Değişen Anayasa, Değiştirilemeyen İlkeler!

11.06.2012 06:22
Değişen Anayasa, Değiştirilemeyen İlkeler!
Resmi ideolojiyi koruma ve kollamaya endekslenmiş kurumların siyaset ve toplumu tasallut altında tutmasına karşı çıkarken onları harekete Atatürkçülüğe/Kemalizme söz söylememek en azından tutarsızlıktır.

Kenan ALPAY’ın yeni Anayasa tartışmaları üzerine yorumu:

Anayasanın ‘Ne’si Yeni Olmalı?

12 Eylül 2010’da gerçekleştirilen anayasa referandumun üzerinden geçen zaman arttıkça ‘yeni anayasa’ konusunda beslenen ümitler azalmakta. Peki, Meclis’in mevcut tablosuyla yeni bir anayasa üzerinde uzlaşma sağlayabilmesinin önündeki en önemli engel nedir? Doğal olarak bu ülkede yaşayan insanlar olarak engel(ler) ve çözüm yolları üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Askeri vesayetin korku salma ve bürokratik oligarşinin direnç gösterme gücü eskisine oranla epeyce zayıfladığı halde, anlaşılan o ki yeni anayasa yazımının/yapımının önünde bazı engeller var. Siyasi beceriksizlik mi, ideolojik kamplaşma mı yoksa halkın yeni anayasa meselesine çok fazla ihtiyaç hissetmemesi mi bu atalet halinde belirleyici oluyor?

Belki hepsinin belki de birinin diğerlerine oranla daha fazla belirleyiciliği vardır. Ancak ‘eski’ anayasanın temel ilkelerinin ‘yeni’ anayasada ne olacağı ile ilgili açık ve net sözler söylenmeden bir adım olsun ileriye doğru adım atabilmek mümkün değildir.

Değişen Anayasa, Değiştirilemeyen İlkeler!

Yeni Anayasa-Yeni Türkiye tartışmaları içerisinde devleti ve anayasayı Atatürkçülük/Kemalizm ipoteğinden kurtarmayı teklif eden bir girişim var mı? Yoksa eğer Yeni Anayasa-Yeni Türkiye söylemlerinin gerçekliği de geçerliliği de söz konusu olamayacaktır. Bir taraftan askeri vesayetten, darbe ve muhtıralar düzeninden, bürokratik iktidar sınıflarının halka tahakkümünden vs. bahsedip diğer taraftan bütün bunları teşvik eden ve meşruiyet kazandıran resmi ideolojiyi dokunulmaz kılanlar kervanına katılacaksınız. İşte bu onulmaz bir derin çelişki olacaktır.

Toplum yeni bir anayasa istiyor ama siyaset bu konuda ne kadar hazırlıklı ve donanımlı acaba? Halen statüko tarafından inşa edilmiş asırlık psikolojik bariyerleri aşmakta haddinden fazla tutuk davranan siyasi partilerin öncülük iddiasında bulunmaları çok da doğru değildir. Çünkü bu durum siyaseti, toplumun arkasına düşürür.

Toplumun birbirinden farklı kesimleri için temel hakları ve özgürlükleri gasp eden 12 Eylül anayasasının en müşkül misyonu istisnasız bütün topluma resmi ideoloji dayatması değil midir? Resmi ideolojiyi koruma ve kollamaya endekslenmiş kurumların siyaset ve toplumu tasallut altında tutmasına karşı çıkarken onları harekete geçiren ve meşruiyet kazandıran muharrik unsura yani Atatürkçülüğe/Kemalizme söz söylememek en azından tutarsızlıktır. Darbecilerle, anayasalarıyla, icraatlarıyla hesaplaşmanın yarım kalmaması için bu sürecin ideolojik-moral değerlere de uzanması kesinlikle bir zarurettir.

Yazının Devamı… 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim