisteminin müslüman kimliğe uyup uymamasının önemli olduğunu belirtirken, demokrasinin bu açık çelişkilere göz kapayarak idealize edilemeyeceğini kaydetti.

Rıdvan Kaya, sözü, Islam dünyasının önde gelen alimlerinin demokrasi yaklaşımlarına getirerek, tarihsel bir analiz yaptı. Mevdudinin, Hindistan ve Pakistanın ayrılmasına tekabül eden 1947 yılından önce, demokrasi karşıtı bir tutum sergilerken, bölünmeden sonra demokrasiyi araç olarak meşru gören bir siyasete evrilmesini örnek gösterdi. Mevdudi’nin, Pakistan’da Eyup Han diktasına karşı, Fatıma Cinnah'ın adaylığını desteklerken, demokratik yolla bir siyasal maslahat gözetmesini anlattı.

Kaya, İslami düşünce yelpazesinde, Müslüman Kardeşler önderi Mustafa Sıbai'nin 'İslam Sosyalizmi' kitabıyla, sosyalizmin revaçta olduğu İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda, sosyalizmin popularitesine karşı, 'İslamda sosyal eşitlik zaten var' diyerek bir mesaj verdiğini, aynı dönemde bu temayülün Seyyid Kutup'un İslam'da Sosyal Adalet kitabında da görüldüğünü anlattı. Sosyalizme muadil olarak bugün demokrasi teriminin müslümanlar arasında güncel olarak tartışılmasının bu çerçevede anlaşılabileceğine değinen Kaya, demokrasi ve benzeri modalaşan akım ve kavramların İslami öncüler ve hareketler arasında revaç bulmasının anlaşılabilir olmakla birlikte yanlış olduğunu, İslami ilke ve değerlerle bağdaşmayan ideolojik kavram yada sistemlerin içselleştirilmesi yaklaşımının şirke açılan kapı mahiyeti taşıdığını vurguladı. Ve İslam’ın bir başka dünyaya ait kavram ve anlayışların gölgesine ihtiyacı olmadığını, aynı şekilde müslümanların kimliklerini ibraz ederken Müslüman sıfatının önüne arkasına birtakım ekler koymasının açık bir sapma olduğunu söyledi.

HABER: EYÜP TOGAN

umraniye-20141221-01.jpg

umraniye-20141221-02.jpg

umraniye-20141221-03.jpg

umraniye-20141221-00.jpg

HABERE YORUM KAT

4 Yorum