1. HABERLER

  2. HABER

  3. Davutoğlu, Meclis'te Suriye Hakkında Konuştu
Davutoğlu, Mecliste Suriye Hakkında Konuştu

Davutoğlu, Meclis'te Suriye Hakkında Konuştu

Ahmet Davutoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda, Suriye'de yaşanan son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

A+A-

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TBMM Genel Kurulunu Suriye'de yaşananlar konusunda bilgilendirdi.

Dikta Rejimleriyle Kucaklaşanlar Anlayamaz!

Davutoğlu’nun konuşması sırasında ve sonrasında TBMM’de tartışmalar yaşandı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ''Türkiye olarak bundan sonra da Ortadoğu'da değişim dalgasını yöneteceğiz. Bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz. Ortadoğu'da kardeş halklarla kucaklaşmak yerine dikta rejimleriyle kucaklaşanların yeni anlayışı anlamaları mümkün değil'' dedi.

"Daha ortada Arap uyanışı yokken Suriye'yi uyarmıştık" diyen Davutoğlu, "Esad kentleri açık hapishanelere çevirmeye başlayınca, kentleri toplu cezalandırma yoluna gidince ve camileri bombalayınca biz de Suriye rejimine karşı tavrımızı açıkça ortaya koymaya başladık" dedi.

Meşruiyetini halkın iradesinden alamayan rejimlerin sonunun geldiğini belirten Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye'de demokrasi talebinin sokaklardan geldiğini vurguladı.

Halkların Yanında Yer Alacağız

"Yaşananları komplolarla izah etmeye çalışmak bölge halkına hakarettir" diyen Davutoğlu, "Biz azınlık iktidarlarının değil, kendi geleceğini tayin etmeye çalışan halkların yanındayız. Bizim için bu bölgede etnik, dini ve mezheplere dayalı köken tehdit değil, zenginliktir" şeklinde konuştu.

Davutoğlu, "Türkiye'nin sandık talep eden Suriyelilerin yanında yer alması taktir edilecek bir davranıştır. Harekete geçmek için daha kaç bin insanın hapse girmesi ve ölmesi gerekiyordu. Zulümden kaçıp bize sığınanlara "evinize dönün" basiretsizliğini göstermeyeceğiz" şeklinde konuştu.

GERİLİM YAŞANDI

Muhalif vekil: Sayın Dışişleri Bakanı 'acizlik' olarak hakaret etti. Buna yanıt vermek istiyorum. Vekilim ve aciz değilim.

Sadık Yakut: 15'er dakika konuşma yapacaksınız. Grubunuz çıkacak, 15 dakika söz vereceğim. Grup adına siz çıkın. Henüz gruplar söz istemedi.

MHP'li Vural: Muhalefetle ilgili değil. Grupla ilgili değil. Vekille ilgili. Millete hakaret etmesine izin veremezsiniz.

CHP'Lİ OSMAN KORUTÜRK: DIŞ POLİTİKA YERE BASMIYOR

"Kavgacı üslubu yadırgasam da Davutoğlu'na bilgilendirme için teşekkür ediyorum. Burada söyleyeceklerimizi de can kulağıyla dinlemesini tavsiye ediyorum. Sayın bakanın izahatın hiçbir noktasını tatminkâr bulmadığımı üzüntüyle belirtmek istiyorum. Sayın Bakan 'vicdandan, Suriye halkının olumsuzluklarından söz etti. Peki Sudan halkı olumsuzluk yaşamıyor mu? Türkiye Suriye konusunda önerdiği politikalarla uluslararası camiada yalnızlığa itilmiştir. Türkiye, ortada göç olgusu yokken Suriyeli göçmenlere kapının açık olduğunu söylemiştir. Türkiye, Suriye'ye karşı bir askeri harekât olgusu istediği yönünde bir algı oluşturmuştur. Hükümetin son bir kaç yıldır uygulamakta olduğu ayağı yere basmayan dış politikası, çizgisine güvenilen bir ülke konumundan komşularının içişlerine karışan, savaş kışkırtıcılığı yapan, güvenilmez bir ülke haline getirmiştir."

‘DÜŞMANLIK DEĞİL, KARDEŞLİK’

AK Parti adına konuşan Ömer Çelik ise şu ifadeleri kullandı:

“Beşar Esad babasından kalan miras gibi silaha sarılmıştır. Suriye politikamızda ısrarlıyız. Suriye’de silahlar durmamıştır. Her türlü bedeli göze alır; Suriye halkıyla ekmeğimizi de suyumuzu da paylaşırız. El Kaide militanlarının Esad rejimine karşı mücadele ettiği sadece Türkiye’de söylenmektedir. Batılı güçler Esad’ın gitmesini istemiyorlar. Ortadoğu’yu kimse dışarıdan dizayn etmiyor. ‘Önce kamplar yapıldı sonra Suriyeliler getirildi’ iddiası yalandır. Suriye’yle düşmanlık değil, Suriye halkına kardeşlik yapıyoruz. Fakir komşu değil, zengin komşu istiyoruz. Komşularımız da biz de güçlü olacağız.” 


AYRINTILAR:

Davutoğlu: Ortadoğu'da değişim dalgasını yöneteceğiz

Davutoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye'nin Suriye politikası konusunda Hükümet adına gündemdışı söz aldı. Türkiye'nin Ortadoğu ve Suriye politikası hakkında bilgi veren Davutoğlu, şunları söyledi:

''Tarihin akışında, doğru safta, inandığımız insanlık değerleri adına özgürlük, adalet ve hakkın yanında ulusal çıkarlar açısından ise doğru yerde durduğumuz açısından bir an bile tereddüt duymadık, duymayacağız. Bu tutumumuzu da kararlılıkla sürdüreceğiz.

Suriye olayları konusunda insanlık vicdanının sesi, AK Parti iktidarındaki Türkiye'dir. Bu ses her türlü siyasi hesabın üzerinde bir erdemdir. Bu ses, insanlık anlayışımızın, tarih yorumumuzun ve gelecek tasavvurumuzun gereğidir. Bu ses, zorlu süreçte, gür şekilde çıkmaya, Suriye halkının yanında olmaya devam edecektir.

Türkiye olarak bundan sonra da Ortadoğu'da değişim dalgasını yöneteceğiz. Bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz. Bütün Ortadoğu toplumlarında Türkiye sadece dost ve kardeş bir ülke olarak değil, geleceği belirleme fikrine sahip yeni bir fikrin, yeni bir bölgesel düzenin öncüsü bir ülke olarak görülmektedir. Burada biz bu misyonun gereğini yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bizi eleştirenlere kısa bir tavsiyede bulunmak istiyorum; gidin Kahire'nin, Trablus'un, Beyrut'un, sokaklarına çıkın. Tunus'un, Kudüs'ün sokaklarına çıkın. 'Türkiye'nin Suriye politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sorun. Daha siz sormadan, size sarılacaklar Türkiye'nin takip ettiği onurlu politika dolayısıyla takdirlerini ifade edecekler. Ama Ortadoğu'da kardeş halklarla kucaklaşmak yerine dikta rejimleriyle kucaklaşanların yeni anlayışı anlamaları mümkün değil. Biz hem insanlığın ve bölge halkının vicdanı olmaya devam edeceğiz hem de ulusal çıkarlarımızı korumaya devam edeceğiz. Çünkü zihnimizde nasıl yeni bir Türkiye iddiası varsa, yeni bir Ortadoğu iddiası da var. Yeni Ortadoğu iddiasının temelinde de etnik, mezhep farklarına dayalı değil, kardeşliğe dayalı yeni bir barış düzeni var. Bu barış düzeni kurulana kadar çalışacağız. Kim ne derse desin bu barış düzeninin öncüsü de sözcüsü de Türkiye olacaktır.''

Davutoğlu'nun Genel Kurul'da gündemdışı konuşmasından sonra TBMM İçtüzüğü gereği parti gruplarına söz hakkı doğdu için görüşme açıldı.

***

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye'de yaşanan olayları değerlendirirken,''Bugün Suriye'nin içinde bulunduğu durumunun, yaşanmakta olan insanlık dramının müsebbibi de faili de Suriye'deki rejiminin bizzat kendisidir. Meydanlara inen halka kurşun sıkan, masum insanlara karşı tank, top, tüfek kullanan totaliter Baasçı zihniyettir'' dedi.

Davutoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda gündemdışı söz alarak, Hükümetin Suriye politikası hakkında bilgi verdi.

Bölgedeki gelişmelerin ve Suriye konusunun bir yıldan uzun süredir dış politikanın öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldığına dikkati çeken Davutoğlu, ''Tarihin akışının hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. İçerisinden geçtiğimiz bu dönemin belirleyicisi, Ortadoğu'da yaşanmakta olan kökeninde toplumsal hareketlerin yer aldığı kapsamlı uyanış ve siyasi dönüşüm sürecidir'' diye konuştu.

Suriye'de yaşananların bu kapsamlı dönüşümün bir parçası olduğunu ve boşlukta cereyan etmediğini ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Statükonun duvarlarının yıkıldığı bu sürecin sonunda bu bölgedeki devlet, iktidar anlayışında ve beşeri coğrafyada köklü değişiklikler yaşanması, yeni bir barış düzeninin kurulması kaçınılmaz hale gelmiştir. Geniş halk kitleleri kendilerini yönetenlerle aralarındaki ilişkinin meşruiyet temelinde sürmesi ve rejimlerin halkın iradesini dayanması için seslerin yükseltmişlerdir ve yükseltmeye devam etmektedirler. Bölgede bir yılı aşkın süredir yaşananlar, bu coğrafyada yönetimlerle halklar arasındaki ilişkinin ancak ve ancak meşruiyet zemininde yürüyeceğini göstermiştir. Meşruiyetini halkın iradesine değil sahip olduğu kaba kuvvete dayandıran iktidarların sonunun geldiği ortaya çıkmıştır.

Tarihin akışı bellidir. Özgürlük, adalet ve eşitlik arayışının ikamesi yoktur. Kendi halkının bu arayışına cevap veremeyen rejimler er ya da geç ya değişecek ya da yıkılacaktır. En önemlisi de bu talep,doğrudan sokaktaki insandan gelmektedir. Yaşananları dışarıdan empoze edilen planlarla, komplolarla izah etmeye çalışmak her şeyden önce onurlu bölge insanına hakarettir, haksızlık olur. Onlara, 'siz kendi iradenizle bu süreci başlatmadınız, yürütemediniz' demek anlamına gelir.''

Ortadoğu coğrafyasında ''statüko'' adına, hürriyet, adalet ve çoğulculuğun feda edildiğini vurgulayan Davutoğlu, azınlık diktalarının hatalarının faturasının, bir diğerinin ötekini hasım gördüğü etnik ve mezhep temeli bir siyaset anlayışı olarak bugün vücut bulduğunu söyledi. Davutoğlu, ''Bu anlayışın, jeopolitik çıkar ve güç dengesine dayalı bir politika ile birleşmesi durumunda, Ortadoğu'da bugüne kadar gördüklerimizden çok daha vahim ve bölgenin geleceğini tehlikeye sokacak çatışma ve kaos döneminin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır'' diye konuştu.

''Böyle bir senaryoda herhangi bir ülkenin mezhebin veya toplumun kazançlı çıkması imkan ve ihtimal dahilinde değildir'' ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bölgedeki olağanüstü değişim sürecinde izlediğimiz politikanın ana hedefi, bu tablonun gerçekleşmesini önlemektir. Biz azınlık diktalarının değil, kendi geleceğine sahip çıkmak isteyen halkların yanındayız. Bu coğrafyada hakkı kuvvete feda eden ve çıkarlarını bütün değerlerinin önüne koyan bir anlayışa karşıyız. Kan bağına, ırka ve dine dayalı her türlü kutuplaşmayı, etnik ve mezhep temelli siyaseti peşinen reddediyoruz. Bizim için bu coğrafyada etnik ve mezhep farklılıkları zenginliktir. Zira biz evrensel ve demokratik değerler üzerinde bir siyaset anlayışını savunuyoruz. Bölgemizdeki sorunları çatışma yoluyla çözmeye çalışan her türlü yaklaşımı da toptan reddediyoruz. Adalete, hak, akıl ve mantık eksenli evrensel değerleri temel alan bir felsefeyle hareket ediyor, bu coğrafyanın geleceğine sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Bizim tek optiğimiz insanlıktır. Biz dini, etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun insanlara baktığımızda karşımızda sadece yaratılmışların en şereflisi olan insanı, dostlarımızı, kardeşlerimizi görürüz.''

Davutoğlu, Suriye'de bugüne kadar izlenen politikanın anlaşılması için bu temel yaklaşımlarının bilinmesi gerektiğini söyledi.

-''AK Parti'nin şiarıdır''-

Davutoğlu, ''Bugün Suriye'nin içinde bulunduğu durumunun, yaşanmakta olan insanlık dramının müsebbibi de faili de Suriye'deki rejiminin bizzat kendisidir. Meydanlara inen halka kurşun sıkan, masum insanlara karşı tank, top, tüfek kullanan totaliter Baasçı zihniyettir'' dedi.

Suriye'deki durumun her şeyden önce bir insanlık meselesi olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ''Katledilen bir masumun hakkını aramak, zulme karşı gür bir sesle, 'yeter, dur' demek, insanlık vicdanı ve inandığımız değerlerin gereğidir. Zulme karşı haykırmak AK Parti'nin ve AK Parti iktidarının şiarıdır ve her yerde şiar olmaya devam edecektir'' diye konuştu.

Suriye'deki gelişmelerin özünde bir barış ve güvenlik meselesi olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:

''Kendi halkıyla savaşan Suriye rejimi bölgesel istikrar, barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit halini almıştır. Suriye'de halkın taleplerini dikkate almayan statükonun devamı tüm bölgeyi kuşatacak bir kaos ve çatışma ortamı oluşturacaktır.

Temel amacımız, insanlık vicdanı ve evrensel değerler ile ulusal çıkarlarımız arasında optimum dengeye dayalı politikamızı sürdürmektir. Zira biz ulusal çıkarımızı inandığımız değerlerle birlikte tamamlıyoruz. Ne ulusal çıkarlarımız adına insani, vicdani değerlerimizden fedakarlık ederiz ne de bu değerlerle ulusal çıkarlımızı çelişkili görürüz. Bu değerleri ne kadar savunursak, ulusal çıkarlarımızı da o kadar maksimize ederiz. İkinci hedefimiz, Türkiye'nin etrafından bir barış, istikrar ve refah kuşağı oluşturmaktır. Suriye'de şiddetin durması ve mezhepsel bölünmeleri körükleyecek bir kaosun ve iç savaşın engellenmesi için çalışıyoruz. Suriye halkının temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, dini, mezhebi ve etnik kökeni ne olursa olsun tüm Suriye vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu tam demokratik sisteme geçilmesi talebini destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Suriye'de barış ve istikrar, Baas rejimiyle değil ancak meşruiyetini halktan alan yapıyla tesis edilebilir. Bu hedef doğrultusunda Suriye'deki sorunun çözümü için bugüne kadar hiçbir ülke bizim kadar samimi ve yoğun bir çaba sarfetmemiştir.

Suriye'deki bu insanlık dramının yaşanmaması için altını kaldırıp bakmadığımız hiçbir taş, başvurmadığımız hiçbir diplomatik yöntem, aramadığımız hiçbir çare kalmamıştır. Elimizden gelen her çabayı gösterdik.''

-''Tavrımızı net koyduk''

Haksızlığa ve izolasyona maruz kaldıkları zor günlerinde Türkiye'nin bu ülkenin yanında olduğunu belirten Davutoğlu, Suriye Devlet Başkanı Esed'e, ülkesinin barış ve istikrarının korunması adına her türlü tavsiye, ikazda bulunduklarını söyledi. Davutoğlu, ''Daha ortada Arap uyanışının hiçbir işareti yokken ikili ilişkilerimizin en iyi olduğu dönemlerde biz Suriye yönetimine reform yapmanın elzem olduğunu defalarca anlattık, telkinlerde bulunduk. Sayın Başbakanımız, dostane bir şekilde bunları kendisine izah etti'' şeklinde konuştu.

Yoğun diplomasi çalışmalarını geçen yılın Ağustos ayına kadar devam ettirdiklerini anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:

''Sayın Başbakanımız, bu süreç zarfında Esad ile yüz yüze görüştü. Dört kez çok samimi ve çok uzun telefon görüşmeleri yaptı. Ben Şam'a gittim, heyetler gönderdik her alanda. Barışçıl çözüm için atılması gereken adımları saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca konuştuk. Ancak, Esed yönetimi reform yapmak yerine gözyaşı ve zulüm üzerinden iktidarını sürdürmeye çalıştı. Camileri bombaladığını, şehirlere karşı toplu cezalandırma yöntemlerine giriştiğini, insan katliamına devam ettiğini ve ülkeyi adeta açık hava hapishanesine çevirdiğini gördüğümüz andan itibaren tavrımızı net olarak koyduk. Bize yakışan da bu net tavırdı.''

***

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''AK Parti Hükümeti, geleneksel bekle gör politikası, büyük güçlerin peşinden sürüklenmek ve başkalarının gündeminin dublörü olmak devrini kapatmıştır'' dedi.

Davutoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye'nin Suriye politikası konusunda Hükümet adına gündemdışı söz aldı.

Suriye halkının yanında net tavırlarını ortaya koyduklarını ve onların taleplerinin yanında yer aldıklarını belirten Davutoğlu, bu gerçekleri göz ardı eden bazı çevrelerin, ''Bir sabah uyandık ve Suriye ile düşman olduk'' dediklerini belirtti. ''Kendinizi kandırabilirsiniz ama hiç kimseyi inandıramazsınız'' diyen Davutoğlu, geçen yıldan bugüne kadar Suriye'de yaşanan olayları ve iktidarın izlediği politikayı gün gün takip edenlerin bu gerçekleri bildiklerini ifade etti.

Suriye'deki gelişmelerin uluslararası alanda ele alınmasını sağlamak için yoğun çaba sarf ettiklerini anlatan Davutoğlu, ancak bölgesel girişimler ve BM Güvenlik Konseyi'nden bu konuda bir sonuç alınamadığını söyledi. Bu süre içinde binlerce Suriyeli'nin hayatını kaybettiğini, on binlercesinin yaralandığını ve tutuklandığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Bütün bunlara rağmen her türlü bölgesel ve uluslararası çabalarımız devam etti. Suriye'deki durumun uluslararası gündeme alınmasını sağladık. Küresel vicdanın sesi olan BM Genel Kurulu'nda 137 ülke Suriye yönetiminin zulmünü kınayan bir kararı kabul etti. Uluslararası vicdanın sesi olarak Suriye Halkı Dostları Grubu kuruldu. Bu grubun ikinci toplantısını, 83 ülkenin katılımıyla İstanbul'da düzenledik. 83 ülkeyi tek bir amaç çerçevesinde Suriye halkının taleplerine destek olmak hedefiyle İstanbul'da toplayabilen Türkiye'nin, nasıl Suriye konusunda yalnız kalmakla suçlanabiliyor olduğunu anlamak mümkün değil. İstanbul'a gelen bu 83 ülke herhalde 'Esed rejimini kalsın' diye toplanmadı. Suriye Ulusal Konseyi içinde ve dışında yer alan muhalif grupları İstanbul'da bir araya getirdik. Tüm muhalif kesimlerden 400 kişinin katıldığı bu toplantıda Suriye Uluslararası Sözleşmesi'nin kabul edilmesi önemli bir gelişmedir. Böylelikle Suriye'yi nasıl bir dönemin beklediği, Baas rejiminin sonrasında devlet düzeninin nasıl olacağı orta konuldu.

Suriye konusunu uluslararası gündemde tutmaya yönelik irademizin ve girişimlerimizin bir diğer önemli göstergesi, BM'nin de devreye girmesi olmuştur. Bunun neticesinde BM Özel Temsilcisi Kofi Annan, yeni bir plan ortaya koymuştur. Bu planla, Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanması, siyasi bir sürecin başlatılması, sivil halkın korunması, tüm taraflarca silahlı şiddete son verilmesi, BM gözetiminde acilen ateşkes sağlanması hedeflenmiştir.

Bütün bunlara rağmen Suriye'de 12 Nisan sonrasında da saldırılar devam etmiştir. Bu çerçevede 14-21 Nisan tarihlerinde BM Güvenlik Konseyi kararları kabul edilmiş ve BM Gözetim Misyonu kurulmuştur. Bu misyon bugün Suriye'de görev yapıyor. Burada üç husus önemlidir. Birincisi, öncelikle Suriye ordusu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde şehirlerden tümüyle kışlalarına çekilmelidir. Şehir etraflarında tehdit oluşturmayı bırakmalıdır. İkincisi BM Gözetim Misyonu'nun 300 sayısı yeterli değildir, daha yüksek sayıda bütün Suriye sathına yayılmalıdır. Üçüncüsü ise barışçıl gösterilerin serbestçe yapılabileceği bir ortam sağlanmalıdır.''

-''Tercih değil, zorunluluk''

Suriye konusunda bugüne kadar izledikleri ilkeli tutumla ilgili çeşitli eleştirilerin gündeme geldiğini belirten Davutoğlu, ''Başkalarının yönlendirmesiyle hareket ettiğimiz, Suriye konusuna fazla müdahil olduğumuz, yalnız kaldığımız, acele ettiğimiz, savaşa sürüklendiğimiz, hatta askeri müdahaleden yana olduğumuz gibi ithamlarla karşılaşıyoruz'' dedi.

Bu eleştirileri yönetenlerin, alandaki gerçekleri, zamanın ruhunu ve AK Parti iktidarlarının dış politika anlayışını kavramaktan aciz olduklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Demokratik işleyiş çerçevesinde saygıyla karşıladığım bu eleştirilere yüce Meclis'in çatısı altında, bu kürsüden cevap vermek istiyorum. AK Parti Hükümeti, geleneksel bekle gör politikası, büyük güçlerin peşinden sürüklenmek ve başkalarının gündeminin dublörü olmak devrini kapatmıştır. Bugüne kadar dış politikada aldığımız kararlar gibi bundan sonra da alacağımız kararların adresi tektir; o da Ankara'dır, AK Parti iktidarıdır. Menşeyi Ankara olmayan hiçbir siyasetin ya da gündemin parçası olmadık olmayacağız. Politikamızı belirlerken pusulamız kendi değer ve çıkarlarımızdır. Rehberimiz ise vicdanımızdır.

Türkiye neden bu kadar öne çıkıyor? Tabii ki öne çıkacağız. Suriye ile sınırımız olacak, her gün yüzlerce Suriyeli kardeşimiz kapımıza dayanacak, ülkemize gelen Suriyeli misafirlerimizin sayısı 25 bini aşacak ve sınır güvenliğimiz tehdit edilir hale gelecek, Türkiye de bir kenarda oturup bekleyecek. Bu, Türkiye geçti arkadaşlar. Türkiye artık kendine güvenmeyen, bırakın bölgesinde inisiyatif almayı, kendi içindeki gelişmelerde bile dışarıdan icazet bekleyenlerin ülkesi değildir. Türkiye bölgesinde merkez ülkedir, bunun gereğini de yapmıştır ve yapacaktır.

Suriye ile ilgilenmek bizim için bir tercih meselesi değil, zorunluluktur. Eğer şimdi bu konuyla ilgilenmezsek gelecekte çok daha büyük problemler karşı karşıya kalırız. Suriye ile ilgili ne konuşulacaksa bundan sonra Ankara'da, İstanbul'da bizim olduğumuz mekanlarda konuşulacaktır. Suriye'nin geleceği ile ilgili, barışa, refaha ulaşması ile ilgili hangi adım atılacaksa biz içinde olacağız. Bunun başka alternatifi yoktur.

Biz Suriye dahil hiçbir ülkenin rejimini zorla değiştirmeye kalkmadık. Bir ülkenin nasıl yönetileceğine, ancak o ülkenin halkı karar verir. Bölgedeki, Suriye'deki halk hareketini biz başlatmadık. Kimseye ayaklanma çağrısında bulunmadık. Ancak kitlelerin ve makul çoğunluğun demokratik feryadına da sesiz kalamadık ve kalamayacağız. Irak, Bosna, Filistin, Ruanda'da ve daha bir çok yerde masum insanlara ne kadar bedeller ödetildiğini en iyi biz biliyoruz. Bu nedenledir ki Başbakanımız'ın da vurguladığı gibi 'zulümle abad olunmaz' diyerek bu ilkesel tavrımızı net bir şekilde ortaya koyduk, koymaya devam edeceğiz. Dost diye elimizi uzattığımız bir yönetimin eline masum insanların kanı bulaşmışsa o kan temizleninceye kadar o eli sıkmayı zül addederiz.

Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli demokratikleşme hareketini gerçekleştirmiş Sayın Başbakanımız'dan ve AK Parti iktidarından ağır silahlarla hüküm sürmek isteyen yönetim yanında olmasını beklememelidir.''

-''Barış düzeni kurulana kadar çalışacağız''-

İktidarı, Suriye politikasına ilişkin ''aceleci davranmakla'' suçlayanlara yönelik olarak ''Harekete geçmek için daha kaç bin insanın ölmesi, yaralanması, göz yaşı dökmesi, hapislere girmesi ve kaç bin çocuğun yetim ve öksüz kalması gerekiyordu?'' diye soran Davutoğlu, aslında bu eleştirinin de diğerleri gibi dış politikayı bir süreç olarak değil bir tabloya bakarak değerlendirmekten kaynaklandığını dile getirdi.

Suriye'de yönetimin her şeye rağmen şiddet politikasında vazgeçmemesinin Türkiye'ye yönelik kitlesel göç dalgası yaşanması gibi olumsuz yansımalarının olabileceğini belirten Davutoğlu, ''Biz Suriye'deki gelişmeler karşısında kendi ulusal güvenliğimizi ve çıkarlarımızı gözeterek her türlü ihtimali düşünüyor ve dikkate alıyoruz'' dedi.

Hükümet'in bu konuda ''hazırlıksız yakalandığı'' yönündeki eleştiriye de yanıt veren Davutoğlu, şunları söyledi:

''Hem 'Hükümet hazırlıksız yakalandı' gibi eleştiride bulunacaksınız hem de uzun vadede her türlü ihtimali düşünen Hükümeti savaş çığırtkanlığı yapmakla suçlayacaksınız. Bir zulümden kaçıp evlerini, akrabalarını, geçmişlerini geride bırakıp, dost, kardeş kapısına gelenlere 'Hayır geri dönün' deme basiretsizliğini göstermeyeceğiz. Bütün Suriyelilere kapımızı açık tuttuk, açık tutacağız.

Bu kürsüden bir kez daha Suriye yönetimine ve bu yönetime arka çıkanlara seslenmek istiyorum: Bugüne kadar kinin nefretin ve zulmün halletiği hiçbir mesele görülmemiştir. Suriye yönetimine her şeye rağmen arka çıkanlar büyük bir zulme de ortak olmaktadırlar.

Tarihin akışında, doğru safta, inandığımız insanlık değerleri adına özgürlük, adalet ve hakkın yanında ulusal çıkarlar açısından ise doğru yerde durduğumuz açısından bir an bile tereddüt duymadık, duymayacağız. Bu tutumumuzu da kararlılıkla sürdüreceğiz.

Suriye olayları konusunda insanlık vicdanının sesi, AK Parti iktidarındaki Türkiye'dir. Bu ses her türlü siyasi hesabın üzerinde bir erdemdir. Bu ses, insanlık anlayışımızın, tarih yorumumuzun ve gelecek tasavvurumuzun gereğidir. Bu ses, zorlu süreçte, gür şekilde çıkmaya, Suriye halkının yanında olmaya devam edecektir.

Türkiye olarak bundan sonra da Ortadoğu'da değişim dalgasını yöneteceğiz. Bu değişim dalgasının öncüsü olmaya devam edeceğiz. Bütün Ortadoğu toplumlarında Türkiye sadece dost ve kardeş bir ülke olarak değil, geleceği belirleme fikrine sahip yeni bir fikrin, yeni bir bölgesel düzenin öncüsü bir ülke olarak görülmektedir. Burada biz bu misyonun gereğini yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bizi eleştirenlere kısa bir tavsiyede bulunmak istiyorum; gidin Kahire'nin, Trablus'un, Beyrut'un, sokaklarına çıkın. Tunus'un, Kudüs'ün sokaklarına çıkın. 'Türkiye'nin Suriye politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sorun. Daha siz sormadan, size sarılacaklar Türkiye'nin takip ettiği onurlu politika dolayısıyla takdirlerini ifade edecekler. Ama Ortadoğu'da kardeş halklarla kucaklaşmak yerine dikta rejimleriyle kucaklaşanların yeni anlayışı anlamaları mümkün değil. Biz hem insanlığın ve bölge halkının vicdanı olmaya devam edeceğiz hem de ulusal çıkarlarımızı korumaya devam edeceğiz. Çünkü, zihnimizde nasıl yeni bir Türkiye iddiası varsa, yeni bir Ortadoğu iddiası da var. Yeni Ortadoğu iddiasının temelinde de etnik, mezhep farklarına dayalı değil, kardeşliğe dayalı yeni bir barış düzeni var. Bu barış düzeni kurulana kadar çalışacağız. Kim ne derse desin bu barış düzeninin öncüsü de sözcüsü de Türkiye olacaktır.''

-''Yeni bir Ortadoğu doğuyor''-

Muhalefetin kaygılarını anladığını, çünkü onların farklı bir siyaset anlayışını temsil ettiğini belirten Davutoğlu, Baas siyaseti anlayışını tercih edenlerin kendilerini anlamalarının mümkün olmadığını söyledi.

Kendilerini Suriye'de halkın anlamasının önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ''Onların bizi anladığından eminiz. Türkiye'de darbeyi savunanlar tabii ki o bölgelerde de azınlık diktalarını savunacak. Bunu normal karşılıyoruz. Ama 74 milyon Türk halkı Suriye halkının yanındadır, yanında olmaya devam edecektir. Hiçbir etnik ve mezhep farkı gözetmeden, bütün Suriye'yi kucakladık, kucaklamaya devam edeceğiz'' dedi.

Davutoğlu, sözlerine şu ifadelerle tamamladı:

''Yeni bir Ortadoğu doğuyor. Bu Ortadoğunun sahibi, öncüsü, hizmetkarı olmaya devam edeceğiz. Yeni Ortadoğu'da zulümler, baskılar, diktalar değil, halkın iradesi, halkın sesi, adaletin sesi hakim olacak. Türkiye bu sesin her yerde gür savunucusu olacak. Yeni Ortadoğu ile birlikte Türkiye'nin etrafında yeni bir barış kuşağı, istikrar ve refah kuşağı olacak. Ekonomik kalkınmamızı, demokratikleşmemizi, uluslararası itibarımızı bu yeni Ortadoğu ile birlikte geliştireceğiz.''

HABERE YORUM KAT

1 Yorum