Değişim meselesi ve CHP

08.11.2010 14:59

Orhan Miroğlu

Kemalizm ve Baasçılık birbirine çok benziyor. Her iki ideoloji de 20. yy. milliyetçiliğinin ürünüdür.

Baaçılık bir başka adıyla Arap ‘Sol’ Milliyetçiliği, altın yıllarını Mısır lideri Cemal Abdulnasır zamanında yaşadı.

O dönemde Mısır ve Suriye’nin birleşmesi bile söz konusu oldu.

Sonra Nasır’ın İsrail’le savaşta aldığı askerî yenilgiler, bir ulusal lider olarak itibarını bir hayli sarstı.

Bu sarsıntı, Arap milliyetçiliğinin ve Basçılığın da sorgulanmasına yol açtı.

‘Sol’ fikirlerden etkilenme, ordunun ulus inşa sürecinde üstlendiği role bağlılık, askerî darbeleri onaylamak, bir ara yol olarak ‘kapitalist olmayan yoldan kalkınma’ ve üçüncü dünyacılık tezleriyle malul bir fikrî yapı hem Baasçılığın hem Kemalizm’in fikrî altyapısını oluşturur..

Ortadoğu’da Baasçılar bir ulus-devlet kurmayı başaramadılar tabii. Başaramadıkları gibi, başlangıçta varlık nedenleri olan Arap milliyetçiliğinden de uzaklaştılar. Irak ve Suriye’de iktidarı ele geçirdikten sonra, patrimonial diktatörlüklere, yani bir avuç azınlığın çıkarına hizmet eden diktatörlüklere dönüştüler.

Bu uzun ve hüzünlü bir hikâye, ama derslerle dolu da bir hikâye. Bu hikâyenin hazin bir sonla bitmesi, Türkiye’deki Kemalistleri de çok üzdü. Saddam’a Araplardan daha fazla ağladı Kemalistler. Diktatörü, emperyalistlerin elinden kurtaramadıkları için doğrusu çok üzüldüler.

Şimdi Suriye Baas’ı bu elim sondan kendini kurtarmaya çalışıyor, ama yüz binlerce Kürt’e hâlâ vatandaşlık hakkı bile vermeyen ve siyasi muhaliflerini şiddetle susturan bir yönetim, mukadder sondan kendisini kurtarabilecek mi, değişebilecek mi zayıf bir ihtimal.

Kemalistler Arap Milliyetçiliğine göre aslında tarihsel önemi olan bir şey başardılar ve bir ulus-devlet kurdular. Bu ulus-devlet kurulamasaydı, onun yerine Anadolu’da, Kuzey Mezopotamya’yı da kapsayacak bir halklar federasyonu kurulabilir miydi, tartışmak mümkün, ama bunun yerine kurulan ulus-devletin, hem Anadolu’nun hem de Kuzey Mezopotamya’nın çanına ot tıkadığı bir gerçek..

Tıpkı Baasçılık gibi, bugün Kemalizm hiçbir şekilde ulusu temsil etmiyor.

Kemalizm’in statükoyu savunmaktan başka bir şeye yaramayan kurumsal yapıları, çatırdıyor, dağılıyor ve savunulamaz hale geliyor.

Kemalizm’in yarattığı kurumlar da ideolojinin kendisi de 21. yüzyılın değerleriyle ve halkın talepleriyle çatışıp duruyor. Bu çatışma aslında çok partili sistemden bu yana var. Kemalizm darbelerle ayakta kaldı. 1980’li yıllarda da Kürt sorununda şiddet dönemine girilince ömrü bir otuz yıl daha uzadı. Kürt sorununda bu durumun ilelebet devam etmeyeceği biliniyordu tabii.

1923 yıllarına geri dönmeyi amaçlayan Ergenekon darbe planları bunun için hazırlandı. Yeni-İttihatçılar ve Kemalistler arasında, ulusal bir ittifak söz konusuydu.

Ergenekon kalkışması, Kemalizm ve İttihatçılık arasında aşılmaz duvarlar olmadığını gösterdiği gibi, bu ikisiyle sol arasında da aşılmaz duvarlar olmadığını göstermesi bakımından dikkate değer bir kalkışmadır.

Darbe başarılamayınca bu ekibin yüzü yeniden CHP’ye döndü. CHP’yle uğraşıp duruyorlar.

Türkiye Kürt sorununda da AB meselesinde de geriye dönemeyeceği bir yerde duruyor

CHP’nin bu iki temel meselede durduğu yer ise Türkiye’nin durduğu yerden epey uzaklardadır.

Öcalan’la müzakereye geçilmiş, CHP’de hâlâ raporun yazılması bekleniyor. Kürtleri Lozan’ın öngördüğü azınlık haklarını kullanmaya layık bir halk olarak görmeyen genel sekreteri var artık CHP’nin. Ve Süheyl Batum’un da katkısı alınacak muhtemelen..

Ama CHP’den bu raporun çıkması için, korkuların aşılması lazım.

CHP’ye oy verenler o kadar çok korkutuldu ki, şimdi Kılıçdaroğlu, sizi boşuna korkutmuşlar, bu kadar korkuya gerek yok dese kimse inanmaz. Hatta Kılıçdaroğlu’yu altı oktan sapma içinde olmakla suçlarlar.

Bu yüzden de, Kılıçdaroğlu’nun kendisi dahi hâlâ bu korkular üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor.

“CHP’de bir korku imparatorluğu vardı, onu yıktık, şimdi de Türkiye’deki korku imparatorluğunu yıkacağız” diyor ve korkmaya, korkutmaya devam ediyor.

Bu mu değişim?

Sonra, 21. yüzyılda Atatürkçülük ve özgürlük kavramları birbiriyle nasıl bağdaşacak merak ediyorum doğrusu. Eğer ‘yeni yönetim’ Atatürk’ün CHP’sini yani 1923’lü yılları ve sonrasını özgürlük dönemi olarak anlıyorsa, CHP ve değişimi konuşmanın fazla bir yararı yok.

Kılıçdaroğlu, Sav ve ekibinin, Baykal’ı devirip kendisini partinin başına getirmek için sahneye koydukları planı hiç sorgulamadı.

“Beni neden genel başkan yapmak istiyorsunuz” diyemedi. Bugün karşı karşıya geldiği grubun isteklerine harfiyen uydu.

Sorgulasaydı, kuşkusuz partinin genel başkanı olamazdı. Sav ve ekibi muhtemelen başka bir genel başkan bulurlardı. Ama Kılıçdaroğlu’ya güven bugün daha fazla olurdu.

CHP’nin yaşadığı yönetim krizi ve siyasi itibarsızlık hali, Kürt siyasetinde, CHP’ye hak etmediği ölçüde misyon yükleyen ve neredeyse CHP olmazsa Kürt sorununda herhangi bir adımın atılamayacağına inanan kesimleri de hayal kırıklığına uğrattı.

Türk ulusal kimliğini, Kürt kimliğinin inkârı üzerinden kuran bir parti olarak; değişime dair hakikaten bir niyet varsa, CHP işe, Kürt sorunundan başlamak zorunda diye düşünüyorum.

Bu sorun aslında CHP için bir turnusol kâğıdı gibidir. Kürtler dağdayken vaziyet idare edilebiliyordu. Dağda kalmaları için de az gayret gösterilmedi.

Ama Kürtler dağdan inmeye çalışıyor bugün ve yeni bir yurttaşlık hakkı talep ediyorlar.

Bu yurttaşlık hakkı CHP’nin Kemalist paradigmasına yüzde yüz ters.

Bu meselede imtihanı geçmeden ne CHP seçmeni değişir, ne CHP bürokrasisi.

Beklenen ‘Kürt Raporu’nun yazılması anlaşılan biraz zaman alacak.

Ama bu arada, acaba diyorum, Sayın Kılıçdaroğlu Kürt Federe Bölgesi’ni bir heyetle ziyaret etse, bunun CHP’nin tarihsel korkularının yıkılmasına ve bu partide değişimin başlamasına faydası olur mu? Bence olur. Hele bir de Birêz Mesût Barzani’yle bir fotoğraf karesinde yer alırsa Kılıçdaroğlu, çok şık olur.

Böyle bir şey, inanın CHP için tarihe meydan okumaktan farksızdır.

Dünyadaki ve Ortadoğu’daki değişime varım demektir bu.

Kemalizm’in inkâr ettiği bir halk, bugün neyi başarmış, nasıl yaşamak istiyor bunu yerinde görmenin, bence yazılmayı bekleyen rapora da, CHP’nin bir türlü yenemediği tarihsel korkularını yenmesine de faydası olur.

Hadi bakalım arşın Kılıçdaroğlu’nun elindeyse Hewlêr de orada!..

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim